Ana Sayfa >> Yazarlar Serhat İNCİRLİ | 12 Ekim 2017, Perşembe
Olmuyorsa, bir şeyler doğru gitmiyorsa, sil baştan başlamak zorundayız!
Paylaş  
13
18
14

(Kısacası, Başkanlık Sistemi kaçınılmazdır; en azından denemeliyiz)

Ülkede “bozulmayan” sektör, kurum, parti, kişi, karakter kaldı mı?

Bir elin parmaklarını geçmiyor!

Herkes sanal ortamda dürüst, karakter sahibi ve tek bozulmamış gibi duruyor ama lütfen kabul edelim, her yerde, her alanda, her noktada bozulduk.

Kaldı ki sanal ortam en iğrençleştiğimiz yer!

Tümümüz ganimetçi ve çıkarcı olduk.

“Biz düzelteceğiz” diyen çok iyi niyetli gençler veya siyasi oluşumlar yok mu?

Elbette vardır!

Ama bu siyasi grup ya da partilerin iktidara geldiklerini varsayalım; bürokrasinin köşe taşlarını tutanlar ne olacak?

Açık ve net!

Sizinle dalga geçecek bir mafya sistemi kurulmuştur bürokraside; “kimsen be sen?” diye soracak size bir müdür ve kalakalacaksınız!

Hatta bırakın müdürü, odacılar, kahveciler, memurlar, sekreterler sizi sallamayacak!

Haaa yasaları, çalışma kurallarını falan mı işleteceksiniz?

İşten atmakla mı tehdit edeceksiniz?

Sendikalar dikilecek karşınıza!

Hastanelerde, çeşitli devlet dairelerinde, kooperatiflerde, vakıflarda, her türlü kamu kuruluşunda, kimse sözünüzü dinlemeyecek.

Kimse işe gitmeyecek.

Hasta izni, yasal izin derken, kimseden hesap da soramayacaksınız.

Müşavir konusu mu?

E tüm müsteşar ve müdürler belki bir kaç istisna, fanatik parti militanı değil mi?

Yenilerini atamayacak mısınız?

Sistem öyle emrediyor size!

Seçimde ebenize, ananıza dümdüz giren müsteşarlar, müdürlerle mi çalışacaksınız?

-*-*-

Sadece devlet bürokrasisinin çökmesi mi sorunumuz?

Hayır!

Üniversitelere bakın.

Belki de eğitim kalitesi yükseliyordur.

Üniversitelerimizden mezun çok sayıda öğrenci, çeşitli ülkelerde önemli yerlere geliyor; kalite daha da yukarı çekiliyordur.

Mesela geçtiğimiz gün bir YDÜ mezununun Sivas Valisi olduğunu öğrendiğimde, inanın gurur duydum.

Ama üniversitelerimizin öğrenci sayısının bundan sonra plansız bir şekilde artmasını, doğru bulmam...

Kalite düşecek.

Ama kalitenin düşmesinin ötesinde, önüne geçilemeyecek yeni suç türleri, yeni sosyal sorunlar ortaya çıkacak.

Bebekler doğacak ve terkedilecek mesela!

Polisin başa çıkmakta zorlanacağı çeteler çoğalacak!

Suç sayısı ve çeşidi artacak...

-*-*-

Bu arada siyasi çözümsüzlük ve ekonomik sıkıntılar yanında; hamaset yapan siyasiler nedeniyle, Kıbrıslı beyin göçü artacak.

Anastasiadis’in söylediğini veya şu şekilde ifade edeyim, “Anastasiadis’e söylenenleri” kimse kulak arkası etmesin; Kıbrıs’ta, “ucube” bir dini yapı oluşacak.

Neden ucube?

İslam’a dil uzattığımı sanmasın kimse.

Tam tersine, İslam’ın muhteşem bir din olduğuna inanıyorum. İslam’ı istismar edenlerin de çok ciddi suçlular olduğundan eminim.

Kıbrıs’ta oluşacak “ucube” dini yapının, huzur dini İslam’la alakası olmayacak.

Sosyal çatışmalar çoğalacak.

-*-*-

Uluslararası hukuktan ve denetimden uzak kalmaya neden olan siyasi çözümsüzlük, başımıza gelecek her türlü felaketin tek sebebi olmayı sürdürecek...

-*-*-

Peki ne yapmak lazım?

Defalarca yazdık.

Yazmaya devam edeceğiz...

Seçim sisteminin ülke geneline yayıp, seçim yasasında değişiklik yaparak, tüm ülkenin, tüm adaylara oy verebilmesi gibi saçmalamalar bir yana bırakılacak ve kesinlikle Güney Kıbrıs’taki başkanlık sistemi aynen kopyalanacak...

Derhal.

Hemen şimdi Meclis oturmalı, halka en iyi şekilde açıklanmalı, başkanlık sistemi önce Meclis’te sonra gerekirse referandumda onaylanmalıdır.

-*-*-

Siyasi çözümden asla uzaklaşmadan, birincil hedef olarak çözümü kucaklamaktan kesinlikle vazgeçmeden; “içimizi de temizleyebilmek” adına, parlamenter sistemi değişmeliyiz.

-*-*-

Bir başkan seçilecek.

Sorumluluk ona ait olacak.

Kabineyi o belirleyecek.

Dışişleri Bakanı, “Sizin cumhurbaşkanınız, bizim cumhurbaşkanımız” diye ayrım yapmayacak.

Gerektiği takdirde, yine Güney’dekine benzer, danışma nitelikli bir Ulusal Konsey oluşturulabilir...

Parlamento sadece yasa yapacak.

Yürütme, yargı ve yasamanın yani kuvvetlerin ayrılığı mutlak olacak...

