Ana Sayfa >> Yazarlar Yrd Doç Dr N BERATLI | 20 Mart 2017, Pazartesi
Masaya dön Akıncı...
Paylaş  
28
45
27

Annan Planı’nı tartıştığımız günlerdi… Serdar Denktaş’a yazdığım bir e mailde: “Ben kategorik olarak Kıbrıs’ta bir çözümden yanayım çünkü hem Kıbrıs sorununun irrasyonel olduğuna inanırım hem de bu kadar küçük bir adayı ikiye bölmenin, hem Kıbrıslı hem de komşu halklara zarar vereceğini düşünürüm” demiştim. Kopyası bilgisayarda duruyor! Belki de bir ara hepsini yayınlarım… Ancak bu son görüşme sürecinde fena halde huysuz bir tavır sergiledim. Çünkü, tarih bilgim, imzalanacak herhangi bir metnin ille de çözüm getireceğine inanmamı da engelliyor.

Kıbrıs sorununun nedeni, Helen ulusçuluğunun “Büyük Yunanistan” rüyasıdır. Hem genel olarak hem de adadaki Türk ulusçuluğu fikri, tarih içinde buna bir tepki olarak gelişmiş ve ondan çok daha gençtir. 1796’dan beri bilinen bir Helen ulusçuluğu vardır ama Türk ulusçuluğu, fikir olarak 1912’lerde duyulmuş, Anadolu’da 1922’den bizde ise 1930’dan sonra ön almıştır. 1903’te Yusuf Akçura’nın yazdığı Türk milliyetçiliğinin manifestosu sayılan “Üç Tarz-ı Siyaset” İstanbul’da yayınlanamadığından, Kahire’de çıkan Türk dergisinde yayınlanabilmiştir örneğin. Atatürk’ün en yakınında olanlardan Falih Rıfkı Atay, bu fikri 1915’te “duyduğunu” yazar, Zeytin Dağı’nda! “Tatarların uydurduğu bir bozkır lâkırdısı” saymış, ciddiye almamış önce…

1955’ten sonra, adada iki ulusçuluk çatışmaya durmuştur ama onun öncesinde olan da “Kıbrıs halkı”nın bağımsızlık kavgası değildir! 19. yy’ın başından beri büyük Yunanistan kurmaya çabalayan Kıbrıs’taki Helen ulusçularının, Kıbrıs’ı da o devlete eklemleme savaşıdır. Eğer iki halk arasında o güne kadar büyük bir çatışma yaşanmadıysa, sebebi, Kıbrıslı Türklerin örgütsüzlüğü, ekonomik ve sosyal zafiyetleri karşısında, Rum milliyetçilerin, bizi ciddiye alınacak bir topluluk olarak görmemeleridir. Meraklısına Grivas’ın anılarını tavsiye ederim, okusunlar… Niyazi Kızılyürek de son kitabında, Makarios’un da ada Türklerini ciddiye almak konusunda, 1955’te Grivas gibi düşündüğünü, 1958’den sonra da hayretler içinde kaldığını ne güzel anlatıyor. 1958’e kadar, İngiliz yönetimi de sadece Başpiskopos’u ciddiye alıyor, işin acısı Türkiye bile bizi ciddiye almıyordu! Zaten bundan dolayıdır ki AKEL bile bize, kurtuluş diye ENOSİS’e katkıda bulunmayı tavsiye edebilmiştir, 1957 kurultay kararlarında… Yani Kıbrıs’ta Türk milliyetçiliğinin tarihi, etkinliği söz konusu olduğunda, çok yenidir.

Bu bakımdan, eğer Kıbrıs’ta “ulus ötesi” bir devlet kuracak isek, dikkat edilmesi gereken tehlike, sadece Türk milliyetçileri değildir. Onlardan önce ve daha büyük bir dikkatle, milliyetçi duyguları adeta kromozomlarına sokmuş bulunan komşularımızın milliyetçi ön yargıları da hesaba katılmalıdır. Ki 1796’dan beri, bir veri olarak, ortadadır. Unutmamalıyız ki 20. yy ortalarında, Kilise’ye göre Hristiyan olmanın ilk koşulu, adayı Yunanistan’a bağlamak üzere mücadeleye katkıda bulunmaktır.

Bu kafa değişmez ise bulunacak olan “çözüm” gene 1960’ta olduğu gibi, Kıbrıslı Rumların kendilerini “mağdur” görmelerine yol açar. Bize verilen hakları “fazla” sanır, “hakkının yenildiği” zehabına kapılır ve gene “yaşayamaz!”

Görüşmelerin kopmasına neden olan Kıbrıs Rum Meclisi’nin son “ENOSİS Plebisiti’ni okullarda resmen anma” kararının önemi, buradadır. Kimse, kimseden kendi tarihini reddetmesini, unutmasını isteyemez! İstemiyor da zaten… Bunca felâkete neden olan yanlış bir ülkünün, genç nesillerin beyninde kutsanma girişimine tepkidir bahsettiğimiz reaksiyon…

Bu sorunun irrasyonel olduğu ve bu kadar küçük bir adayı ikiye bölmenin kimseye yararı olmadığı konusundaki inancım, devam ediyor. Ama bulunması düşünülen “çözüm”ün yaşayabilir olduğunu görmeden evet dememe konusundaki inancım da aynı şiddette sürüyor. Neden iki ayrı milliyetçilik ise, asıl sorumlu olanı görmezden gelerek, sorun çözülmez! Milliyetçiliklerden biri galebe çalar… Niyet çözmek mi? İki milliyetçilikten birinin kazanmasına yardım mı etmek? Buna cevap verilmelidir… Türk milliyetçiliği ile uğraşılsın, amenna… Peki, Helen milliyetçiliği ne olacak? O taraftaki popülizm yüzünden kimse karşı çıkmıyorsa, o tenzih mi edilmiş olacak?

