Ana Sayfa >> Yazarlar Göksel SAYDAM | 15 Mayıs 2017, Pazartesi
KKTC'nin vergi çıkmazının temel nedenleri ve bazı öneriler (1)
Paylaş  
16
27
16

Çağdaş devletlerde kamu giderlerinin karşılanmasında, sosyo-ekonomik gelişmesinde ve vergi adaletinin gerçekleştirilmesinde başvurulan en önemli kaynak hiç şüphesiz vergi enstrümanıdır. Uluslararası vergi ilkeleri kapsamında çağdaş vergilendirme sistemi uygulayan ülkeler, savurgan bir zihniyete sahip değiller ise, bu özellikleri dolayısıyla elde ettikleri vergi gelirleri kendilerini sosyal ve ekonomik gelişmişliğe götürür.

Bunun aksi olması halinde o ülkenin kamu maliyesinin açıkları çoğalır, dolayısıyla da vergi gelirlerinin hizmet olarak halka dönüşü aksadığı için sosyo-ekonomik dengesi bozulur ve yozlaşmalara neden olur. KKTC’nin bugünkü vergi sisteminin temelleri 1982 yılında yürürlükte bulunan 1961 Türk Cemaat Meclisi (Şahsi Vergiler) Gelir Vergisi Kanunu’nu yürürlükten kaldıran 24/1982 sayılı Gelir Vergisi Yasası ile atılmıştır. Ancak, gelmiş geçmiş hükümetler ilerleyen yıllarda meydana gelen uluslararası vergi hukuku düzenlemeleri ile ekonomik koşullar ve ülke gerçekleri dikkate alınarak gerekli çağdaş düzenlemeler yapılmamış, vergi adaletini, vergi tarh, tahakkuk ve tahsilât sistemini ve halkın vergi verme bilincini maalesef gerektiği gibi gerçekleştirememiştir. KKTC’deki vergi yasaları değişiklikleri genellikle bütçe gelirlerinin her sıkıntıya girdiği dönemlerde veya popülizm uğruna ele alınarak gerçekleştirildiği için hükümetler bu düzenlemeleri yaparken özellikle vergi yükünün arttırılması görüşü veya spesifik konularda muafiyet bahşetmek anlayışı içinde hareket etmekte ancak piyasada veya sosyo-ekonomide meydana gelecek olumsuzluklar dikkate alınmamaktadır.

Giderlerini karşılayacak, olan geniş tabanlı ve etkin bir sisteme dayalı bir sistem oluşturulamadığı için gelirinden çok fazla gideri olan KKTC kamu maliyesinde aşırı giderlerin oluşmasındaki başlıca neden plansız, programsız, yersiz ve gereksiz istihdamlar ile mal ve hizmetler için yapılan harcamalardır. Başka bir neden ise, ileride doğabilecek mali sıkıntılara karşı muhasebe biliminin temeli olan “ihtiyatlılık ilkesinin” hiç düşünülmemiş olmasıdır. Örneğin,  Kıbrıs’ın AB referandumu dolayısıyla 2004 yılında başlayan yatırım ikliminin neden olduğu, bütçe gelir artışlarının o zamanki hükümetin elde ettiği kaynağın hiç bitmeyeceği düşüncesinin yarattığı ortam, sözkonusu harcamaları kamçılamış olması nedeni ile bütçelerde büyük açıkların meydana gelmesi bir örnek olarak gösterilebilir

