Ana Sayfa >> Yazarlar Doç. Dr. N. BERATLI | 2 Ocak 2018, Salı
Komayın da Türkçe tükeniyor...
Paylaş  
6
16
6

Herhalde yaşlanıyoruz, huysuzlandık! Ben eskiden de böyle datsızdım ya, neyse…

Son zamanlarda üç yüz kelime ile entelcilik oynayan mahfillerdeki bir lâfa hasta oluyorum:  “Açıkcası ”! Bre bırakın bir şey de gizli kalsın… Bu ne açık sözlülük?

“Öğlen yemeğinde ne yedin?”

“Fasulye, açıkçası!” Vay yahu? Gizlinde ne yedin?

“Okula nasıl geldin?”

“Taksiyle, açıkçası!” Deme…  Servisle geldiğinde gizliyorsun demek ki? “Hayır! Sorsaydın onu da söylerdim, açıkçası…” Vay bee?! Demek bu kadar açık, seçik ha? Her taraf açık, demek…

“Bizde sır yok, açıkçası…”

Yirmi, yirmi beş yıl kadar önce de bir başka böyle dil pelesengi çok modaydı… Punduna getirdin söyledin mi, al sana entellik beratı! Olay!

“Öksürme olayı, yellenme olayı”ndan tutun da her bir şey: Olay! Komayın… “Sarı renk olayı”, “Barok müzik olayı”, “Dialektik olayı” (Eytişimsel Özdekçilik Olayı, demedim bakın!O ağır şizofreni! Yağlı ile Çakıcı bakıyorlar! Benim sahama girmez!) “konçlu potin olayı, “kurufasulyenin faydaları olayı”, “mini etek olayı”, “dar paçalı pantolon olayı”! Uyar, uymaz… Salla gitsin… Manası var, yok; entel-dantel görünüyorsun! Ya da göründüğünü sanıyorsun… Vira…

Güncel sap yeme, saman çıkarma edebiyatında örneğin (bunu da Öztürkçe sanıyorsunuz ama Türk Dil Kurumu’nun başına getirilmiş, toprağı bol olsun, Agop Dilaçar’ın Ermenice’den aparttığını iddia ettiydi Yağmur Atsız! Nihal Atsız’ın oğlundan daha Öztürkçeci değilsiniz, herhalde… ) ne diyorduk? Örneğin! Faraza diyelim de iş karışmasın; millet “tüketiyor”, üzerinize afiyet… Süt, tüketir, su tüketir, elma tüketir, et tüketir, salata tüketir, angurya tüketir… Ulan oğlum “tüketme” ! Ye, iç… Dünyada bu kadar aç açıkta insan var, bırak onlara da kalsın, yazık, günahtır evlâdım… Sen tüketirsen, millet aç kalmaz mı? İnsaf et… Anladık, İngilizce “to consume”den moda mod tercüme etti maskaranın biri ama o İngiliz lâkırdısında, “dibine kıran getirmek, bitirmek, hiç bırakmamak, ocağında incir ağacı dikmek, köküne kibrit suyu dökmek” anlamı yok ki... Karşılığı bu değil! Uyduran ne İngilizce ne de Türkçe biliyormuş, amenna… Deden de mi ne bulsa “tüketir”di, oğlum? Bırak bize  de kalsın… Çoluk çocuğa ne yedireceğiz sen tüketince?

Çocukluğumuzda elektrik olmayan köylerde, koca bataryalı radyolar vardı! Köy kahvesinde… Akşam bütün köy toplanır, “Havadisler”i dinlerdi… Bize de o zamandan kaldı her halde, akşam haberlerini dinlemezsem, kendimi dağ başında yalnız kalmış hissederim! (Siz varın “duyumsayın”!) E gel de haber dinle…

Son zamanlarda tv haberleri 15 lâkırdının etrafında dönüyor!

