Ana Sayfa >> Yazarlar Göksel SAYDAM | 3 Mart 2017, Cuma
Bu ülkede denetim olmazsa hiçbirşey olmaz (2)
Paylaş  
3
9
4

Aynı başlık altında geçen hafta denetimin gerekliliği türleri yöntemleri ve süreleri hakkında kaleme almış olduğum yazıma bu hafta da devam ediyorum. Esasında bu konuda geçmişte birçok görüş ve önerilerime gerek yazılı gerekse görsel basında yervermiş ve neden her kurum ve kuruluşta denetimin zorunlu olması gerektiğine vurgu yapmış, denetimin olmadığı yerde kaçakçılığın, suiistimalin, haksız kazanç elde edilmesinin, genelde ise devletin ve/veya vatandaşların mal ve can kaybına uğradıklarını açıklamıştım.

Ayrıca, geçen haftaki yazımda denetim türlerini mali ve idari olarak yapıldığını, denetim sürelerini sürekli iç denetim ve yıllık bağımsız denetim şeklinde gerçekleştirildiği mali denetim yöntemlerini ise kayıtlar üzerinde yasal mevzuata uygunluğu ve fiziken uygulanmasının mesleki tecrübeye dayalı kişiler olarak yapılması halinde başarılı olacağının altını çizmiştim.

İdari denetimlerle ilgili olarak da performans, iş güvenliği vs. yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği, verimlilik ve hizmetlerin kalitesine ilişkin yapıldığını, bu konuda etkin sonuçlar alabilmek için de ilgili kurumun çalışma sistemin de önemli olduğunu açıklamıştım.

Bu açıklamalarıma örnek olarak geçtiğimiz hafta veya aylarda yetkililerin basında çıkan beyanatlarında devlet hastaneleri depolarındaki ilaçlar ile tıbbi malzemenin 2013 yılında sonra kullanım süresi geçtiği için milyonlarca lira tutarındaki bu malların çöpe atıldığı devleti, yani halkımızın parasının çöpe atıldığını ve bu zarara sebep olanlardan hesap sorulmasının ve zarar miktarının yetkililerden tahsil edilmesinin ve görev ihmali nedeniyle yargıya havale edilmelerinin gerekliliğine vurgu yapmıştım.

Devlet ve hangi statüdeki kamu kurumu ile işletme olursa olsun mali ve idari faaliyetleri hakkında gerekli kayıtları güncel ve en gerçekçi şekilde tutmayanların uygulamalardan ve verdikleri kararlardan yarar veya verim beklenmesi mümkün değildir. Maalesef, birçok işletmeler ile kamu kurum ve kuruluşlarının gerektiği biçimde güncel muhasebe vs. kayıtları tutmadıkları veya tutmakla beraber zaman zaman doğru kayıt yapmadıkları gözlemlenmektedir. Yasallık, açıklık, doğruluk ve kurumun veya işletmenin sürekliliği (going concern) ilkesi ile kriterlerine uymayan işlemler aşağıdaki iki nedenden kaynaklanmaktadır.

Birinci neden, bazen işlemin bir hata sonucu rakamsal veya hesap türü bakımından veya gerekli açıklık yapılmadan hatalı olarak kayıtlanmasıdır. Bu hatanın masum tarafı olabilmekle birlikte hiç şüphesiz bu arzu edilen bir durum değildir. Ancak, bu durumun süreklilik kazanması veya sıklıkla tekrarlanmasını kabul etmek mümkün değildir. İkinci neden ise, işlemlerin bilerek, plânlanarak, belli bir önçalışma yaparak ve özellikle bir takım çıkar sağlamak amacına yönelik olarak onaylanmamış, uydurma veya içeriği tahrif edilmiş gerçek dışı belge düzenlenmiş veya kabul edilmiş ve yasal mevzuat ile muhasebe kurallarına aykırı biçimde kayıtlara işlenmesidir. Vergi hukukunda bu tür işlemler “ hileli vergi suçu işlemek veya teşebbüs” veya “hileli vergi suçuna iştirak” olarak tanımlanmakta ve parasal vergi cezalarına ilaveten hapislikle yargılanmak üzere ceza mahkemelerine sevk edilmeleri de öngörülmektedir.

 

Kasıtlı, kasıtsız veya kusurdan kaynaklanan hatalı işlemler daima kendi mağdurunu yaratır. Mağdur, devlet, kamu kurumu ve dolayısıyla halk veya müşteri ya da rakip işletme olmaktadır. Hatalı işlemlerde, hatanın taraflardan herhangi biri olan gerek mağdur gerekse hata yapan veya denetim yapan tarafından saptanması durumunda bu hatanın düzeltilmesi sağlanmalı ve tekrarının önlenmesi için gerekli etkin önlemler alınmalıdır. Bu nedenle, ister kamu sektöründe, isterse özel sektör ve sivil toplum örgütlerinde olsun sürekli iç denetime ihtiyaç vardır. Bu tür denetimler, yasalarca yetkili kılınan kurumların yapabilecekleri dönemsel denetimlerden ayrı yürütülmelidir.

