Ana Sayfa >> Yazarlar Dr. Nazım BERATLI | 22 Mayıs 2011, Pazar
Bir muhteşem yüzyıl hikayesi...

Osmanlı sultanları içinde en muhteşemi olarak kabul edilen Kanuni Sultan Süleyman'ın, beş oğlu vardı:

Mehmet, Mustafa, Cihangir, Bayezit ve Selim...

Bir de Hürrem Sultan’dan olma kızı…

Mihrimah Sultan…

Hürrem'in hayatının amacı, Kanuni'den sonra tahta kendi oğullarından birini geçirip, Valide Sultan olabilmekti.

Damadı Rüstem de sadrazamlık peşinde...

Sultan Süleyman'ın oğullarından en parlağı Mustafa'nın, Hürrem'in oğlu olmaması, bu ikilinin işine gelmemekteydi.

Mustafa’yı en büyük kardeş olmasına rağmen, Sultan Süleyman da pek sevmezdi.

Nitekim, İstanbul'a en yakın şehzade sancağı olan Manisa Sancak Beyi iken, Hürrem'den doğma Mehmet sancakbeyliği yaşına gelince, Mustafa Amasya'ya gönderilir.

İkisi arasına da Konya'ya Selim gönderilir ki o da Hürrem'in oğludur.

Osmanlı devlet geleneğini bilenler, bu düzenlemenin, Mehmet'in veliahd olarak atanması ile eş anlamlı olduğunu farkeder.

Kanuni'nin bu en sevgili oğlu, Manisa'da sancakbeyi iken, 6 Kasım 1543 günü, ölüverir. Macaristan Seferi'nin keyfini sürmekte olan Sultan, oğlunun ölümünden büyük bir yeise kapılır. Manisa'ya Konya'daki Selim aktarılır. Mustafa, bir gün değerinin anlaşılacağını umarak, Amasya'da gün doldurmaya devam eder.

BABASININ KATLETTİĞİ BİR OĞUL

Kanuni, İran Seferi esnasında, Konya Ereğli'sine geldiği zaman, Rüstem Mustafa’ya, “ Ordugâha birliklerinin başında bir cihangir gibi gir ki baban gurur duysun” der…

Ayni Rüstem sultana da " bakınız, kendi askeri ile gelip, ordugâha katılacaktır.

Niyeti isyan etmektir", dediği için, Şehzade gelince asi kabul edilir! Padişahın kendi çadırında, babasına " hoşgeldin" demeye giden oğul, isyan etti diye boğdurulur.

Güçlü kuvvetli, bir genç olan Mustafa, kendini boğmaya çalışanlarla uzun süre mücadele eder.

Boğuşma esnasında, " Babaaa.." diye bağırarak, padişahtan yardım bekler. Kanuni, o esnada, bir perdenin gerisinden olayı izlemektedir.

Mustafa'nın nasıl öldürüldüğünü gözleri ile gören, kardeşi Cihangir, hastalanır ve o da ölür.

Böylece, Kanuni'nin yaşayan iki oğlu kalır:

Sefih bir hayat sürmekte olan Selim ve hem saray mensupları, hem de halkın sevgisini kazanmış olan, Bayezit...

İkisi de, Hürrem'in oğullarıdırlar. Hürrem ve Rüstem'in amaçlarına varmalarına, bir adım kalmıştır.

İkilinin padişah adayı, Bayezit'tir...

İşte bu aşamada, sahneye, üçüncü bir alçak çıkar:

Lala Mustafa Paşa!

Kimi kaynaklara göre, Rüstem gibi bir Hırvat başka kaynaklara göre Sokollu'nun ailesinden bir Sırp dönme olan bu adam, çocukluğundan beri, Bayezit'in lalası yani öğretmeni olup; onunla yaşamaktadır.

Bu herifin, Rüstem ile arası açıktır.

Hiç sevmediği bir ikinci şahıs ise akrabası olduğu ileri sürülen, Sokollu Mehmet'tir. Lala Mustafa'nın hesabı, sadrazamlığa oturmaktır.

