Ana Sayfa >> Yazarlar Levent KUTAY | 26 Şubat 2017, Pazar
Bisikletin zor sınavı
Paylaş  
14
26
13

Hanımla, Dereboyu’nda, cafcaflı bir mekanda oturuyoruz…

Etrafımızda, yarı yaşımızda, fıkır fıkır genç kızlar ve filinta gibi delikanlılar…

Derken garson bir telaşla bana doğru bağırarak koşuyor ve fizik şartlarını zorlayan şu soruyu soruyordu:

“ Abi dışarıdaki Mini Cooper senin mi?”

Tabiî gözler bir anda bana yönelmişti; gençler bu sorunun yanıtını merakla bekliyordu.

Bu menfur saldırıyı şöyle savuşturdum:

“ Hayır abim. Cebime mi sokayım miniyi?”

 -----------------

Hemşirenin “Leveeent Beeey” diye çağırmasıyla, elimdeki “sağlıklı yaşam” dergisini bırakıp doktorun odasına yöneldim…

Kapıyı vurdum; sanki de 40 yıllık tanışmış iki insan olarak selamlaştık…

Bana TV’den aşina olduğuna inandığım sevgili doktorumla günlük konu içerikli sohbetimiz “Şikayetin nedir?” sorusuyla son buldu…

Hakikaten şikayetim neydi? Ya da 35 yıllık bir sorunumu, 3-5 dakika içinde, bu kez başka bir doktora nasıl özetleyebilirdim?

3-5 eveleme gevelemeden sonra “Doktorum! Gördüğün gibi” deyiverebildim…

Vücut kitle indeksimle tezatlık içeren naif bir ses tonu bıraktım odanın sessizliğine…

Doktor, bu kez çok zorlu bir sınavdan geçtiğini düşünmeye başladı… Yüzündeki ifade kendisini ele veriyordu…

İmkanları ya da obeziteye karşı nelerin yapabileceğini, 35 yıllık deneyimimle az çok öğrendiğim için içimden “Hade be doktor belki sende sihirli bir iksir var. Belki kurtuluruz bu dertten” diye hayallere kapılıp mırıldandım, boş boş…

Doktorum sağ olsun, elindeki tahlil listesindeki siyah kutucuklardan 2-3 tanesi boş kalacak şekilde bir listeyi elime tutuşturdu; nerdeyse moleküllerime kadar detaylı bir tahlil ve tarama sürecinin startını verdi…

Neyse tahlil raporunu aldıktan sonra, kapıdan çıkarken, “Dur bakalım belki sonrasında o iksirle beni buluşturacak” diye umutlarımı erteledim…

Kapıdan çıkıyordum ki, doktorun “Hastanın kilosunu ölçün” talimatı bir dramın başlangıcının ilk sinyali gibiydi.

Uzun yıllar tartıya küsmüş birisinin, şıp diye barışması beklenemez değil mi?

Neyse, tartıya yaklaştım…

Ayakkabıları çıkarıp, sağ adımımla birlikte, tüm vücudum artık tartının üzerindeydi…

Hemşirenin, azami 150 kiloyu gösteren cetvel üzerindeki ayarı bir sağa bir sola, sonra yeniden sağa ve yeniden sola çekiştirdikten sonraki yüz ifadesi her şeyi anlatıyordu…

Doktora bir rakam vermeliydi ama tartı da çaresizdi…

Beni de kırmak istemedi ve kibarca şunu mırıldandı:

“Hmmmm 150 artı diyelim…’’

_____
Yüzlerce kan, idrar tahlilleri, röntgenler, EKG’ler, elektrolar, ultrasonlar…

15 gün süreli bu tahlil, kontrol süreci, yaklaşık bin 500 TL makbuzlu bir bütçeye yol açmıştı…

Ama olsun…

İçimde hala boş hayaller, “Doktor belki o iksiri bugün verecek ve badi bir vücudum olacak”…

Ne hayal ama…

Doktorum, kalın bir dosya haline gelen raporlarımı aldı…

Epey inceledi…

Ölçü, biçti…

Odanın sessizliğini, kağıt hışırtıları bozuyordu…

Ve derken…

Daha önce hiiiç duymadığım, teşhisini ardından da tedavisini söyleyiverdi:

“Çok şişmansın… kilo ver.”