KKTC’nin içinde bulunduğu bu durumun düzeltilmesinde nelerin yapılabileceğini veya nereden başlanabileceğini irdelerken bütçenin iki önemli ilkesinden birini oluşturan harcamalar kısmına çok az değineceğim. Bunun nedeni ise, “en pratik gelir kaynağı tasarruftur” ilkesinin veya atasözünün herkes tarafından gayet iyi bilinmesidir. Bir an için hükümetin yerli yersiz yaptığı harcamaları gözönüne getirelim. Bu küçük ülkede birçok hizmet ve makam arabasının kullanımı, en ufak törenler için bile otellerde verilen resepsiyonlar, gereksiz elemanlardan oluşan kafilelerle gerçekleştirilen yurtdışı seyahatler, yapılan reklâmlar, törenlere gönderilen çiçekler v.s. objeler, kamusal hizmetlerin verimsizliğinden veya sistemsizliğinden dolayı ödenen ek mesailer, gereksiz istihdamlar ve hizmet alımları kamuflajı dolayısıyla yapılan harcamaların miktarı ne kadardır? Bunların yapılması ne kadar zorunludur. Acaba bunlar hiç dikkate  alındı mı veya analiz edildi mi? Temennim tüm harcamaların objektif bir değerlendirmeden geçirilerek harcamalarla ilgili acilen gerekli tasarruf önlemlerinin başta Bakanlıklar olmak üzere kamu kurum ve kuruluşları tarafından alınmasıdır. Sözde “bütçe disipline” vurgu yapmak ancak pratikte bu disipline uymamak demagojiden başka birşey değildir. Unutulmamalıdır ki ekonomik olumsuzluklar dolayısıyla bütçede öngörülen vergi gelirleri de reel esasta bir önceki yıla göre azalma eğilimi göstermektedir.

Bütçenin diğer kısmı olan “gelirler” kısmını ele aldığımız zaman hiç şüphesiz akla öncelikle dolaylı ve dolaysız vergiler ile fonlar ve harçlar gelir. Bir an için tüm vergi yasalarımızı güncelleştirmiş ve vergi sistemimizi de çağdaş düzeye getirmiş olduğumuzu varsayalım. Bu vergilerin tarh, tahakkuk ve tahsilini yapmakla görevli Vergi Dairesi ile diğer tahsil amirliklerinin personeli acaba gerekli eğitim, bilgi, vizyon, tecrübe, teknik araç-gereç v.s. lojistik olanaklara sahipmiler? Bu konuya olumlu bakmak mümkün değildir. Özellikle aşağıda özetlemeye çalışacağım hususlarda çok ciddi boyutlarda eksikliklerimiz bulunmakta olup öncelikle bunlara çözüm getirilmesi gerekir.

Her konuda olduğu gibi yasaları uygulayacak kadrolardaki personelin hiyerarşik yapısı, mesleki eğitim durumu ile lojistik olanaklar çok önemlidir.

Kamu maliyesinin esasını oluşturan vergi bilimi çok dinamik bir içeriğe sahip olup muhasebe ve diğer bilim dalları ile de yakından ilgilidir. Bu nedenle, Vergi Dairesi’ndeki görevlilerin öncelikle muhasebe, denetim ve vergi hukuku ile halkla ilişkiler konularında çok sıkı bir eğitime tabi tutulmaları ve bu eğitimlerinin çeşitli düzeylerde sık sık tekrarlanmak suretiyle ihtisas düzeyine çıkarılması gereklidir. Bugün güncelleştirilmiş yazılı vergi ve mali mevzuata sahip olmayan veya bunlarla bağlantılı diğer mevzuat hakkında yeterli bilgisi veya kaynağı bulunmayan bir görevliden tam performans beklemek mümkün değildir.

Elbette ki yukarıdaki özellikler tek başına başarı getirmez. Buna paralel yasaların güncelleştirilmiş ve alt yapısı olanaklarının da sağlanmış olması gerekir. Yasaların güncelleştirilmiş olması demek idareye tek taraflı sınırsız yetkiler vermek anlamına gelmez. Vergi yükümlülerinin de hakları gözetilmeli ve ekonominin gelişmesi için işletmelere teşvikler ve güvenceler sağlanmalıdır. Kısacası yapılacak yasal düzenlemeler adalet ilkelerine dayalı tarafların haklarını korumalıdır.

Çağdaş ülkelerde her Bakanlığın bir eğitim merkezi bulunmakta ve bir program dâhilinde tüm personel statü ve görevlerine göre dönemsel eğitime tabi tutulmakta, tayin ve terfileri ile özlük hakları bu eğitimlerde gösterecekleri performansa göre saptanmaktadır. Ayrıca, her bakanlık ve özellikle Ekonomi ve/veya Maliye Bakanlıkları bünyesinde ilgili konuda uzmanlardan oluşan ve mevcut veya yapılan yasal değişikliklerin öngörülen amaç doğrultusunda ne derece gerçekleşip/gerçekleşmediğini en objektif şekilde izleyip değerlendirecek ve önerilerde bulunacak olan “İzleme-Değerlendirme ve Strateji Belirleme Birimi” oluşturması her ülkede olduğu gibi gerekli hatta zorunludur.

