UBP’nin; on altı aylık “Boykot” eylemine son vererek dün Meclis’e girmesi “Demokrasi”miz açısından olumluymuş...
Başbakan öyle diyor...
Oysa; bu ani “karar” bir yığın soru işaretinin oluşmasına yol açtı...
Hatta sözü edilen, var olduğu sanılan “demokrasi”nin “sürdürülebilir”liğini bir kez daha sorgulamamızı sağladı...
UBP; kendi Genel Sekreterini bir anda, bir başka partinin başında ve koalisyonun ortağı olarak bulunca, haklı bir “tepki” ortaya koydu...
Meclis boykotu; bana göre meşru bir politik eylemdi...
On altı ay boyunca, muhalif boykotçu vekillerin çalışmadan aldıkları maaşlar, yapmadıkları mesai; Hükümetçi medyada hep ön plana çıkarıldı, üzerlerinde kamuoyu baskısı oluşturulmaya çalışıldı...
UBP ile DP bu süreçte; birlikte hareket etmeyi başaramadılar...
Eylemleri ses getiremedi. Kamuoyunda “ciddiye” alındıkları söylenemez.
“Erken seçim” talebi ile ortaya çıktıklarında UBP, DP’nin Meclis’e sunduğu öneriyi imzalamayı bile reddetti.
Özellikle Tahsin Ertuğruloğlu; DP ile birlikte hareket etmekten, Serdar Denktaş ile aynı “eylem” içinde görünmekten hep kaçındı.
AKP’nin Denktaş ailesinden hoşlanmadığını yerinde “Tesbit” ettikten sonra ise, DP’den tamamen uzaklaştı ve son “karar”ını da DP ile hiçbir istişare yapmadan aldı.
Üç partinin (CTP-DP-UBP) Meclis’te komiteler kurarak bazı yasaları ve Anayasa’yı değiştirme konusunda uzlaşmaları süreci ilerlerken UBP heyetleri sık sık Ankara’ya gidip gelmeye başladı.
Siyasi kulislerde UBP’nin AKP ile “buzları erittiği” konuşulurken, Serdar Denktaş’ın Ankara ile ilişkileri daha da gerginleşti ve medyada açıkça AKP’li yetkililerle girilen “diyalog”lar “kavga”nın boyutlarının büyüklüğünü anlamamıza yetti.
Tam da bu ortamda; CTP’nin Haziran 2009 erken seçim önerisi taraflara sunuldu.
Aslında, CTP’nin normal seçim tarihini 8 ay erkene alan bu önerisi, bu parti bakımından bir “uzlaşı” gibi bile algılanabilir.
CTP; bunun “Tanrı kelamı” olmadığını taraflara söylediğinde, aslında kendilerine tarih konusunu tartışmaya hazır olduğu mesajını vermişti.
Tam da bu noktada, DP komitelerin çalışmalarını 3 ay daha uzatılmasını, en geç altı ay sonra da erken seçim tarihinin belirlenmesini önerdi.
Bu öneri; 2008 yılının Ekim-Kasım aylarında erken seçim yapılması demekti.
UBP ise, 2009’un başında bir erken seçim tarihini kabul edebileceğini söylüyordu.
DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, dün Radyo Mayıs’ta “UBP’nin normal seçim tarihinden bir yıl önce yapılacak bir seçimi erken seçim olarak nitelendirdiğini” söyledi. Bu durumda “Erken seçim” konusunda partiler arasında ciddi bir “Problem” olmadığı ortaya çıkıyor.
Peki, komitelerde ele aldıkları konularda bir sorunları var mıydı?
Dr. Arabacıoğlu; Siyasi Partile Yasası’nı bitirdiklerini, Seçim ve Halkoylaması Yasası’nın ön görüşmesini tamamladıklarını, Anayasa’da da 90 maddeyi tamamladıklarını söyledi.
Bir not daha...
Bu kilitlenmeyi açmak için, Serdar Denktaş, Tahsin Ertuğruloğlu’nun bilgisi dahilinde Cumhurbaşkanı Talat’la görüşmüş. Arabulucu olmasını talep etmiş. Talat da Salı gün için iki partiye randevu vermiş. Bu görüşmede hem Talat’ın Ankara temasları, hem de “kilitlenme” konusunda ne yapılacağı konuşulacaktı.
DP kanadı bu görüşmeyi beklerken, UBP Pazartesi gecesi Parti Meclisi’ni topladı ve Meclis’e girme kararını aldı.
UBP’nin duruşundaki bu ani “değişiklik” doğal olarak pek çok soruyu da beraberinde getirdi.
Erken seçim tarihinde ve yasa değişikliklerinde bir olası “uzlaşma” ufukta görünmüş iken, UBP neden bu yola başvurdu?
Bu ilginç gelişmede AKP’nin rolü ne kadardır?
Ankara iç siyasetimizde bütün ipleri eline geçirmiş mi?
Denktaş’ı ve DP’yi köşeye sıkıştırmak ve baba Denktaş’a duyulan öfke nedeniyle cezalandırmak konusunda UBP bir “işlev” mi üstlendi?
Bu “işlev”den dolayı kendisine birşey mi vadedildi?
Bundan böyle CTP ile daha “Muhabbetli” bir UBP mi göreceğiz?
Turgay Avcı’nın pabucu dama atılır mı?
Bütün bunları merak edenlerin sayısını merak ediyorum.