Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Lider Dimitris Hristofias arasındaki zirveden beklenen karar çıktı.
Kapsamlı müzakereler 3 Eylül’de başlıyor.
Liderler ve ekipleri Ağustos ayını hem tatil yapıp dinlenerek hem de 3 Eylül’e hazırlanarak geçirecekler.
3 Eylül sonrasında ise onları yoğun bir çalışma programı bekleyecek.
Güney Kıbrıs’taki seçimlerden sonra 21 Mart’ta başlayan süreç önemli bir dönemeci daha geride bırakarak sonuçlandı.
Böylece 8 Temmuz’da Talat ve Papadopullos arasında başlayıp çok büyük tartışmalara neden olan, 21 Mart’da yeni bir çehreye kavuşan süreç de beklenen sona ulaşmış oldu.
Artık, 8 Temmuz ya da 21 Mart’la ilgili tartışmalar da geride kaldı.
Gelinen aşamada artık şu ya da bu konudaki tartışmalar yerini çözüm sürecine bıraktı.
Zaman artık kapsamlı müzakerelere odaklanma ve çözüm arama zamanı.
Liderler oturacaklar ve anlaşıp anlaşamayacaklarına bakacaklar.
Yapılması gereken buna yoğunlaşmak olmalıdır.
Bir de anlaşamayacaklarsa o zaman ne olacağına bir karar verilmesi konusu da gündemde tutulmalıdır.Ve bunun kararı da verilmelidir.
Yani artık ne olacaksa olmalıdır.
Herkes her ihtimal üzerinde kafa yormalıdır.
Çözüm üzerine de, çözümsüzlük durumunun ortaya çıkması üzerine de!..
Bu, ciddi ciddi yapılmalıdır.
*
Yine de biz herkesin kabul edebileceği Kıbrıs’ta kalıcı, adil ve güvenli bir çözüme ulaşılmasını dileyelim.
Talat ve Hristofias arasında yapılan bu son görüşme en rahat ve gerilimsiz olanı oldu.
Belli ki liderler girecekleri gerilimli kapsamlı müzakere süreci öncesinde ortamı yumuşatmayı ve diyaloğu artırmayı hedeflediler.
Aralarındaki iletişimi artırmak için de direk telefon hattı kurulmasına karar verdiler.
Böylece liderler medya aracılığıyla değil, gerektiğinde bu telefon hattını kullanarak konuşabilecekler.
Bu da demek oluyor ki yanlış anlamalar ortadan kalkacak, liderler ortamı gerecek açıklamalar yapmayacaklar.
Tabii ki telefon hattı işlevsel kullanılırsa.
*
Talat-Hristofias zirvesinden bence çıkan en önemli sonuç, kapsamlı müzakereler sonrasında ortaya çıkacak çözüm planının (tabii ki çıkarsa) referanduma götürülecek olmasıdır.
Yani liderler ne yaparlarsa yapsınlar son sözü halklar ayrı ayrı söylecekler.
Bu da Kıbrıs’ta iki eşit ve ayrı halk olduğunun bir kez daha tescilidir.
Anlaşma ya da anlaşmamaya kararı halklar ayrı ayrı verecektir.
Bu da demokratik bir haktır.
Kapsamlı müzakere süreci böylece demokratik bir zeminde gerçekleştirilecektir.
Referandum kararı ile birlikte sanırım Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a dönük egemenlik konusundaki eleştiriler de anlamını yitirecektir.
Halk kendi geleceğine karar vereceğine göre, bu konudaki tartışmalara gerek kalmayacaktır.
Tek egemenliğin iki halktan mı, tek halktan mı kaynaklanacağı bu kararla netleşmiştir.
Egemenlik iki halktan kaynaklanacaktır.
*
Liderler arasında varılan mutabakat ile birlikte Kıbrıs’ta yeni bir fırsat penceresi daha açılmış oldu.
Artık önemli olan bu fırsat penceresinin doğru kullanılması ve adadaki belirsizliğin sonlandırılmasıdır.
Şöyle ya da böyle.
Gelinecek son aşamada son sözü tıpkı 2004 Nisan’ında olduğu gibi halklar söyleyecektir.
Önemli olan söylenecek son sözlerin Kıbrıs’ın geleceğinin belirlenmesinde esas alınması ve daha fazla zaman kaybına fırsat verilmemesidir.
Karar çözümse, halklar yeni Birleşik Kıbrıs’ta, değilse herkes kendi yolunda dünya ile buluşarak geleceğini şekillendirebilmelidir!.