Hâlbuki bugünkü KKTC uygulamalarında böyle bir yöntem ve uygulama yoktur. Şimdiki personel rejimimizde özlük hakları “er girer general çıkar” esasına dayandırıldığı için kamu görevlileri çaba harcamaya gerek duymamakta, daha hızlı terfi almak için iktidardaki siyasi partilere kendilerini kanıtlamak amacıyla yağcılık ve yalakalık yapmayı daha pratik görmektedirler. Özellikle de “ödül ve ceza” uygulaması olmayan veya uygulanmayan kamusal görevlerde bunun aksini beklemek ise bugünkü anlayışta saflıktır.

Dünyada en zor mesleklerden bir tanesi hiç şüphesiz vergi memurluğudur. Çünkü en azından vergi hukukuna hâkim olma yanında muhasebe bilimi ve uygulamaları ile şirketler hukuku hakkında da geniş bilgi sahibi olunması gerekir. Örneğin, mülkiyet hukuku, bankacılık, sigortacılık hukuku, dış ticaret hukuku, muhasebe ve denetim bilimi v.s. konularda da yeterli bilgi sahibi olunması gerekir. Vergi yasalarında uygulayıcılara verilmiş olan re’sen vergi tarh etme ve ceza kesme yetkisi ile ilgili birkaç maddeyi ezberleyip halkın da bilinçsizliğini avantaj olarak kullanarak görev yapmaya çalışmak, devletin vergi gelirlerinin tahsilâtını daha da zora sokmaktan başka işe yaramadığı gibi işletmelerin hükümet icraatlarına olan güvensizliğini daha da artmasına neden olmaktadır. Kaldı ki bu yetkiler 2015 yılında Vergi Usul Yasasında yapılan değişikliklere sınırlandırılmış olmasına rağmen halen bu değişiklikleri okuma zahmetinde bulunmamış olan bazı görevliler eski bildiklerini halen uygulamaya çalışmaktadırlar. Bu da ilgililerin mesleklerine ne kadar ne kadar önem verdiklerini açıkça göstermektedir.

Bırakın görevle ilgili bilinmesi gereken yasaların gerektiği gibi okunmamasını, tüm kamu görevlilerini yakından ilgilendiren İYİ İDARE YASASI’nın içeriğinde haberleri olmayan yüzlerce kamu görevlisi vardır.

Diğer önemli bir husus da, birçok görevlinin “vergi psikolojisi” hakkında yeterli mesleki bilgi sahibi olmamasıdır. Bunu sadece vergi memurlarında değil birçok siyasi kamu görevlisinde de görmek maalesef mümkündür. Bu konuda da gerekli eğitimlerin verilmesi gerekmektedir. Her şeyden önce de bu görevlilerin birer “kamu görevlisi” oldukları ve görevlerinin halka hizmet olduğunu, dolayısıyla vatandaşın bilgisizliğinden avantaj çıkarmamaları gerektiğini çok iyi bilmeleri gerekir.

( DEVAM EDECEK )

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
1
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0

KKTC'nin vergi çıkmazının temel nedenleri ve bazı öneriler (2)
Göksel SAYDAM | 22 Mayıs 2017, Pazartesi
Geçtiğimiz haftaki yazımda KKTC’nin vergi çıkmazının çözümü için kamu maliyesinin temelini oluşturan vergi uygulamalarında öncelikle alınacak önlem ve düzenlemeler hakkında görüşler belirterek öncelikle yasaların çağd...
Vergi yasalarının uygulanması ve yorumlanması
Göksel SAYDAM | 2 Mayıs 2017, Salı
Bu konuya öncelikle Vergi Usul Yasası’nın kapsamından ve vergi yasalarının uygulanmasında ki kurallar hakkında bilgi vermekle başlamak istiyorum.
Değiştirilmiş şekliyle 27/1977 sayılı Vergi usul Yasası’nın 2.’nci mad...
Servet üzerinden alınan vergiler
Göksel SAYDAM | 24 Nisan 2017, Pazartesi
Devletlerin sosyal adalet ilkelerini gerçekleştirmek kapsamında kamu giderlerini karşılamak amacıyla vergi olarak elde ettikleri gelirler konularına göre gelir, servet ve gider unsurları gözönünde bulundurmak suretiyl...