Ana Sayfa >> Yazarlar Göksel SAYDAM | 10 Nisan 2017, Pazartesi
Bu ülkede denetim olmazsa hiçbirşey olmaz (3)
Paylaş  
13
26
13

Son iki haftadan beri bu sütunlarda her konuda ve özellikle kamu kurum ve kuruluşlardaki denetimin türleri, yöntemleri gerekliliği ile önemine ilişkin bilgiler vermeye çalıştım. Bu günkü yazımda ise denetimin olmadığı durumlarda neler olduğu ve devlet ile kamu kurumlarında nelerin olabileceğine basit örnekler vermek ve açıklamalar yapmak suretiyle denetim konusunu tamamlamayı uygun buldum. Ancak, özellikle son yıllarda sürekli kullanılan “Denetim” (Geçmişte “Murakabe” olarak anılan) kelimesinin genel anlamına ve çeşitli vesilelerle içerdiği bazı benzer kelimelerin tanımları hakkında aşağıdaki özet bilgileri de sizlerle paylaşmayı yararlı gördüm.

“DENETİM: Bir görevin usulüne uygun yürütülüp yürütülmediğini anlamak,birşeyin veya işlemin doğruluğunu ve aslına uygunluğuna bakmak,ilgili konunun özelliklerini, ayrıntılarını ve yasalara uygunluğunu öğrenmeye çalışmak veya bilinmeyen bir gerçeği ortaya çıkarmak için arama veya yoklama yapmak”.

  1. Kontrol/Teftiş:Birşeyin gerçeğe ve aslına uygunluğuna bakmak.
  2. İnceleme: Bir işi veya bir şeyi ele alıp özelliklerini, ayrıntılarını özenle

detaylı bir şekilde anlamaya ve öğrenmeye çalışmak.

  1. Araştırma: Bir gerçeği ortaya çıkarmak için aramalarda bulunmak.
  2. Yoklama: Saymak, ölçmek ve incelemek

(TÜRKÇE SÖZLÜK – TÜRK DİL KURUMU YAYINLARI 10’NCU BASKI ANKARA-2009)

Ülkemizde denetim faaliyetlerinin etkin yapılamamasının veya denetim zaafiyeti etkilerinin yolsuzluklara, kayıtdışılıklara, maddi kayıplar ile ölümlere ve hesap verememezliklere yol açtığını, dolayısıyla da hükümetlerin kamuoyunda büyük güven kaybına neden olduğunu sürekli görmekteyiz. Örneğin bugüne kadar iflas ettirilen veya iflas aşamasına getirilen, belediyeler dâhil birçok kamu kuruluşu ile iktisadi kamu kuruluşunun bu kötü duruma gelmesinin başlıca nedenin denetimsizlik olduğunu hiç kimse inkâr edemez.

Şayet denetimler zamanında ve gerektiği gibi yapılmış olsa ve uluslararası denetim standartlarının olmazsa olmazlardan olan kurumun sürekliliği (on going concern) ilkesine ilişkin gerekli raporlama yapılmış olsaydı bu kurumların sonu iflas ettirilemez veya aciz duruma düşürülmezlerdi. Hal böyle olmasına rağmen devlet kurumlarını batağa sürükleyenler veya iflaslarına neden olanların suçlarını sadece açıklamayla kalınmamalıdır.Denetimsizlik konusundaki en somut örneğiniTarım ve Doğal Kaynaklar Bakanının 30 Mart 2017 tarihinde Diyalog TV’de verdiği beyanatında görmekteyiz. Ne demiş Sayın Nazım Çavuşoğlu;

- “Siyasilerin yıllarca denetimsiz bir şekilde kullandıkları Toprak Ürünleri Kurumu’nun (TÜK) 120 milyon Doların üzerinde borcu olduğunu ancak bugün itibariyle ne kadar borç olduğu muammadır (yani bilinmemektedir).”

- “Bu kurumda en büyük gerilemenin (açığın) sebebinin arpayı yüksek fiyata alıp 10-15 kuruş daha düşüğüne satılmasının neden olduğu” gerekçesiymiş Program yapımcısının ısrarına rağmen bu işlemin hangi yıllarda olduğunu açıklayamayacağını belirtmiştir”.

Yani Sayın Bakan denetimsizlikten veya denetim boşluğundan yararlanarak kötü yönetim (mismanagement) dolayısıyla halkın malı olanTÜK’ü zarara uğratanlardan hesap sorulmasını ve yargıya havale edilmelerini herhalde istemiyor. Bu tutum devletiyönetenlere hiç yakışmamakta olup bu davranış KKTC’ne karşı bir aidiyetsizlik göstergesidir. Merak edip sormak istiyorum, şayet Sn. Bakana ait herhangi bir işletmesine veya malvarlığında başkaları tarafından zarar verilmiş olaydı acaba kendisi yargıya başvurup hakkını aramayacak mıydı?