 

Kasıtlı, yani hileli kayıt işlemleri ancak etkin bir denetim ile ortaya çıkmaktadır. Bunun nedeni ise bu hileli işlemleri yapanların bu eylemlerinin, ilgili mağdurlar veya denetçiler tarafından saptanamaması için çeşitli yöntemler kullanmak suretiyle hilelerini kamufle etmeye çalışmış olmasıdır. Diğer bir anlatımla, “minareyi çalacak olanlar kılıfını da hazırlamışlardır”. Bu tür işlemler “nitelikli suç” olarak da tanımlanmakta olup bunların saptanabilmesi için gerekli denetim tekniği bilgisine ve tecrübesine sahip yetenekli personelden oluşan ekiplerin denetim fonksiyonları ihtiyaç haline gelmekte, hatta kaçınılmaz olmaktadır.

Ancak, bu tür eylemler dışındaki maddi kayıpların veya yerine getirilmemiş mali, idari ve yönetsel yükümlülüklerin saptanması çok daha az çaba ve mesleki bilgi ile beceri gerektirmekle birlikte hükümetler bu konuda da kontrollerde bulunmaları amacıyla ilgili kurumlara destek çıkmamaktadır.

Denetim fonksiyonu, ister bağımsız denetim yetkisine sahip kişiler, isterse devlette görevli veya atanan kişiler tarafından yapılsın, en önemli unsur denetim işlemlerini yapacak olanların belli bir eğitim düzeyine ve daha da önemlisi etkin denetim deneyimine sahip olmaları kaçınılmaz bir zorunluluktur. Denetim tekniği iyi kavranmadığı, ilgili kişilerin en etkin eğitimlerden geçirilmediği ve gerekli tecrübeye sahip olmadıkları takdirde denetim çeşitli olumsuz sonuçları da beraberinde getirmektedir. “Denetim” kelimesinin tanımında “kontrol” “arama” ve yoklama isimleri altında yapılan ve yapılması gereken işlemleri de kapsadığını belirtmek isterim.

Özetlemek gerekirse, denetimin amacı, objektif yöntemler vasıtasıyla kusur, ihmal hileli işlemin veya yerine getirilmeyen yükümlülüğün ortaya çıkarılması yönünde olmalı, sadece belgenin kayıtlara uygunluğu veya kontrol edilmesiyle yetinilmemeli, gerçeğe ve mevzuata uygunluğu da dikkate alınmalıdır. Öteyandan, uluslararası denetim standartlarına istinaden yapılacak dönemsel mali ve idari denetimlerde, ilgili kurumun veya işletmenin sürekliliği (going concern) durumunda incelenerek raporlanması zorunluluğu vardır. Nitekim son yıllardaki denetimlerde denetim kurumları veya firmaları klasik denetim sonuçlarına ek olarak kurumların ve işletmelerin sürekliliği hakkında da görüşler beyan etmektedirler.

Elbette ki bu işlemleri yapan denetçinin veya denetçilerin mesleğine saygılı, cesur, bulgularını en gerçekçi şekilde değerlendirilip açıklıkla raporlama özelliğine sahip olmalıdır. Kapsamı ve amacı çok iyi bir şekilde belirlenmemiş ve planlanmamış bir denetimden azami yarar beklemek mümkün değildir. İster bağımsız denetim yetkisine sahip kişilerin, isterse devlet kurumları tarafından görevlendirilen veya atanan denetçilerin yukarıda belirtilen özelliklere sahip olmaları ve denetimlerin belirtilen ilkeler kapsamında yapılması için gerekli düzenlemelerin ve buna göre görevlendirmelerin yapılmasında yetkililer tarafından azami özen gösterilmelidir. Aksi takdirde, yapılacak denetimler sadece gösterişten öte bir yarar sağlaması mümkün olamaz ve adalet ilkeleri gerçekleşmez.

(DEVAM EDECEK)

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0

KKTC'nin vergi çıkmazının temel nedenleri ve bazı öneriler (2)
Göksel SAYDAM | 22 Mayıs 2017, Pazartesi
Geçtiğimiz haftaki yazımda KKTC’nin vergi çıkmazının çözümü için kamu maliyesinin temelini oluşturan vergi uygulamalarında öncelikle alınacak önlem ve düzenlemeler hakkında görüşler belirterek öncelikle yasaların çağd...
KKTC'nin vergi çıkmazının temel nedenleri ve bazı öneriler (1)
Göksel SAYDAM | 15 Mayıs 2017, Pazartesi
Çağdaş devletlerde kamu giderlerinin karşılanmasında, sosyo-ekonomik gelişmesinde ve vergi adaletinin gerçekleştirilmesinde başvurulan en önemli kaynak hiç şüphesiz vergi enstrümanıdır. Uluslararası vergi ilkeleri kap...
Vergi yasalarının uygulanması ve yorumlanması
Göksel SAYDAM | 2 Mayıs 2017, Salı
Bu konuya öncelikle Vergi Usul Yasası’nın kapsamından ve vergi yasalarının uygulanmasında ki kurallar hakkında bilgi vermekle başlamak istiyorum.
Değiştirilmiş şekliyle 27/1977 sayılı Vergi usul Yasası’nın 2.’nci mad...