Yeni yıl...
Yılbaşı için yazdığım yazı, aslında buydu
Taa ki milletin artık iyice kudurup eve diktiği Noel Ağacı'nın altına, Noel Baba hediyeleri de koyup, Türk kaşığı ile İngiliz gaitası tüketmeyi, artık gelenekselleştirmeye başladığını fark edeyim!
Akşamüzeri, bu yazıyı depoya çekip, dünkünü yazdım
Daha beteri müstehaktır ama gazeteyi kapattırırım diye, o konuyu şimdilik kesip, devam ediyorum.
Hayatta aklım başımda hatırladığım ilk yılbaşı, 1960'tır
Nedendir bilmem!
Örneğin dört yaşımda götürüldüğüm düğünleri hatırlarım da, o senenin yılbaşını hatırlamam
Markos Dragos'un öldürüldüğü günü hatırlarım meselâ, Ulus Ülfet'in Kaymaklı'daki o evde, kendi yaptıkları bomba ile parçalanmasını hatırlarım
Ama sekiz yaşıma kadar, yılbaşını hatırlamam
Aklımda bir tek, limandaki gemilerden atılan havai fişekler var, o kadar
Hangi liman mı? Ksero limanı elbette
1960'la ilgili iki şey var aklımda
İkincisi de bir Ağustos günü öğlen babam eve geldiğinde, "Cumhuriyeti kurduk, fasarialar bitti " dediği Çünkü bendeniz eğitim sistemimiz çocuk aklımla, hiçbir şey anlamamıştım! "Ne cumhuriyeti? Hani Atatürk nerde?"
O günden bugüne, demek ki dün akşamki ellinci idrakimiz olmuş
Tabii biliyorsunuz ki aslında ne giden var, ne gelen
Tarihsel açıdan çok kısa bir zaman öncesine kadar, yıl ilkbaharın ilk günü başlar, doğanın yeniden canlanması kutlanırdı.
İnsanlık insanlık olalı beri
Ayrıntılarına girmek istemem
Şimdi akşamdan kalma kafayla, kimin ilgisini çeker?
Sonra kilise Hz. İsa'nın 25 Aralık'ta doğduğuna dair bir mesel icat etti, takvimin başı da anlamsız bir mevsime, kışın ortasına çekildi.
Siz bize bakmayın!
Biliyorsunuz ki kuzey yarım kürenin asıl büyük kısmı, "Yeni" yılı, karlar altında karşılar.
Doğa ölüyken
Karşılar da ne olur?
Hiç
Bu sadece bir takvim olayı
O kadar
Elli yıldır, dinlerim, bakarım, okurum
O zamanlar Hayat Macmuası vardı
Dergi değil ha! Mecmua
Dergi lâfının uydurulmasına daha zaman var
Senenin başı gelince, kapağında Noel ağacı suretleri olurdu ki gören de Vatikan'da yaşanıyormuş hissine kapılırdı.
Yahu şimdi yazınca aklıma geldi, babaannem de ay demez, "Mina" der, Yennar, Fevrar, April diye sayardı "mina"ları
Mart'a ne derdi, unuttum bakın
Diyeceğim, efendicağızım: Elli yıldır her sene, bu gün geçen yılın kötülendiğini, önümüzdeki yılın da bize havadan altın yağan, ırmaklarında bal akan günler getireceğini okuya okuya geldik
Dönüp arkaya bir baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz
Bir halt olacağı yok yani
Çalışırsanız ekmek yersiniz, çalışamazsanız ortada kaldığınızın resmidir.
O herkesin dilinden düşmeyen "mutluluk" ise, takvime değil, insanın içine bağlıdır. Kendinizin elindedir onun da sırrı
Kırmızılara bürünmüş, pembe yanaklı, beyaz sakallı, geyik arabasında dolaşıp, evlere bacalardan giren Noel Baba'dan birşeycikler murat etmeyiniz
İnsanlığa, "barış, refah" şu bu gibi güzellikleri de takvimler değil, insanların kendileri getirebiliyor.
Dün akşam, yılbaşıydı
Bugün yılın ilk günü
Zaten siz de akşamdan kalmasınız, ben de
Kafalar dumanlı, sabaha karşı yatmaktan dolayı mahmur, uykusuz ve belki de baş ağrılı
Üstüne üstlük, biz gidip KANAL SİM'de, gece yarısı konuğu da olmuşuz; dansöz Asena niyetine.
Millet yeni seneye bizim suratımıza bakarak girsin diye
Allahtan programı Aysu Basri sunuyordu da ekranda bakılacak bir surat buldu millet
Serdar Denktaş, Sunat Atun, Teberrüken Uluçay ve bir de ben; yanımıza Cenk Mutluyakalı'yı da aldık, yeni yılın ilk programını yaptık!
Çaldık, çığırdık
Meclis'in futbol takımı var da, rock grubu yok mu?
Her ay buluşup, adam gibi repertuar yapma kararı aldık, çekeceğiniz var
Sonra da kalkmış, tatsızlık ediyorum, sabahtan
İyi yıllar!
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.