Ana Sayfa >> Yazarlar Ferhat ATİK | 10 Ekim 2017, Salı
Sanal ruhlarız artık
Paylaş  
12
28
11

Dün gün boyunca, başta televizyonlar olmak üzere her medya aygıtında Amerikan doları ve euronun kırdığı tarihi rekor haberleri vardı.

Bizde bir de İngiliz poundu denen mesele var elbette.

Hem Türkiye hem biz, ülke adına sanki rekordan rekora koşup, bu rekorları tarihe yazdıracakmışız gibi izledik.

Çünkü artık hayatlarımız; sadece ekranlarda, sosyal medyada, gazetelerde yer alan haberleri okuyup, olguları anında geride bırakmak, televizyon terimi olan zaplamak (Okan Bayülgen’in kulakları çınlasın) sözcüğündeki gibi bir şey.

Birisi çıkıp sosyal medyada, örneğin dövizin yükselişine saydırsa ve onu meşhur “beğen” tuşu ile beğendiğimizde, fikirsel katılımın sonucu bir tatmine varıyoruz. Like yaptık ya, tamamdır! Daha ne olsun?

Taksicilerin bir derdi olup devletin makamlarına araçları ile yığıldıklarında, önce kızmak yerine anlamayı unuttuk mesela. Eylem kapımızın önünde olsa, pencereden bile bakmadan, sosyal medyada yayınlanan habere, ya destek ya karşı duruş sergileyen açıklamaları beğenip, kapımızın önünde olan biteni hiçleştiriyoruz.

Bizler gibi, okuma yazma oranı yüksek ama kültürel altyapısı -tüm iyi niyetimle- akışkan bir nüfusun pençesinde giderek zayıflayan -hatta yok olmak üzere olan- toplulukta, sosyal medya sadece dedikodu mecrasıdır. Hasetin, çekememezliğin internete bürünmüş halidir. Gerisi hikaye. Kültürü geliştirmek için kaç kazan molehiya daha pişirilip kaç folklor oyunu daha oynanır bilemem, ama bunlarla çözülmeyeceğini iyi bilirim.

*

Döviz evet yükseldi. Ama biz onu konuşmadık bile. Ekonomimizin nasıl eridiğini, bir sabaha daha ne kadar fakirleşerek uyandığımızı, bu gidişin sonunun ne olacağını umursamadık. Dövizin rekor kırdığı haberini birbirimize “marazi” ifadelerle aktardık ve günü tamamladık.

Kendi derdimizi bile umursamadık ki, sıra mesela öğrenciye gelsin, borçluya gelsin. Bu çocukların ödedikleri kiralara, sanki İngiltere’de yaşıyormuşuz gibi her şeyin pounda endekslenmesine daha sıra gelemedi bile.

Çünkü bunları konuşmak yerine o esnada, dün gece kimin nerede ne yaptığını inceliyordu herkes!

‘Sosyal medya story’siyiz her birimiz. “Toplumsal” dertleri bile dedikodu boyutunu aşamayan ritüellerimizde konuşma malzemesi yapmaktan ileri gidemeyiz.

Gerçek yaşamlardan uzak, sosyal medyanın, fotoğraf makinelerine bakan gözleriyiz. Birilerinin gör ve paylaş dediklerinin ötesine gitmeyen sanal ruhlarız artık!

Tüm yazdıklarımı kendim için yazıyorum zaten. Bir film senaryosu olarak. Allah’tan bunlar bir film hikayesi ve benim ülkemde hiçbirisi yok.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
2
 
0
 
1
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
18 Ocak 2018, Perşembe    "Je pense, donc je suis!"
17 Ocak 2018, Çarşamba    Kardan peri
16 Ocak 2018, Salı    Sen istediğin kadar kılıçla yönet...
15 Ocak 2018, Pazartesi    Dernek başarısızlıklarımız
12 Ocak 2018, Cuma    Gürültü Haritaları
11 Ocak 2018, Perşembe    "İnsan zamanın enkazıdır"
9 Ocak 2018, Salı    Rönesans ve sanat
9 Ocak 2018, Salı    Hayırlısı bakalım...
8 Ocak 2018, Pazartesi    Hayırlısı bakalım…
5 Ocak 2018, Cuma    Bir Nazım sabahı

"Je pense, donc je suis!"
Ferhat ATİK | 18 Ocak 2018, Perşembe
René Descartes’ın batı rasyonalizminin kurucu elementi olan felsefi sözünün orijinali “Je pense, donc je suis!” şeklindedir.
Descartes önce dört kural saptadı: Açık seçik ve belirgin fikirler dışınd...
Kardan peri
Ferhat ATİK | 17 Ocak 2018, Çarşamba
Bir Alman melodisi çalıyordu: Tannenbaum. Küçük çalışma odamın penceresinden sesin nereden geldiğine bakmak için başımı dışarıya uzattım. Tam önümden geçen bir adamla burun buruna geldik. Odamdaki penceremin sokak zem...
Sen istediğin kadar kılıçla yönet...
Ferhat ATİK | 16 Ocak 2018, Salı
Gelecek, ‘yaklaştıkça uzaklaşan bir şey gibi’ geliyor bazen. Yolculuğa çıkılmış ama hiç varılamayacak bir nokta gibi. Oysa bugün yapılan her şey, sonuçları ile geleceğin de parçası oluyor.
Başta tıp. İnsa...