-*-*-

Rüşvet, torpil, patronaj, çevre bilinçsizliği, hedefsizlik, çıkarcılık ve ganimetçilik alışkanlıklarından uzaklaşılması amacıyla toplumsal projeler hazırlanacak.

Yasalar işte o zaman çalıştırılacak ve devletteki bürokrasi mafyası temizlenecek.

Evet, gerekirse devlet küçülecek.

-*-*-

Türkiye ile düzeyli ilişki kurulacak.

Eğer Türkiye, örneğin yılların Kıbrıslı kurumu Kooperatif’i batırıp, Ziraat Bankası’nı veya Halk Bankası’nı öne çıkarmaya çalışıyorsa; buna dur denecek... (Öyle yapıyorlar demedim ha... Hemen pipiriklenmeyin...)

Evet, Türkiye ile ilişkiler, çok iyi dost iki ülke ilişkisi olacak.

Evet, yapılacak çok şey vardır.

Evet, benim gençlerim işsizse, Türkiye’ye, “gönderme öğretmen canım benim, ihtiyacımız yok” denebilecek.

Anlaşma yaptıydık, protokol imzaladıydık mazeretine yatılmayacak.

Ama bu yapılacak olan şeylerin arasında, “biz kesinlikle temiz insanlardan oluşan bir partiyiz veya biz Türkiyelilerin partisiyiz, ya da biz hiç denenmemiş partiyiz, seçin bizi, kurtaralım sizi” yalanı olmayacak.

-*-*-

İzlanda’nın futboldaki başarısını birlikte izliyoruz değil mi?

Müthiş bir disiplin.

Sağlam bir eğitim.

Kültürlü insanlar topluluğu.

Takımı bir yana bırakın, tüm dünyayı etkileyen bir taraftar kitlesi...

Nüfus 300 bin kadar.

Sadece balıkçılıkla geçinen bir ülkedir İzlanda...

Evet, balina falan yakalıyorlar ama düşünmek zorundayız.

Düşünmek ve kıskanmakla mükellefiz.

Nüfusumuzu bilmiyoruz, planımız yok, programımız yok.

Para politikamız bulunmuyor, maliye politikamız hiç yok.

Atıp tutuyoruz.

Yol bile yapamıyoruz.

Boru döşeyemiyoruz.

Hamasetle idare ediyoruz, idare ediliyoruz.

E olmuyor.

Olmuyorsa, sistemi değiştirip, sil baştan başlamak zorundayız.

RUH SAĞLIĞIMIZ VE ZİMBABVE ÖRNEĞİ

Sadece 2 uzman hekim; 18 bin hastaya bakıyormuş.

Nerede?

Bizim ruh ve sinir hastanesinde!

2 uzman hekim!

18 bin hasta...

Hekim başına dokuz bin hasta düşüyor!

9 bin bölü 365...

Eşittir 25... Hade bilemediniz 24...

18 bin hasta, senede bir kez hastaneye gitse; bir doktor, sıfır tatil çalışarak, günde 24 hastaya bakar demektir...

Bu nasıl bir laciverttir?

Bu nasıl bir devlettir?

Vay anam, okullarda çocuklara havuz problemi olarak sorulabilecek en mantıksız soru sanırım budur...

Zimbabve’de durum daha vahim aslında...

Daha önce de yazmıştım.

Yaklaşık 16 milyon nüfusa 13 psikiyatrist düşüyormuş bu ülkede.

Ve devlet, eski – emekli hemşirelerden, “nene” projeleri geliştirmiş.

Emekli uzman hemşireler, ülkedeki 30 bin civarında depresyonlu hastaya, bir bankta oturup, onları dinleyerek hizmet vermeye çalışıyormuş.

Nineniz sizi dinler gibi!

Bu projeyi, bizimkilere de öneriyorum.

İsteyene ilgili makaleyi gönderebilirim; okusunlar...

Ya da The Guardian gazetesinde, “Harare's park bench grandmas: 'I speak to them and feel a load is lifted off my heart'” adlı makaleyi tercüme edip okuyun...

KATE BOSWORTH

Amerikalı 34 yaşındaki aktris Kate Bosworth, Los Angeles – California’da, "Jane" belgeselinin galasında görüntülendi... Muhteşemdi...

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
4
 
0
 
1
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0

Yağmur geliyor hayırlı olsun!
Serhat İNCİRLİ | 24 Ekim 2017, Salı
Yazının başlığı, “giriş kısmı” ile alakalı...
Sonra, kendiliğinden “başkanlık sistemi” ve “siyasi çözüme” kayacak... Başlarken hatırlatayım dedim...
Evet yağmursuz bir ülkeyiz...
Kurak...
İşte ispatı!
Bugün, yarı...
Karamsar bir pazartesi yazısı! (İyi şeyler oldu da yazmadık mı?)
Serhat İNCİRLİ | 23 Ekim 2017, Pazartesi
Diane Abbott... 64 yaşında İngiliz kadın siyasetçi... İlk “Afrika kökenli” kadın İngiliz İşçi Partisi milletvekili...
Sosyalist...
Gölge İçişleri Bakanı...
Yani partisi iktidar olursa, o bakanlığa çok yüksek bir ol...
İhtiyacımız olan tek şey çözümdür; garantiler ve güvenlik çağdışı saçmalıktır
Serhat İNCİRLİ | 22 Ekim 2017, Pazar
Bireysel suçlar veya suçlular; güvenlik ve garantilere gerekçe olarak gösterildi mi?
Evet gösterildi...
Bazı faşist Rumların, ELAM’cı ırkçıların, uyuşturucu bağımlısı beş altıkişinin “saldırıları”, “bunlarla birlikt...