Oysa eğer Bayezit, Hürrem ve Rüstem'in desteği ile padişah olursa, o makam Rüstem'e kalacaktır.

Dolayısıyla, kendi elinde büyüyen çocuğun padişah olması, işine gelmemektedir. Beri yandan, eğer tahta Selim çıkarsa, kendisi Bayezit'in lalası olduğu için, ikbal kapıları, yine yüzüne kapanacaktır.

Oyununu, oynamaya girişir.

Kütahya'da bulunan ve İstanbul'a daha yakın olması hesabıyla, tahta çıkma ihtimali daha yüksek olan kendi yetiştirmesi Bayezit'i kardeşine karşı kışkırtmaya girişir.

Bayezit, sağda solda, "sultanlığın kendisine müyesser olacağını", söylemeye başlar.

Bu haberler, hem Kanuni'nin ve hem de Selim'in kulağına gider.

İki şehzade, karşılıklı olarak, asker toplamaya girişirler.

Padişah, Manisa’daki Selim’i Konya, Kütahya’daki Bayezit’i ise Amasya’ya gönderir…

Durumu toparlamak için, her iki şehzadeyi de uyarır ve Bayezit'in akıl hocası Lala Mustafa'yı, onun yanından alarak, Selim'in yanına yollar.

Böylece, ikisi arasında denge kurmayı hesaplamaktadır.

Lala, Selim'e hiç itiraz etmeden Konya'ya gitmesini öğütlerken, Bayezit'e ise bunun bir çeşit rütbe tenzili olduğunu, babasını dinlememesi gerektiğini telkin eder.

Bayezit, onu dinler. Kütahya'yı terketmeyi bir yana bırakın, asker toplamayı sürdürür ve Selim'e saldırı hazırlıklarına girişir.

Kanuni, oğlunu uyarmak için, ona mektuplar yollar.

Bayezit, endişelerini anlatmak üzere, babasına nameler düzer.

Ulakların hepsini, Lala Mustafa'nın adamları, yollardan toplayıp öldürürler.

İki taraf da kendi fikirlerinin, karşı tarafça dikkate alınmadığını sanmaya, devam ederler.

Kanuni, oğullarının taht kavgasından bezer ve eğer bu sürtüşme devam ederse, kız kardeşinin oğlu Oğuzhan'ı veliaht tayin edeceğini söylemeye başlar.

Lala Mustafa, bunu da kullanarak, Bayezit'i kardeşine saldırıp, onu ortadan kaldırarak, tahtı zorla elde etmeye ikna ederken, Selim'in de babasına başvurarak, muti, söz dinleyen bir sehzade portresi çizmesini sağlar.

Sonunda, Bayezit'in ordusu, Selim'e saldırır.

Anadolu Türkmenleri, Bayezit'ten yanadırlar.

Buna karşılık, padişah, Selim'e dönmelerden bir ordu sağlar.

Bayezit kuvvetleri, Selim'e yardıma gelmiş olan yeniçerileri tam da bozguna uğratırken, savaş meydanına yetişen taze kuvvetler, Bayezit'in askerinin dağılmasına yol açar.

Bu taze kuvvetlerin başında, çocukluğundan beri Bayezit'in hocalığını yapan, onu bütün bu davranışlara kışkırtan, Lala Mustafa Paşa denilen aşağılık herif vardır.

O GÜÇLÜ BİR ŞAİRDİR

Bayezit, başına geleni anlar ama iş işten geçmiştir.

O artık, padişaha başkaldırmış bir idam mahkûmu olarak, aranan bir suçludur. Kaçıp, İran'a sığınır. Oradan, babasına manzum bir mektup yazar:

Ey serasker âleme, sultan Süleymanum baba  
Tende canım, canımın içinde cananım baba
Bayezidine kıyar mısın benim canım baba
Bigünahım Hak bilir devletli sultanım baba

 
…Tutalım ki iki elim baştan başa kanda ola,
Bir meseldir söylenir ki, kul günah etse ne ola
Bayezit'in suçunu bağışla kıyma bu kula
Bigünahım hak bilir devletli sultanım baba.

