Rum tarafındaki bazı televizyon kanalları güçlerini artırmak isteyince, bizim tarafta görsel yayıncılık büyük bir darbe yedi...
Beşparmaklar’daki Selvili tepeden yayınlarını aktaran tv kanallarından bazıları, bundan ciddi biçimde etkilendiler.
Bir süre önce “Kanal T”nin başına gelenler, şimdi de özellikle ART, ATV ve NTV’nin yayınlarını berbat etti.
Öyle anlaşılıyor ki Kıbrıs sorununun çözümüne kadar “Frekans savaşları” hep gündemimizde yer alacak...
Uluslararası hukuk açısından Kıbrıs’ta bir tek “Yasal idare” bulunduğu için, bizim taraftaki tüm yayınlar “Yasadışı” sayılıyor.
Yani, “Kıbrıs Cumhuriyeti” makamlarının tahsisi ettiği “frekans”lar geçerli, bizimkiler ise “sahte”...
Tıpkı FIR hattı ve “Hava sahası” uygulamalarındaki gibi, Rum tarafı dünyanın tanıdığı “Egemenliği”ni, Türk tarafı ile paylaşmayı asla kabul etmiyor.
Bu yüzden son olayda, Rum ve Yunan devlet televizyonları güçlerini artırırken, Türk tarafındaki “frekans”ları ve medya kurumlarını dikkate almadılar...
Biz de gidip onları Birleşmiş Milletler’e şikayet ettik...
Elbette, dünyanın “Siz ayrı bir devletsiniz, tabii ki sizin de egemenlik alanınız var, buyurun, istediğinize frekans tahsis ediniz, Rum tarafı da bu tahsislerinizi kabul etmek zorundadır” demesini bekleyemeyiz.
Rum tarafının da, doğrudan bir “Egemenlik” sorunu olarak gördüğü bu konuda “Anlayış” göstermesi ise mümkün görünmüyor.
Bu konu, yayıncılığımızın ve medyamızın geleceğini, demokratik gelişimimizi doğrudan ilgilendiren, önümüzdeki en ciddi sorunlardan biri...
Bizde “Görsel yayıncılık” Servili Tepe ile Kantara’da bulunan vericiler ve antenler aracılığı ile yapılıyor.
Her iki tepedeki tesisler, BRT’nin kontrolünde...
Özel yayıncılık başladığı zaman çıkarılan yasa ile “Yayın Yüksek Kurulu” oluşturuldu. Ancak bu kurumun çok fazla işe yaradığı söylenemez.
Özel televizyon ve radyolar YYK’ya her ay reklam gelirlerinin yüzde beşini veriyorlar. Ayrıca her yıl da “Yayın İzni Ücreti” ödüyorlar.
BRT, tüm radyo televizyonların tepelerdeki cihazlarını barındırıyor, onlardan aylık kira alıyor.
Selvili Tepe ile Kantara tesisleri ise tam bir “Yürekler acısı” manzarası içinde...
Yeterli elektrik olmadığı için BRT, özel radyo ve televizyonların güçlerini artırmalarını kabul etmiyor.
Elektrik jeneratörleri ise eski ve yetersiz. Tüm vericiler BRT’nin kapalı binasına sığmıyor. Yazın kapalı bina içindeki vericileri soğutma sorunu yaşanıyor. Antenlerin üzerinde bulunduğu dev “Stand” ise baştan aşağıya kadar tamamen dopdolu... Kimi medya kurumları bu “stand”ın en üstünde iken, kimisi de en altlarda yer alıyor.
Yükseklik farkından ötürü ise, medya kurumlarının kimisi daha güçlü, daha geniş alana yayın yapabiliyor, kimisi ise bu olanaktan yoksun...
Somut bir örnek verecek olursam; Radyo Mayıs’ın Selvili Tepe’deki antenleri, “stand” üzerinde değil, aşağıda zeminde yer alıyor. Vericisi, bina içinde değil, kapısının girişinde duruyor. Klimadan yararlanamadığı için de cihazın karşısında evden götürdüğümüz bir “vantilatör” sandalye üzerinde yaz ayları boyunca dönüyor.
Yıllardan beridir bu iki tepede tüm kurumların yararlanacağı “Ortak anten” sistemi konuşuluyor. Arkasından “Digital yayın” gündeme geldi. Ancak, bu iki tepedeki elektrik ve bina sorunu bile çözümlenemedi...
Kantara ve Servili’deki “Statüko”nun toptan değişmesi gerekiyor. BRT’nin, özel medya kurumlarının patronu gibi “Teknik üstünlüğü” elinde tutması hiç de demokratik değil.
Ben, eski CTP’nin bu konuda geleceğe övünçle bırakabileceği bir “reform” yapabileceğini düşünüyordum.
Bu yüzden “Saf saf” bazı bakanlara yazılar yazdım. Öneriler sundum. Bazı gazetecilere ve gazetelere para dağıtmak yerine bu tepelerdeki alt yapıya yatırım yapılmasını talep ettim.
Tüm görsel medyayı kapsayacak bir “Destek Programı”nın geliştirilebileceğini anlattım. Demokratikleştirilecek bir YYK’nın, teknik olarak bu iki tepedeki tesislerin yönetimini üstlenmesinin doğru olacağını savundum.
CTP’nin yeni hükümet olduğu ve genç kadrolarının “şımarıklık” sergilediği günlerdi. Ansızdan medya kuruluşlarına 20’şer, 10’ar milyar Türk lirası dağıtmışlardı. Arkasından bazı kuruluşlara “Özel destek”ler verdiler.
Ama bu tepelere bir yeni jeneratör almadılar.
Medyanın toptan gelişmesi için hiçbir proje üretmediler.
Bu yüzden, elbette bu günlere gelinecekti.
Sözünü ettiğimiz Türkiye kanalları “uydu”dan izlenebilen kanallardır. Onlar bir şekilde gene izlenecekler. Peki ama ya Kıbrıslı kanallar ve radyolar ne olacak?
CTP ağırlıklı Hükümet’in “Uydu” konusunda da bir politikası yok... Medyanın toptan gelişimini değil, bazı medya patronlarının semirmesini tercih ediyor, bu yönde devlet kaynaklarını kullanıyor.
Sonra da hep birlikte “Kahpe Gavur” oyunu oynuyoruz.
Bu konuda alınabilecek önlemleri zamanında almayan, görsel medyanın gücünü artırmak için kılını kıpırdatmayan, elindeki tesisleri idare edemeyen bu “idare”nin hiç mi suçu yok?