Ekonomi bankacılık ve faiz hadleri hakkında...
Yayın Tarihi: 16/11/11 07:00
okuma süresi: 4 dak.
Bizim para arzımız, geçen yıl itibarıyla, Merkez Bankası Bültenleri'ne göre, 7 milyar TL'dir. Para arzı 7 milyar, bütçe 3 milyar, piyasadaki para ise 260 milyon'dur
Geriye kalan para, bankalardadır
6.4 milyar Tasarruf bulunmaktadır.
Bunun yarısından çoğu, Türkiye bankalarındadır
Biz çok uzun yıllar bilirdik ki bankalarda Mevduat Faizi %7, Kredi faizi de %9'dur
Benim akranlarım bunu ezbere bilir.
1980'lerde, Liberal olduk, faizi serbest bıraktık.
Şu anda, ilanlar var tvlerde, %28 banka faizi ile ev satılıyor.
%28 faiz, reel anlamda %20 banka kazancı demektir.
Oysa enflasyon, %10'un altında
Bir yatırımcının, kredi alıp, yatırım yapması için, bu ortamda %20'yi çok aşan bir kâr marjı yakalamasını gerektirir.
Oysa örneğin en kârlı havayolu işletmeciliği en çok %15'e çalışır.
Yaptığım araştırmada, %20 faizi verip de batmadan çalışabilen, üç sektör bulabildim dünyada:
Beyaz kadın ticareti, uyuşturucu ticareti ve silah kaçakçılığı
Bir de bizim yerel bankalar!
Banka, ekonominin bir aparatıdır.
Kendisi değil
Yalnız bankacılığın kârlı olacağı bir ekonomik sistem, sistem değildir.
Öte yandan, ülke ekonomisi, yangın yerine dönmüştür.
Yaşadığımız krizin sebebi, budur.
Kriz yaşıyoruz, çünkü kaynak üretecek olanağımız, yoktur!
Olanlardan kredi alıp, yatırım yapıp iflas etmemek imkânsızdır
Öte yandan da tasarruflar ülkeden kaçıyor
Niçin?
Çünkü bu bankacılık sistemine, tasarruf sahibinin güveni yoktur!
Deniliyor ki:
"Giderler kısıtlanmazsa, KKTC batacak "
Oysa;
Gelir ve refah düzeyini düşürerek aşağılarda bir denge arayışı boşunadır.
Çünkü, aşağıya doğru seyreden bir trendin bir yerde durup denge oluşturması mümkün olamazsa, sonuç çöküş olur.
Ve sonra, bizim koşullarımızdaki bir devletin giderlerini kısması, reel sektörün de aşağı çekilmesi demek değil midir?
Rasyonel çıkış yolu, sonuçları elleyerek değil, nedenleri düzelterek, gelir ve refah düzeyini yukarıya doğru harekete geçirecek bir yeniden yapılanma süreci olmalı...
Bunun da ilk şartı, istikrarlı ve makul maliyetli bir finans yapısı ile tefeci finans koşullarını ortadan kaldırarak, bankacılık sistemi, ülke ekonomisini finanse etme ana misyonuna tekrar kavuşturmaktır...
Merkez Bankacılığı da dışa kaynak sızdıran "Şube" olma yapısından, gerçek bir Merkez Bankası yapılanmasına kavuşturularak, kontrol edilebilir bir Finans Yönetimi Sistemi kurulmalıdır.
O zaman kaçan kaynaklar da geri gelir, yatırım yapmak isteyen de kaynak bulabilir.
Reel Sektör'ün bugünkü ihtiyacı, "sıcak para"dır
Ekonomideki görevi bunu sağlamak olan bankalar, %10'un altında enflasyonla, %30'lara varan kârlar elde ederek, bir yandan bindiği dalı kesip, ekonomiyi çökertmekte, öte yandan da bir gün; oynatacak politik aktör de bulamayacağını, çünkü bu gidişle bu statükonun bütünüyle ortadan kalkacağını da fark edememektedirler.
Bu gidişle, kendileri de batacaklar ve sektörü Türkiye bankaları ele geçirecektir!
Sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek birkaç kişinin çok iyi paralar kazanıyor olması, kendilerinin hallerinden memnun olmalarına yol açıyor olabilir!
