Ana Sayfa >> Yazarlar Yrd Doç Dr N BERATLI | 11 Temmuz 2017, Salı
Mr. Anastasiadis, simply doesn't want
Paylaş  
32
35
23

Aysu Basri Akter’in, yazdıklarını okudunuz mu? Batılı bir diplomatın ağzından Cras Montana görüşmelerinin neden çöktüğünü, böyle anlatıyor.

Dün bizim gazetede yayınlanan Niyazi Kızılyürek’in söylediklerine de bir göz atın! Diyor ki “ Başkanlık seçiminde Anastasiadis’in işi çok zor! Çünkü karşıtları, Rum halkının %70’inin karşı olduğu Dönüşümlü Başkanlık konusunu, masada konuşturduğu için, onun tozunu atacaklar”! Konuştuğu değil, zaten konuşmadı…  Telâffuzuna izin verdiği için…

1975 Viyana Görüşmeleri’nden beri, Kıbrıs Sorunu’nun çözümünün Federal bir sistemle olacağı karar altındadır. Federasyonların, eşit taraflar arasında kurulduğunu da Mısır’daki sağır sultan bile bilir. Milyonlarca kez yazılmıştır, kaynak falan göstermek, gerekmiyor! Kırk iki yıl sonra, Kıbrıslı Rumlar halâ bunu içlerine sindirememişler ve görüşme diye “mış gibi” yapıyorlarsa, çözüm istemeyen taraf olarak tanımlanmayı da göze almalıydılar. Dördüncü defadır ki BM kriterleri ile düğümler tarağa gelmişken, reddediyorlar. Bahanenin hiçbir anlamı yok!

Gene Niyazi Kızılyürek’in eski ve doğru bir tespitidir ki Kıbrıs Sorunu, “iki yarışmacı, egemen milliyetçiliğin” bu adadaki sürtüşmesidir.

Sorunu başlatan taraf olarak Kıbrıs Helen milliyetçiliği, öncelikle adanın bütününün Yunanistan’a bağlanması için silaha sarılmış, 1968’de Makarios’un “istiyoruz ama mümkün değil” açıklamasının ardından da yavaş yavaş, Kıbrıs’ın ikinci bir Helen devleti olmasına yönelmiştir.

Kıbrıs Türk milliyetçiliği de adanın Türkiye’ye ilhak olamayacağını çok erken fark ettiğinden, önce hiç değilse yarısının ilhak edilmesini özlemiş ve sonra, o da olmazsa, adanın kuzeyinde bir Türk devletinin kurulması yoluna gitmiştir.

Taktik aşamalarda öne sürdükleri taktik hedeflerin oyunun kurallarına uymaya çalışmanın ötesinde bir anlamı, yok! Temeli bu…

Toplumsal kategorizasyonları ulus değil de sınıf bazından ele alan sol ise hep söyleyegelmiştir ki buradaki iki halk, milliyetçilikten çok çekiyor; buna gerek yok, ortak bir federasyon kurarak, bu sorun aşılabilir. Bu bakımdan 1975’ten beri her iki milliyetçiliğin temsilcilerinin de ehven-i şer diye kabul ettiklerini söyledikleri federasyon, (Sol bir tez gibi ortada durmaktadır. Ki, değildir…) örtüştü.

Herkes federasyon diye bir lâf söylüyor ama dönüp derine baktığınızda, içinin boş olduğunu ve her iki tarafın da asıl fikrinin kendi milliyetçi hedefine yaklaşmak olduğunu da bilmeyen yok! Kıbrıs Türk milliyetçiliği, kuzeyde kendi egemenliğinde bir devleti, gün gele belki Türkiye’ye bağlanırım ümidi ile gevşek bir federasyona taraf yapmaya ve tanıttırmaya; Kıbrıs Helen milliyetçiliği de “şimdilik hepsini yutayım da gün ola harman ola” diye federasyon “konuşuyormuş gibi yapmaya” devam ediyorlar. Bildiğiniz gibi…

Gelelim Kıbrıs Solu demek durumunda olduğumuz çevreye! Kıbrıs Rum Solu hiç demeyelim, çünkü milliyetçilikte kendi sağının önündedir. Onlar için ayrı bir paragraf açmaya gerek yok!

Kıbrıs Türk Solu da eğer milliyetçi yarışma ile bu adada acının bitmeyeceği tespitini yapmış ve ideolojik olarak milliyetçiliği de aşmış ise savunması gereken adını anmaktan başka hakkında hiçbir ciddi tez ve politika üretmediği federasyon tezine sarılmalıydı. Ki varlığının bir anlamı olsun… Ama bu sarılış, kavramsal düzeyde de tam bir federasyonu tarif etmelidir.

Yukarıda da yazdık: Federasyonlar, eşitler arasında kuruluyor. Zaten Lenin’in ulusal sorun çözümü reçetesi de tam da budur: “Eşitlik ve karşılıklı saygıya dayanan, karşılıklı bir irade beyanı…” Ulusal bir kavga vermekte olan iki taraftan büyük olanı, küçük olanın eşitliğini kabul etmezse, ne sorun çözülür, (çünkü sorunun sebebi budur) ne de federasyon kurulur. Zira üniter bir ulus devlet içinde, nüfusça az olanın, nüfusça fazla olanın “azınlığı” olmayı kabullendiği yerlerde, böyle bir sorun; zaten yoktur. Sorun, o kabul edilmedi ve kabul da ettirilemedi diye vardır.