Bir: Ekipler, iki: Uzmanlar, üç: Talihsiz kadın (seyrek olarak adam), dört: Talihsiz çocuk (her bültende mutlaka bir özürlü çocuk olacak, olmalı) beş: Talihsiz kedi, ( her haber bülteninde kıronun biri mutlaka bir kediyi dövmeli! Dövmezse hatırımız kalır…) altı: Husumet, yedi: Şehir magandaları, ( Bunlar ya trafikte makas, ya da bir düğünde havaya kurşun atıyorlar, her gece!) sekiz: Göz yaşları sel, dokuz: Tecrübeli teknik adam, on: Güzel yıldız (O da her kimse? Duyan da Elizabeth Taylor’dan bahsediliyor sanır!) on bir: Meşin yuvarlak, on iki: Tecrübeli file bekçisi…

İşte on iki tanede kaldık… Üç de siz ekleyin artık!

Kardeşim yazıp duruyoruz: Yüz yıl başında Türkçe bir sözlükte 97 bin kelime vardı, düştü 35 bin’e… Sokaktaki adam 3 bin ile idare ediyor, diye… İngilizce bir lûgatte 750 bin sözcük var be hey dantel taifesi! İndire indire 15 lâkırdı ile konuşulan bir dil mi olur?

Yukardakilere hasta oluyorsam, şu “bağlam” lâfına da verem oluyorum.Neydi o ne niyetine yersen o tadı verdiği varsayılan sebze? Acur mu? Ulan acur gibi lâkırdı! İstediğin yerde söyle, hem nefes almana, hem düşünmene, hem de entel görünmene yarar mübarek! Duyan ne anlam yom ederse, o anlama geliyor…

Daha “lığaaazım”cılarla, “maradoooona” cılara girmeye yer kalmadı… Ulan oğlum “Türkçe’de yumuşak ses yoktur” (ki diyenin elinin körü) anladık da uzun/kısa hece var mı? Ya da Aruz vezni ile İspanyolca, Almanca (Bekınbaaaaaaaavır), İngilizce (Sautaaaamptın) nasıl oluyor? Allah kahretmeye…

On beş yirmi kelime ile onu da yanlış konuşarak entel olduğunu san, sonra da bekle ki aranızdan bir Marquez, Neruda, Turganyev, Mark Twain, Gogol ya da Kipling çıksın… Hade yahu… Gidin oyanı…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
3
 
1
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
16 Ocak 2018, Salı    Gene başkanlık sistemi üzerine (3)
15 Ocak 2018, Pazartesi    Gene başkanlık sistemi (2)
14 Ocak 2018, Pazar    Gene başkanlık sistemi üzerine 1
10 Ocak 2018, Çarşamba    Kıssadan hisse
6 Ocak 2018, Cumartesi    Yarın seçimi kim kazanır?
4 Ocak 2018, Perşembe    Nasıl oy verelim da yanmasın?
1 Ocak 2018, Pazartesi    Komayın da Türkçe tükeniyor…
28 Aralık 2017, Perşembe    Hronia Bollâ be Horgane…
18 Aralık 2017, Pazartesi    Türk kimliğinin parolası
17 Aralık 2017, Pazar    Türk Kimliğinin Parolası

Gene başkanlık sistemi üzerine (3)
Doç. Dr. N. BERATLI | 16 Ocak 2018, Salı
(Dünden devam)

24 Mart 2011yayınladığım yazıda da çekincelere değinmişim…
“Başkanlık Sistemi, ABD’de demokrasi üretirken, uygulandığı bazı başka ülkelerde, diktatörlük üretiyor. Özellikle Güney Ame...
Gene başkanlık sistemi (2)
Doç. Dr. N. BERATLI | 15 Ocak 2018, Pazartesi
(Dünden devam)

23.10.2011 günkü yazımızda, bizde neden ikide bir başkanlik sistemi tartışması çıktığını anlatmaya çalışmıştım. Ertesi gün de Başkanlık Sistemi’ni anlatmaya çabalamışım… Tek adam yönetimi m...
Gene başkanlık sistemi üzerine 1
Doç. Dr. N. BERATLI | 14 Ocak 2018, Pazar
Aslında çok daha eski zamanlardan beri yazıp söylüyorum ama, bu gazetenin arşivine bakarsanız, (Yeni Düzen’inki kayboldu, Yeni Demokrat ve Yeni Kıbrıs için de gidip Milli Arşiv’de çalışmak lâzım ve zamanım yok!) görür...