Adamlar öteki markaları karalayarak değil, kendi ürünlerinin kalitesiyle piyasada yerlerini koruyorlar...
Öteki markalar sadece mukayese için orada vardı. Bir kelimeyle bile öteki markalara söz söylenmedi. Sonuçta ürünlerine güveniyorlar...
Konuşmaları dinlerken aklıma bizim partiler geldi. Bizimkiler söz haklarının yüzde doksanını ötekileri karalamak için kullanır. Neden? Çünkü kendi mallar sayılan , görüşlerined güvenmiyorlar, projeleri yok...
BUDAPEŞTE- Teknolojik gelişim, en yalın tanımlamayla insanlığın gelişiminin somutlaşması, elle tutulur, gözle görülür hal almasıdır.
En önemlisi tekonolide, bilimde yaşanan gelişme yeni gelişmelerin, yeni buluşların yolunu açıyor...
***
Dün sabah beş gibi Kuzey Kıbrıs’tan ayrıldım. Sekizi biraz geçe İstanbul’dan Budapeşte için havalandık. Bir saat kırk dakikalık yolculuğun ardından Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye bir zamanlar çok yaygın kullanılan tanımlamayla ayak bastık.
Seyahatımın nedendi tekonoloji ile buluşma.
Yaklaşık yetmiş yıl önce hoparlör üreterek teknoloji dünyasına adım atıp geçen zaman içinde ses ve görüntü ürünlerinde dünyanın en prestijli markası haline gelen Pioneer firmasının yeni ürünlerini tanıtım etkinliğine davetlilerarasındayım.
Avrupa’nın hemen hemen tüm ülkelerinden gazetecilerle teknoloji birifingi için Budapeşte’de buluştuk.
***
Macaristan denince aklıma ilk gelen bir zamanlar dünya futbolunun yıldız isimlerinden olan Puskas gelir...
Macaristan’a ve doğal olarak Budapeşte’ye ilk gelişim.
AB üyesi olduktan sonra hızlı bir şekilde yeni Avrupa’ya ayak uydurma çabasında olduğunu biliyordum.
AB üyeliklerini özellikle Almanya destekelmişti. Anımsıyorum, yıllar önce Almanya Dışişlerinin davetlisi olarak Berlin’e gitmiştim. Avrupan’nın değişik ülkelerinden gazeteciler vardı. Programı yapan Almanlar,bir bildiklerinin ürünü olarak programa Macaristan elçisinin ülkesini tanıtım sunuşu ve yemeği de eklemişlerdi.
Uçak alçalırken baktım, en azın uçaktan gördüğümüz her yer gözünüzün gördüğü yere kadar düzlük...
Kent merkezinde sosyalizm günlerinin mimari izler fark ediliyor.
***
Neyse konumuza yeniden dönelim.
Dün öğleden sonra yaklaşık üç buçuk saat çok keyif aldığım sunuşlar dinledim.
Dünya pazarında ayakta tutunmak için nelerin yapılması gerektiğini gördüm.
Pioneer bir dünya markası. Eğer en ön sıralarda yer bulmak “olmaksa” Pioneer olmuş bir marka. Ama adamlar biliyor ki zirvelere çıkmak değil, zirvede kalmak önemli.
Sürekli Pazar araştırması, müşteri konumundaki insanların beklentileri... Bunlar yolun sonunda Japonya’daki merkezde toplanıyor ve istenilen, öteki firmaların önünde yer almalarını sağlayacak yeni ürünler piyasaya sunulacak hale getiriliyor.
***
Televizyonda siyah beyaz günlerini anımsarım.
Detayı boşverin, izlerken “Güzel göstermesi” yeterliydi.
Teknoloji sıçraya sıçraya LCD televizyonlar üretildi. LCD teknolojisi ürünü televizyonları görenler teknolojinin en uç noktaya ulaştığını sanıp hayretini ifade etti.
Ancak dünkü sunuşlarda gördüm ki teknoloji yarışında son yok... En mükemmel bulunduğu sanılırken siyahın önemi fark edildi.
Halbuki konuya yabancı olanlar için renkli televizyonda siyahın ne önemi var ki? Halbuki dün öğrendim ki en önemli renk siyah.
Siyahı kusursuz olmayan ya da en iyi olmayan televizyonun öteki renkleri de kusurludur.
Siyah tüm renkleri etkiliyor.
Siyah en kolay görünen ama en önemli renk.
Pioneer, “ Her zamankinden daha siyah” diyerek siyaha verdiği önemi sloganlaştırıp, sonunda Plazma teknolojisinde,”Dünyanın en iyiyim” dedi.
***
Şu an 60 inçlik televizyonu altı buçuk santim kalınlıkla üretebiliyorlar.
Dünkü sunuşta açıkladılar, yeni hedem yaklaşık bir santimetre.
Benzetme yerideyse karton kalınlığında televizyon yapacaklar.
***
Dünkü tanıtım etkinliğinde sadece televizyonlar tanıtılmadı.
Hiç kuşku yok Pioneer, plazma televizyonda dokuzuncu jenerasyon Pioneerle piyasaya iddialı girmeye çalışıyor. Japonca’da siyah anlamına gelen KURO, farklı markalarla yan yana gösterildi. Farkı çok kolay fark ediliyor.
Ancak öteki ürünlerde ki teknolojik gelişimin de insanı etkilememesi mümkün değil.
... Pioneer’in kelime anlamı ÖNCÜ VE İLERİCİ olmak... İsim olarak seçerken vazgeçilmez bir hedef olarak da seçmişler. Dün buna gözlerimle tanık oldum. Adamlar öteki markaları karalayarak değil, kendi ürünlerinin kalitesiyle piyasada yerlerini koruyorlar...
Öteki markalar sadece mukayese için orada vardı. Bir kelimeyle bile öteki markalara söz söylenmedi. Sonuçta ürünlerine güveniyorlar...
Konuşmaları dinlerken aklıma bizim partiler geldi. Bizimkiler söz haklarının yüzde doksanını ötekileri karalamak için kullanır. Neden? Çünkü kendi mallar sayılan , görüşlerine güvenmiyorlar, projeleri yok...
Günün sözü:
Her buluş bir sonraki buluşun babasıdır