Bu kez, oğlunun mektubu, sultana erişir.

Artık bunda bir mahzur bulunmamaktadır.

Zira şehzade, isyan etmekle kalmamış, bir de sultanın en büyük düşmanı İran Şahı Tahmasp'a sığınarak, büsbütün kurtarılamaz hale düşmüştür.

Kanuni, oğlunun mektubunu okur ve ona şu yanıtı yazar:

Ey her an başkaldırı ve isyanla meşgul oğul
Boynuna  fermanımı takmayan oğul,
Ben kıyar mıydım sana ey Beyazıt Hanım oğul,
Bigünahım deme, bari tevbe kıl canım oğul.

…Tutalım ki iki elin baştan başa kanda ola,  
Madem pişman oldun, biz de affetsek ne ola
Bayezidim, suçunu bağışlarım gelsen yola
Bigünahım deme, bari tevbe kıl canım oğul.  

 Kanuni, Bayezit'i affetmez.

İran Şahı'na, oğlu ve torunlarının teslimi için öyle büyük bir baskı yapar ki, sonunda Şah, İstanbul'dan gönderilen bir heyete, Bayezit'i teslim etmek zorunda kalır.

Talihsiz şehzade ve dört oğlu, hemen oracıkta boğularak öldürülürler.

Ölüleri alınarak, İstanbul'a doğru, yola çıkılır.

Bu uğursuz kervan, Anadolu'ya girince, halk her yerleşim biriminde, bunları taşa tutarak, geçirmez.

Sonunda, cenazeleri Sivas'a gömüp, İstanbul'a kaçan katiller heyeti, halkın elinden kendi canlarını zor kurtarırlar.

Böylece, Kanuni'nin hayatta kalan tek oğlu Selim; onun ölümünden sonra, tahta oturur ve kendisine bu olanağı sağlayan Lala Mustafa Paşa denilen alçağı, Sokollu'ya rağmen sadrazam yapmak sözünü de tutamaz.

Siyasette entrika hep olmuştur!

Ama tarihteki alçaklara bakınca, bugünküler çok yavan…

Bu Lala Mustafa, o bildiğiniz Lala Mustafa’dır, evet…
 
Not: Konu, M. Sertoğlu'nun Mufassal Osmanlı Tarihi c.ll ve, H. Gürkan Tarih İçinde Kıbrıs ve Radovan Samarcic, Sokollu Mehmet Paşa  isimli eserlerden özetlenmiştir.

 