Dikkatimi çeken bir diğer husus ise bugünkü hükümetin iktidara gelmesinden sonra aradan yaklaşık bir yıllık bir süre geçmiş olmasına rağmen Maliye Teftiş Kurulu’nun ve Sayıştayın denetimlerin devam ettiğini gerekçe göstererek TÜK’ün mali durumu hakkında kesin bilgiler vermemesini gerekçe olarak göstermesinin nedeni denetim gerekliliğine, potansiyeline ve denetim sonuçlarına hükümet edenlerin ne kadar önem verildiğini açıkça göstermektedir.

Borç-alacak, aktif-pasif ve diğer yükümlülüklerine ilişkin mali durumu kesin olarak bilinmeyen bir kurumun veya işletmenin içinde bulunduğu çıkmazdan nasıl kurtulacağı ve sürekliliğini nasıl devam ettireceğini doğrusu çok merak edilen bir konudur. Devlet başka kurum başka gerekçesine dayandırılarak sanki devlet suçluymuş gibi borçları devlet bütçesine aktarmak suretiyle başarılı icraatlar yapıldığını göstermek sadece kamuflajdır ve gerçeği değiştiremez. Cevizcinin çuvalından oynama anlayışıyla her mali yükümlülüğü devlet bütçesine yıkarak bu mali açıkların vatandaşın ödediği veya ödeyeceği vergilerinden karşılanmasını talep etmek çok büyük bir adaletsizliktir. Denetimsizliğin ve kötü yönetimin sebep olduğu zararları neden halkımız ödesin?

Denetimler gerektiği gibi ve uluslararası standartlarda zamanında yapılmış olsa idi KKTC’nin kamu kurumları bugünkü olumsuzlukları yaşamazlar ve birçoğu iflas etmezlerdi.

Gelelim “denetimin” KKTC’deki durumuna. Zaten her bakımdan bozuk, sistemsiz ve hantal olan kamu hizmetleri bir de etkin ve sürekli denetim dışı bırakılırsa durum birçok kamu kurum ve işletmesinin akıbeti gibi olur. Nitekim kamuya ait işletmeler veya iştirak ettiği kurumların siyasi rant uğruna yapılan gereksiz istihdamlar ile harcamalar sonucu her yılki zararlarının artması yanında son yıllarda zimmete para geçirme, haksız çıkar sağlama gibi eylemlerin de her geçen gün arttığını ancak hükümetin bu kurumlarda iyileştirici her hangi bir önlem almadığını veya etkin bütçe disiplini uygulamadığını üzülerek görmekteyiz. Hükümetin almayı öngördüğü yegâne önlem bunları elden çıkarmak için yöntemlere başvurmaktır.

Ay geçmiyor ki bir kamu kurum ve kuruluşunda bir yolsuzlukla veya israfla karşılaşılmasın. Kamu disiplini veya bütçe disiplini sadece personelin mesai saatlerine uyup uyulmadığının denetimi veya halk yararına olan eğitim, sağlık vs. hizmetlerinin giderlerini kısmakla sağlanamaz. İlgili kurumun ve personelininperformans ölçümü veya bütçe disiplini için mali ve idari amaçlı denetimler de gereklidir. Her denetimin kendine özgü genel ve teknik yöntemleri ile özellikleri mevcut olup buna azami dikkat gösterilmelidir.

Acaba her konuda denetim isteyen iktidar mensubu siyasetçiler gerçekten var mı? Bu tartışmaya açık bir konudur, çünkü denetim bir tür hesap verebilirlik olup denetime tabi tutulacak olanın veya olanların gelecek seçimlerde kendilerine oy vermeme endişesidir. İster kamu sektörü, ister özel sektör işletmeleri veya sivil toplum örgütleri olsun, her zaman denetimin öneminden söz edenler bu denetimin fiiliyata geçirilmesinden pek, hatta hiç hoşlanmadıkları kanaatindeyim.

Başka ülkelerdeki devlet ve kamu kuruluşları ile özel sektör işletmelerinde sadece dış denetim yapılmamakta, sürekli görev yapan iç denetim organları da mevcut olup denetim sonuçları hakkında yönetime mali ve idari bulgular ile sürekliliğinin devamı konularında dönemsel raporlar sunmaktadırlar. KKTC’de kaç tane kamu denetim kurumu varsa hepsinin şikâyeti ya kadro eksikliği ya da lojistik veya yasal düzenleme eksikliğinden kaynaklandığı mazeretine dayandırıldığını görmekteyiz. Bu konulara ilişkin çözüm çareleri tüm gelmiş geçmiş hükümetlerde görev almış olan siyasiler ile en yetkili makamlar tarafından yıllarca ve sürekli dile getirilmiş olunmasına rağmen hiçbirine çözüm getirilmemiş olması, diğer konularda olduğu gibi “cek-caklarla” geçiştirilmiştir.