Akıncı, masaya dönmelidir! Ama ondan önce, karşıdaki kafanın değiştiğine emin olmalıdır… Papaza kızıp yağlı yemeye niyetimiz yok…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
13
 
0
 
0
 
0
 
1
 
0
 
0
 

YORUMLAR
2
ONAY BEKLEYENLER
0
21 Mart 2017, Salı
Vatandas         - K.kibris
NapolyonNe demis;
''rum gocmenlere ödenmek uzere mal tanzim komisyonuna para para para''lazım. ...
20 Mart 2017, Pazartesi
Gıbrız Türkü         - Şeherin Kuzeyi
Sn Beratlı durumu gerçekçi bir şekilde özetlediniz. Kıbrısın mevcut durumu için bir çözüm zaruridir ancak sizin tahlilinizde olduğu gibi Kıbrıs Türklerine ada üzerinde hak tanıyan bir anlaşma Rumlar için muhtemelen bir kayıp olarak algılanacak ve sonuç yine hüsran olacaktır. Mevcut durumda ise zaten biri ötekinin zayıf anını bekler anlayışı var. Yani iki senaryonun sonucu da konjektür uygun olduğunda muhtemel bir sıcak çatışmaya çıkıyor. Bu durum aklı başında olan birinin hiç bir şekilde isteyeceği bir durum değildir. Bunun yanında en büyük yanlışımız ise yaratılan algıdır. Her görüşme masası açıldığında abartılmış iyimserlik ve umudun bizim zamanımızı çaldığına inanıyorum. Evet Sn Akıncı görüşsün ama toplumun önemli bir kısmının her şeyin bir anlaşma ile düzeleceği beklentisi ile paralize olup boşuna zaman kaybedilmesi de sanki güneyin en büyük taktiği ve kozu oldu! Rumların DNA'sına işlemiş bu burnu havada olumsuz tutumları karşısında yapılabilinecek en iyi şeyin öncelikle kendi içimizde adil bir düzenimizin olmasıdır. Kıbrısın mevcut durumunda bunu başaralabilsek hem kötü senaryo için hazırlıklı ve güçlü bir toplum yapımız olmuş olur, hem de iyimser senaryo için düzgün ve saygın toplum yapımızla masada ve sonrasında yaşanacaklarda daha iyi durumda oluruz diye düşünüyorum... Yani Sn Akıncı masada olsun ancak toplumsal önceliklerimizin en başında kendi iç düzenimizin iyileştirilmesi ve adil bir yönetim şekline kavuşmak olsun. Ancak bu şekilde gelecekteki iyi yada kötü senaryolara hazır olabiliriz. Yoksa bu güne kadar boş umutlarla kaybedilen 40 küsur yıla baktığımız gibi 40 yıl sonra da aynı şeylere bakıp aynı şekilde dert yanmaya devam ederiz. Ne dersiniz?
YAZARIN SON 10 YAZISI
27 Mayıs 2017, Cumartesi    Başkanlıktan totalitarizm çıkar mı?
17 Mayıs 2017, Çarşamba    Ben Türkiye’den yana tarafım…
13 Mayıs 2017, Cumartesi    Mustafa Kemal Paşa...
7 Mayıs 2017, Pazar    Küçük dialoglar
4 Mayıs 2017, Perşembe    Birlik kavramı nereden geliyor?
30 Nisan 2017, Pazar    Allah'ın insanlığa gökyüzünden gönderdiği sütten çıkmış ak kaşık: AB...
23 Nisan 2017, Pazar    Yalanlar ve komik trajedi...
15 Nisan 2017, Cumartesi    Başkanlık sistemi
12 Nisan 2017, Çarşamba    Liberal faşizm
7 Nisan 2017, Cuma    Türkiye’de referandum

Başkanlıktan totalitarizm çıkar mı?
Yrd Doç Dr N BERATLI | 27 Mayıs 2017, Cumartesi
Benim başkanlık sistemini tercih ettiğim bir sır değil.  Yıllardır yazar, söylerim. Bir çekince ile beraber: “Cheks and balances”ın iyi düzenlenmesi koşuluyla. Kaldı ki parlamenter sistem ile ilgili temel itirazım da ...
Ben Türkiye’den yana tarafım…
Yrd Doç Dr N BERATLI | 17 Mayıs 2017, Çarşamba
Türkiye’nin bugünkü güney ve doğu sınırlarını silahla çizen, bizzat Mustafa Kemal Atatürk’tür. Rus sınırını 2. Ordu Komutanı olarak, Muş’a kadar gelmiş Rus birliklerini bizzat bugünkü sınıra itmek suretiyle.  Güney sı...
Mustafa Kemal Paşa...
Yrd Doç Dr N BERATLI | 13 Mayıs 2017, Cumartesi
MUSTAFA KEMAL PAŞA…
Delikanlılığımızda, Mustafa Kemal Paşa ve mücadelesini, bir “burjuva devrimi” olarak yorumlar, devrimlerini de “şekilci” bulur, burun kıvırırdık! Ankara’daki asistanlığım sırasında, bir gün ilk me...