Ha yaşa doktorummmm…

Ne teşhis be…

Güleyim mi ağlayım mı?

Ha doktorun suçu var mı? Ona ekstra misyon yükleyen ben değil miyim?

Görünen köy kılavuz ister mi?

“Doktorum! Ameliyat olayım mı? Tip mide, bypass, keseyim gitsin?’’

Ne yazık ki olamıyorum, çünkü geçmişte mideme taktırmış olduğum kelepçe, mide formasyonumu bozmuş…

EEEEEEE... Yani…

“Yaşam biçimini değiştir, yemeği azalt! Spor yap!’’

Hmmm!!! Bu da değişik ve daha önce hiiiç duymadığım bir yöntem…

Evden, aileden baskı büyük…

Çocukların, “Babaa niye karnın büyük?” ya da “Anne bize çok yedirme, yoksa babam gibi olacağız” pasına, hanımın Rummenigge tarzındaki “Çocuğa yanıt ver Levent” volesi…

Yerde yatan kaleci misali, bu golü her gün yemek durumunda kalıyorum…

Ama bir şey yapmalıyım?

Derken çareyi buldum…

Çok sevgili dostum Ahmet Gürel’in (Biyer) çaresiz bakışları arasında söylediği “Gardaş bence düşün?’’ tavsiyesine, bence mükemmel organize edilmiş ‘Kuzey Kıbrıs turu’ da eklenince soluğu bisikletçilerde aldım.

Anladım ki, 160 kiloya göre bisiklet zor…

Hele deneme amaçlı bindiğim zaman, satıcıların yüz ifadesi, içlerindeki mırıldanmayı gizlemiyordu:

“İnşallah kırılmaz!”

Neyse, bir gariban bisiklet bulduk sonunda…

Evin garajında duruyor…

Hanım “Kaç kez sürdün?” diye anket uyguluyor…

Yani anlayacağınız baskı büyük…

Bir bisiklet yeni bir hayata vesile olur mu?

Dileyelim olsun…

Yoksa ayvayı yedik…

Hanım değnekle bekliyor, nuh diyor peygamber demiyor!

Keyifli bir pazar geçirmeniz dileğiyle…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
6
 
1
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
16 Nisan 2017, Pazar    Gözünü sevdiğimin medeniyeti
9 Nisan 2017, Pazar    Bir karikatür... Ve uzun lafın kısası...
2 Nisan 2017, Pazar    "Be fit to fat"... İlk işaret geldi...
31 Mart 2017, Cuma    Şubat 2018'e... Kısmetse...
24 Mart 2017, Cuma    Show must go on... (Şov devam etmeli)
23 Mart 2017, Perşembe    "Maskeli balo başlıyoooor..."
17 Mart 2017, Cuma    İlginç gelişmeler...
5 Mart 2017, Pazar    Sonuçta ne oldu?
3 Mart 2017, Cuma    Harry Potter Lefkoşa'ya dokunursa
2 Mart 2017, Perşembe    Özür diliyorum...

Gözünü sevdiğimin medeniyeti
Levent KUTAY | 16 Nisan 2017, Pazar
Bu iki fotoğraf,  Amsterdam ve Roma'dan... Reklam fotosu falan değil... 

Avrupa'nın keyifli güzel insanlarından sadece 2 kare... İçimizden çoğunun ziyaret etme fırsatı bulduğu bu iki şehrin özelliği, bisiklet ve moto...
Bir karikatür... Ve uzun lafın kısası...
Levent KUTAY | 9 Nisan 2017, Pazar
Filelefteros gazetesinin dünkü karikatürü...


 Dağdaki KKTC bayrağı ile birlikte aynen şunu diyor:
‘‘NE MUTLU SANA Kİ TÜRKSÜN VE KARŞINDA BÖYLE BİR MECLİS VAR’’
Güney Kıbrıs'ın en büyük tir...
"Be fit to fat"... İlk işaret geldi...
Levent KUTAY | 2 Nisan 2017, Pazar
Motosiklet kazamı daha önce hatırlatmıştım sizlere...
8 Temmuz 2016 ikindisinde eve dönüş yolunda iken Vasilyalı teyzeciğimin gözüne güneş girmesi vesilesiyle, beni, evet beni ve benden büyük motosikletimi göremediği...