Yorum Yaz     Paylaş Share/Bookmark    
YORUMLAR
6
ONAY BEKLEYENLER
0
11 Şubat 2012, Cumartesi
dilek davacı         - adana kozan
çoooooooook güzel
23 Mayıs 2011, Pazartesi
Nazım Beratlı         - L/şa
Şahinim, bir imparatorluktan bahsederik! Hepsi de tebaasıdır. Türk de Hırvat da... Ana çok merak edersen, dokunayım birazcık: Bak, Türkmen'in desteklediği Bayezit öldürüldü, dönmelerin adamı Selim tahta çıktı... Babaları Süleyman tek rkek evlâttı, onda mesele yok... Ama dedeleri Yavuz da dönmelerin desteği ile Türkmen'in desteklediği şehzade Korkut'u öldürüp tahta çıktı... Büyük dedeleri 2. Bayezit de dönmelerin padişah adayı idi... O da Türkmen'in desteklediği Cem Sultan'ı mahvetti, tahta öyle oturdu... Büyük büyük dedeleri Fatih de İstanbul'u alır almaz, Türkmen aristokrasisini, Çandarlıları kesti, iktidarı dönme Rumlar'la paylaştı... Rum Mehmet Paşa, adı üstünde... Mahmut Paşa, Koca Mustafa Paşa, Ayas Paşa; hepsi de Rum'dur... Makbul İbrahim Paşa gibi... Türkler ne yaptı? Vergileri ödeyip, öldüler sadece... O kadar... Ha bir de Piri Paşa Türk idi ama o da vezir olduğunda yeniçeriler isyan edip, Yavuz'un çadırını başına yıktıydılar Amasya'da... "Çaldıran'da biz Türkler'i niçin yendik? Bir Türkü vezir yapmak için mi?" diyerek!!! Tarih böyle allangirli işlerle doludur ama gizlerler...Bugüne sığmaz çünkü...
23 Mayıs 2011, Pazartesi
Şahin Öz         - Girne
Bazıları da bizim ecdadımız şöyle bizim ecdadımız böyle biz dünyaya adalet dagıttık diya bir havalarda.İşte o övüle övüle bitirilemeyen ecdadın gercek yüzü.Hangisi ne kadar Türk cok merek ediyorum..
23 Mayıs 2011, Pazartesi
Nazım Beratlı         - L/şa
Yok yahu Kör Necmi,
Bize ne? Bu iktidar kavgasıdır ve bugün de tıpkısının aynısıdır. Ya kelle alın, ya kelle verin...
22 Mayıs 2011, Pazar
kor necmi         - mağusa
babanın oğlunu kardeşin kardeşi bilmem neyin neyini kesib biçmesi ve bunları bizlerin televizyonlardan seyretmemiz demeki genlerimizden gelen birşeydir ne den dogdorum
22 Mayıs 2011, Pazar
HELAL BE DOGDORUM         - SANADA BU YAKIŞIR İŞTE
Helal be dogdorum sanada bu yakışır işte lüfen bu konularda bizleri aydınlatmaya devam et
YAZARIN SON 10 YAZISI
22 Ekim 2014, Çarşamba    Fullstop...
17 Ekim 2014, Cuma    Bir hatıranın akla gelmesi...
16 Ekim 2014, Perşembe    Matematik diliyle konuşalım...
15 Ekim 2014, Çarşamba    Cemile yardımı olarak verseydik…
14 Ekim 2014, Salı    N'olur bizimle görüşün...
13 Ekim 2014, Pazartesi    Bu hesap niçin kapanamaz?
10 Ekim 2014, Cuma    Biz bu akıl tutulmasıyla...
8 Ekim 2014, Çarşamba    Tanrı diriliyor mu?
7 Ekim 2014, Salı    Liberal faşizm...
6 Ekim 2014, Pazartesi    Başka bir yol

increase font size decrease font size print this page tell a friend Yorum Yaz (6)

Fullstop...
Dr. Nazım BERATLI | 22 Ekim 2014, Çarşamba
Şimdi ilk kimin söylediğin unuttum ama ben E.H. Carr’dan okuduydum. Tarih yazarken, objektif olmanın neredeyse imkânsıza yakın bir ihtimal olduğunu söyler üstad. Ve der ki: “ Yazar ne kadar kendi olmaktan kurtulur ve ...
Bir hatıranın akla gelmesi...
Dr. Nazım BERATLI | 17 Ekim 2014, Cuma
Lugaidis’in güya “barış” görüşmesi yaptıkları, CTP heyetinin oturdukları koltuklar daha soğumadan, “Birleşip, Türkiye’ye saldıralım” demesi, hiç tuhafıma gitmedi… İlk defası değil. Biz, yoldaşı şimdi tanımadık…  Ama b...
Matematik diliyle konuşalım...
Dr. Nazım BERATLI | 16 Ekim 2014, Perşembe
Bu yazı da 31 Aralık, 2012 günü yayınlanmıştı… Yenile “ayıkan” arkadaşlara armağan olsun…
Küçük bir şirket de yönetseniz, bir devlet de ekonominin yasaları aynıdır! Size göre değişmez! Yani, siyasi inançlarınız farkl...