“Çözüm olsun” için, karşı tarafın her istediğini kabul edeyim, tarihi unutayım, soyumu sopumu inkâr edeyim, sorunun ne olduğunu da konuşturmayayım tavrı, sol değil; karşı taraf milliyetçiliğidir. Onun en eski, en derindeki duygularına hak verirsen; senin taraftakinin de en eski, en derindeki duygularının yüzeye çıkmasına hem sebep olursun ve hem de haklılık kazandırırsın.

Her şeyin vebalini Türkiye’ye yüklemeye kalkışmak, artık sıkıcı geliyor! Her Rum hatasını, gözlerden saklamaya çalışmanın adını da yukarıda yazdım… Ne soldur ne de barışa hizmet ediyor! Tam tersine, çözümsüzlüğe yarıyor…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
20
 
1
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
5
ONAY BEKLEYENLER
0
14 Temmuz 2017, Cuma
vatandas         - k.kibris
Hasan Guler beyin ne guzel soylemis;.. ''Kibris sorunu Turkiyenin guvenlik sorunudur''.. (NOKTA)
13 Temmuz 2017, Perşembe
Ergün Şoföroğlu         - Gönyeli9
Şoven milliyetçilikle şablon solculuğun ortak paydası eleştirel aklın yitirilmesidir. İdealist duygularla pekiştirilen ütopist tutumlardan vazgeçmeyen bir anlayışa karşı, diyalektik düşünceyle ortaya konacak realist fikirlerle mücadele edilmesi gerekir. Çağdaşlaşmanın ilk koşulu budur. Ergün Şoföroğlu
12 Temmuz 2017, Çarşamba
Hasan nihat erduran         - Çatalköy-kktc
Niyazi kızılyüreki okumuştum...ince noktayı iyi yakaladı!konuşmak bile hata ve hesabını seçimde soracaklar...yerel kıbrıs türk solu artık gerçekleri iyice gördü diye umarım...
11 Temmuz 2017, Salı
Hasan Özbeşoğlu         - Lşa
Crans Montana sürecinde benim en üzüldüğüm konu Okan Dağlı ve bir kısım arkadaşlarının Unite Cyprus Now gönüllüleri olarak bölgeye giderken giderlerinin Stelyos vakfı tarafından karşılanmış olmasıdır.Biz kendi ayaklarımız üzerinde duralım iddiasındayken bunun bu şekilde yapılması pek etik olmamıştır.Anlaşılan odurki 'nerde beleş,oraya yerleş'felsefesi birtakım solcu geçinen insanlarımız üzerindede etkisini göstermiştir.
11 Temmuz 2017, Salı
ismail yeküncü         - lefkoşa
benim düşüncem kıbrıslı türklerin büyük çoğunluğunun duygu ve düşüncelerine tercüman olan bir yazı olmuş.esas sorun rum liderliğinin bizi eşit halk ve eşit bir ortak olarak görmemeleridir.anastasiadis ve yakın çalışma arkadaşları kına yaksınlar bir taraflarına sizler bulunmaz hint kumaşı değilsiniz.
YAZARIN SON 10 YAZISI
24 Temmuz 2017, Pazartesi    Hiçbir şeyin değilse adın Türkçe...
10 Temmuz 2017, Pazartesi    Çok üzüldüm...
28 Haziran 2017, Çarşamba    Yalan dolan üstüne şehir efsaneleri
26 Haziran 2017, Pazartesi    Politik tarihsel bir meseleyi genetik çözer mi?
25 Haziran 2017, Pazar    Bayramlık ağzımızla...
24 Haziran 2017, Cumartesi    “Eşşeklerden başka kıbrıslı yoktur…”
17 Haziran 2017, Cumartesi    Bir Köyün Anatomisi: Abohor
12 Haziran 2017, Pazartesi    Unite Cyprus - United Cyprus - Unitary Cyprus hem da now...
7 Haziran 2017, Çarşamba    Ahtapot plâkisi…
2 Haziran 2017, Cuma    Sülalenizi sevmek demesi var…

Hiçbir şeyin değilse adın Türkçe...
Yrd Doç Dr N BERATLI | 24 Temmuz 2017, Pazartesi
1990’larda gene Almanların ön almasıyla, kırk Türk, kırk da Rum entelektüel, Lidra Palas’ta bir toplantıya çağrıldıydık. 74 sonrasında, sivil Kıbrıslıların galiba ilk toplantısıydı.  Barış ve Federasyon İçin Kıbrıslıl...
Çok üzüldüm...
Yrd Doç Dr N BERATLI | 10 Temmuz 2017, Pazartesi
Eskiler alıyorum,
Alıp yıldız yapıyorum,
Musiki ruhun gıdasıdır,
Musikiye bayılıyorum,
Şiir yazıyorum, şiir yazıp eskiler alıyorum,
Eskiler verip musikiler alıyorum,
Bir de rakı şişesinde balık olsam...
Demiş O...
Yalan dolan üstüne şehir efsaneleri
Yrd Doç Dr N BERATLI | 28 Haziran 2017, Çarşamba
Osmanlı Kıbrıs’a iki dalga halinde göçmen iskânı yaptı. İlk dalga 1572 ile 1600 tarihleri arasındadır. 12 bin aile gönderilmesi planlanmış ama 8 bin aile gönderilebilmiştir. İkişer çocuk olsa, 32 bin nüfus… Kaynak? BO...