KKTC’nin sosyo-ekonomik bakımdan bugünkü kötü durumunun nedenleri arasında plansızlık, öngörüsüzlük, denetimsizlik, kayıtdışılık ve birçok üst kademe yöneticisi ile iktidardaki birçok siyasinin iş bilmezliği ve herkesin kendi geleceğine yönelik kişisel veya zümresel icraatlarını sayabiliriz.Bu duruma kimlerin sebep olduğunu hiç düşündük mü? Bazı siyasiler ve birçok kamu görevlileri için kamu malı hakkı veya hizmet kalitesi hiçbir anlam ifade etmemekte olup onlar için bu mallar ister elden çıkarılsın isterse zayi olsun kimin umrunda?Onlar için önemli olan her ay maaşlarını almak ve geleceklerini daha da teminat altına almaktır. Şayet onlar için kamu malı, hakkı ve hizmetleri bir anlam ifade etmiş olsaydı devlet hastanelerinin lojistik bakımdan donatılacağı yerde hastaları özel hastanelere sevketmek suretiyle 50 milyon TL’sını aşkın miktarlar ödenmezdi. Etrafa bir bakacak olursak bitmiş ancak ekonomiye katkı sağlayacak durumda olan ancak faaliyete geçirilmemiş veya değerlendirilmemiş birçok tesis ve taşınmaz mal atılı vaziyette durmakta ve çürümektedir.

Önemli olan, iktidarların halkın refahını ve yaşamını kolaylaştırmaktaki niyet ve kararlılık olup bununda ayrılmaz bir parçası olan etkin denetimdir. Bu özellikleri ne geçmişteki, ne de bugünkü hükümette görmek mümkün değildir. Uygulanan yegâne yöntem hiçbir kritere dayanmayan, sınavsız veya göstermelik kahve sohbetli mülâkatlarla siyasi rant uğruna devlete memur ve işçi istihdam etmektir. Bu kişilerin yetkilerinin, görev ve sorumluluklarının ne olduğu hiçbir yasada belirtilmediği için bunların yapacakları suiistimallere ilişkin müeyyidelerin ne olduğu da tartışma konusudur. Bunların bilerek veya bilmeyerek yapacakları muhtemel hatalardan veya neden olacakları zararlardan kim sorumlu olacaktır? Gördüğüm kadarıyla çeşitli denetim kurumları arasında örneğin görev ve sorumluluğunu en etkin ve ciddi bakımdan yerine getiren kurum, KKTC Merkez Bankası, Yüksek Kamu Denetcisi (Ombudsman) ile Polis örgütüdür. Neden mi? Çünkü bu, kurumun en üst hiyerarşik yetkilisinin kararlılığı, siyasal popülizimden ve çıkardan uzak ciddi davranışları ile ilgilidir.

Siyasi korumacılık ve rant elde etme amacı terk edilip üretimi ve verimliliği artırmak için ödül ve ceza sistemine geçilmediği sürece bu ülkede halkın yararına hiçbir şey yapılamaz.

Ne demiş büyüklerimiz, “Menfaate Dayanan Sistem, Sistem Değildir.” Canla, kanla ve binbir fedakârlıklarla kurmuş olduğunuz devletimizin içine sürüklendiği durum maalesef iç açıcı değildir. Bu iç açıcı olmayan durumun Kıbrıs meselesinin çözümüne endeksleyerek düzeltilmesini beklemek umutsuz vakadır. İster çözüm olsun veya olmasın KKTC’nin sosyo-ekonomisinin düzeltilmesinin ancak bizi yöneten hükümetlerin yapacağı düzenleme ve alacağı önlemlerle mümkün olacaktır. Bu duruma çare bulunmaması halinde Kıbrıs müzakerelerinde muhtemel çözüm sonrasıTürk tarafının sosyo-ekonomik geleceği pek de iyi olmayacağı kanaatindeyim.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0

KKTC'nin vergi çıkmazının temel nedenleri ve bazı öneriler (2)
Göksel SAYDAM | 22 Mayıs 2017, Pazartesi
Geçtiğimiz haftaki yazımda KKTC’nin vergi çıkmazının çözümü için kamu maliyesinin temelini oluşturan vergi uygulamalarında öncelikle alınacak önlem ve düzenlemeler hakkında görüşler belirterek öncelikle yasaların çağd...
KKTC'nin vergi çıkmazının temel nedenleri ve bazı öneriler (1)
Göksel SAYDAM | 15 Mayıs 2017, Pazartesi
Çağdaş devletlerde kamu giderlerinin karşılanmasında, sosyo-ekonomik gelişmesinde ve vergi adaletinin gerçekleştirilmesinde başvurulan en önemli kaynak hiç şüphesiz vergi enstrümanıdır. Uluslararası vergi ilkeleri kap...
Vergi yasalarının uygulanması ve yorumlanması
Göksel SAYDAM | 2 Mayıs 2017, Salı
Bu konuya öncelikle Vergi Usul Yasası’nın kapsamından ve vergi yasalarının uygulanmasında ki kurallar hakkında bilgi vermekle başlamak istiyorum.
Değiştirilmiş şekliyle 27/1977 sayılı Vergi usul Yasası’nın 2.’nci mad...