Ama bu halkın, kendi ayakları üzerinde durmasını değil, yok olmasını sağlar
Durum, budur
Geriye kalan para, bankalardadır
6.4 milyar Tasarruf bulunmaktadır.
Bunun yarısından çoğu, Türkiye bankalarındadır
Biz çok uzun yıllar bilirdik ki bankalarda Mevduat Faizi %7, Kredi faizi de %9'dur
Benim akranlarım bunu ezbere bilir.
1980'lerde, Liberal olduk, faizi serbest bıraktık.
Şu anda, ilanlar var tvlerde, %28 banka faizi ile ev satılıyor.
%28 faiz, reel anlamda %20 banka kazancı demektir.
Oysa enflasyon, %10'un altında
Bir yatırımcının, kredi alıp, yatırım yapması için, bu ortamda %20'yi çok aşan bir kâr marjı yakalamasını gerektirir.
Oysa örneğin en kârlı havayolu işletmeciliği en çok %15'e çalışır.
Yaptığım araştırmada, %20 faizi verip de batmadan çalışabilen, üç sektör bulabildim dünyada:
Beyaz kadın ticareti, uyuşturucu ticareti ve silah kaçakçılığı
Bir de bizim yerel bankalar!
Banka, ekonominin bir aparatıdır.
Kendisi değil
Yalnız bankacılığın kârlı olacağı bir ekonomik sistem, sistem değildir.
Öte yandan, ülke ekonomisi, yangın yerine dönmüştür.
Yaşadığımız krizin sebebi, budur.
Kriz yaşıyoruz, çünkü kaynak üretecek olanağımız, yoktur!
Olanlardan kredi alıp, yatırım yapıp iflas etmemek imkânsızdır
Öte yandan da tasarruflar ülkeden kaçıyor
Niçin?
Çünkü bu bankacılık sistemine, tasarruf sahibinin güveni yoktur!
Deniliyor ki:
"Giderler kısıtlanmazsa, KKTC batacak "
Oysa;
Gelir ve refah düzeyini düşürerek aşağılarda bir denge arayışı boşunadır.
Çünkü, aşağıya doğru seyreden bir trendin bir yerde durup denge oluşturması mümkün olamazsa, sonuç çöküş olur.
Ve sonra, bizim koşullarımızdaki bir devletin giderlerini kısması, reel sektörün de aşağı çekilmesi demek değil midir?
Rasyonel çıkış yolu, sonuçları elleyerek değil, nedenleri düzelterek, gelir ve refah düzeyini yukarıya doğru harekete geçirecek bir yeniden yapılanma süreci olmalı...
Bunun da ilk şartı, istikrarlı ve makul maliyetli bir finans yapısı ile tefeci finans koşullarını ortadan kaldırarak, bankacılık sistemi, ülke ekonomisini finanse etme ana misyonuna tekrar kavuşturmaktır...
Merkez Bankacılığı da dışa kaynak sızdıran "Şube" olma yapısından, gerçek bir Merkez Bankası yapılanmasına kavuşturularak, kontrol edilebilir bir Finans Yönetimi Sistemi kurulmalıdır.
O zaman kaçan kaynaklar da geri gelir, yatırım yapmak isteyen de kaynak bulabilir.
Reel Sektör'ün bugünkü ihtiyacı, "sıcak para"dır
Ekonomideki görevi bunu sağlamak olan bankalar, %10'un altında enflasyonla, %30'lara varan kârlar elde ederek, bir yandan bindiği dalı kesip, ekonomiyi çökertmekte, öte yandan da bir gün; oynatacak politik aktör de bulamayacağını, çünkü bu gidişle bu statükonun bütünüyle ortadan kalkacağını da fark edememektedirler.
Bu gidişle, kendileri de batacaklar ve sektörü Türkiye bankaları ele geçirecektir!
Sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek birkaç kişinin çok iyi paralar kazanıyor olması, kendilerinin hallerinden memnun olmalarına yol açıyor olabilir!
Ama bu halkın, kendi ayakları üzerinde durmasını değil, yok olmasını sağlar
Durum, budur
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvarGözden Kaçmadı
#gozdenkacmadiDiğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları
09/10/22
31/08/22
06/08/22
03/08/22
01/08/22
01/08/22
31/07/22
30/07/22
17/07/22
28/06/22
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.