Ana Sayfa >> Yazarlar Ferhat ATİK | 12 Ocak 2017, Perşembe
Nerde o eski kelebek sancıları!
Paylaş  
17
29
17

Bu yazı, modası geçmez bir dönemin aşıklarına ithaf edilmiştir.

Yaşadığımız zamanda aşk nasıl yaşanıyor?

Mesela hala avuç içleri soğuk soğuk terliyor mu, bir an O’nu görebilme ihtimali doğduğunda? Hala yatak odası tavanları tanıklık ediyorlar mı, dik dik kendisine bakılan, uykusuz gözlerdeki hasrete?

O’na duyguları açmadan önce, günlerce gecelerce düşünülürken, hala karın boşluğunda aynı kelebekler ısrarla uçuşuyorlar mı?

Mesela hala, ilk sözlerden önce ilk satırları içeren mektuplar var mı? Öyle ki, bembeyaz bir sayfaya ilk cümleyi yazarken defalarca düşünülen, silinip silinip yeniden yazılan, defalarca beğenilmeyip yırtılan türden mektuplar var mı hala? Hani her cümlesi dünyanın en gerçek duyguları ile donatılan.

Sahi, yaşadığımız zamanlarda aşk nasıl yaşanıyor?

*

Ben, kendi zamanımdan getirdiğimi biliyorum, daha çok. Her satırı defalarca düşünülerek sayfalarca yazılan mektuplar, yazılmakla kalmayan, bir de vermeden önce günlerce yaşanan heyecanları biliyorum. Ya da, mektubu verdikten sonra beklemenin ne kadar uzun geldiğini. Zamanın göreceli olduğuna en büyük kanıt olan o günleri, saatleri dakikaları, hatta saniyeleri biliyorum.

Cevabın geleceği gün ise yine zamanın jeolojik devinim hızına indiğini, hatta durduğunu biliyorum mesela.

Öte yandan; baktığınız her yerin hep o olduğu, ‘konuşan herkes sussa keşke sadece ve her an o konuşsa’ diye neredeyse dua edildiğini, hem kimseler duymasın sadece sizde yaşansın heyecanını ama aynı anda dünya alem bilsin karmaşasını, daha kazanmadan bile kaybetme korkusunun verdiği hassasiyet, ilgiyi ve değer vermeyi biliyorum. Daha tek kelime konuşmadan üstelik!

Ya görüşme?!

Bin yıllık bir geleneğe hazırlanırcasına yaşanan sürecin ardından, sadece ve sadece konuşulması gerektiği kadar konuşulan ve birbirinin gözlerine kaçamak da olsa hapsolan anlar. O anlar ki; bu kez tüm evrenin evrimi bir ana sıkışmışçasına ihanette olan zamanın acısı ile vedalaşmaya giden ilk görüşme.

*

Siz bu günlerden ne bilirsiniz bilmiyorum. Ama inancım o ki; bu seremoniler artık yok. Kelebek sancıları duyulmadan yaşandığındandır, aşkın ömrünün kelebek ömrü kadar kadar olması.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
27 Mart 2017, Pazartesi    Film bittiğinde
24 Mart 2017, Cuma    Düne dönen gün
23 Mart 2017, Perşembe    Yeni bir çağ: Terör
22 Mart 2017, Çarşamba    Güneşe gömüldüler
21 Mart 2017, Salı    İşte yeni bir mesele!
20 Mart 2017, Pazartesi    Devrim ve üç kadın
17 Mart 2017, Cuma    Kazanmak için
15 Mart 2017, Çarşamba    Yarının gerçek dışılığına inat!
13 Mart 2017, Pazartesi    Yorgun Savaşçı
10 Mart 2017, Cuma    Son ana kadar

Film bittiğinde
Ferhat ATİK | 27 Mart 2017, Pazartesi
Sinema en eski sanattır aslında. Üstelik ilk insanla başlayacak kadar eski. Kimilerince kolektif gibi düşünülse de münferittir. Sinema rüyalarımızla başlar.
Sınır tanımayan geziler, uçtuğumuz aksiyonlar, uçurumlardan...
Düne dönen gün
Ferhat ATİK | 24 Mart 2017, Cuma
"Pervam yok verdiğin üzüntüden, her sıkıntı kabulüm, yeter ki gün eksilmesin penceremden” demiş, Cahit Sıtkı.
Yaşamı ve onun zamana bağlı bir süreç olduğunu bilerek, bu zamanı ve yaşamı çok severek.
*
Avucunun için...
Yeni bir çağ: Terör
Ferhat ATİK | 23 Mart 2017, Perşembe
Kısa sayılmayacak bir süredir “terörün psikolojisi”, “terörün medya üzerinden iletisi”, “terörün iletişim kaynaklarını kullanma metotları” gibi temelleri içeren çalışmalar zinciri içerisindeyim.
Bu kapsamda, çağrıldı...