İnsanların alış veriş özgürlükleri kısıtlanamaz demiştim.
Ve çalışma saatleriyle ilgili yapılması düşünülen düzenlemelere karşı çıkmıştım.
Bugün de karşıyım.
Böylesi bir uygulamayı hayata geçirmek ekonomik akıldan uzaklaşmak demektir.
Ekonomiyi küçültmek, ekonomik faaliyet alanını daraltmak demektir.
İnsanların yaşamını zorlaştırmak, yılların alışkanlıklarını bir çırpıda ortadan kaldırmakla eş anlamlıdır.
Koruma tedbirleri uygulamak bir kere tüketiciye büyük bir saygısızlıktır.
Tüketiciyi yönlendirmeye çalışmak da öyle!
Bırakın insanlar tercihlerini özgürce yapsınlar.
Onların tercihlerine saygı gösterin.
Engeller koymayın.
Yasaklarla bir yere varılamaz.
Zorla da güzellik olmaz.
Kimse birileri istiyor diye alışkanlıklarını ya da tercihlerini değiştirmez.
Başka yollar arar, bulur ve alışkanlıklarını bir şekilde sürdürür.
Kaybeden, tüketicilerin tercihlerini zorlayarak değiştirmeye çalışanlar olur.
Yasakla ve engellerle bir yere varılsaydı, bugün iktidarda olanlar orada olamazdı.
Çalışma Bakanlığının iş yerlerinin çalışma saatleriyle ilgili yapmayı düşündüğü düzenleme gereksiz bir zorlamadır.
Siyasette zorlamalarla ve inatla bir yere varılamaz.
Zorlayan ve inat eden günün sonunda kaybeder.
Ama önemli olan kendisinin kaybetmesi değildir.
Önemli olan topluma kaybettirecekleridir.
*
Bakanlığın yapmakta direttiği düzenleme ile monopolleşmenin önünü alma iddiası da gerçekçi değildir.
Monopolleşmenin önü ‘Anti-tekel ve anti-tröst’ yasaları ile alınabilir.
İş yerlerinin çalışma saatlerini düzenleyerek değil!
Çalışanların hakları da bu şekilde korunamaz.
Onların hakları çalıştıkları saatlerin çağdaş çalışma sürelerini aşmaması ve haklarının bir tamam ödenmesiyle korunur.
Haftalık izin haklarını gözeterek.
İşverenin çalışanı sömürmesi engellenerek!
AB içinde birçok ülkede iş yerlerinin çalışma saatlerinde kısıtlama uygulaması yoktur.
Olan ülkelerde ise, bunları esnetme konusunda çalışmalar yapılmaktadır.
Bundan amaç ise ekonomik alanı genişleterek ekonomik faaliyetleri artırmaktır.
Daha uzun çalışma saatleri, daha çok ekonomik aktivite demektir.
Ekonomik akıl da bunu gerektirir.
AB, dünyada dengeleri değiştiren Çin mallarına karşı getirilmek istenen kısıtlamalara ve yasaklara bile karşı çıkmıştır.
‘Kısıtlamalarla bir yere varılamayacağı temel yaklaşımı’ ve ‘tüketiciye saygı prensibi’ ile bu kararı almıştır.
Kendi üreticisini zora sokma pahasına.
Serbest piyasa ekonomisinin gereği de budur.
*
Bilimsel hiçbir araştırma yapılmadan ‘Ben yaparım olur’ yaklaşımı ile bunu bir prestij meselesi yaparak olaya yaklaşmak doğru değildir.
Ekonomik örgütlerin oluşturduğu platformun karşı çıktığı ve ekonomik akıl dışı olarak nitelediği bu düzenlemeyi toplumun gündeminden düşürme görevi hükümettedir.
Büyüklük hatadan dönmeyi becerebilmektedir.
Hükümet tüm halkın hükümetidir.
Esnaf ve Zanatkaarlar Odasının esiri olmamalıdır.
Herkesin istem ve haklarını gözeterek kararlar üretmelidir.