DOĞA ve ÇEVRE
okuma süresi: 10 dak.

Çevrenin vay haline...

Çevrenin vay haline...

Kıbrıs Postası olarak, 5 Haziran Dünya Günü çerçevesinde Kıbrıs Türk Biyologlar, Doğayı Araştırma ve Koruma Derneği Başkanı Hasan Sarpten ve Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Nilden Bektaş'la çevre sorunlarını konuştuk.

Yayın Tarihi: 04/06/13 08:10
okuma süresi: 10 dak.
Çevrenin vay haline...
A- A A+

Kıbrıs Postası - Meryem Ekinci

Çevre sorunlarının gittikçe büyüdüğü ülkemizde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin, gerçek ve tüzel kişilerin ödevi olduğu Anayasa'yla güvence altına alınmasına rağmen, birçok alanda tam bir kıyım ve çevre felaketi yaşanıyor.

Kamuoyunun hassasiyet gösterdiği Karpaz Milli Parkı'na bile gerektiği gibi sahip çıkılmayan ülkemiz, yıllardır değişmeyen hava kirliliği, atık suların yarattığı kirlilik, katı atıkların kontrolsüz bertarafı gibi sorunlarla boğuşmaya devam ediyor.

Kıbrıs Postası olarak 5 Haziran Dünya Günü çerçevesinde Kıbrıs Türk Biyologlar, Doğayı Araştırma ve Koruma Derneği Başkanı Hasan Sarpten ve Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Nilden Bektaş'la çevre sorunlarını konuştuk.

"Devletin çözüm iradesi yok"

Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Nilden Bektaş, çevre sorunlarına yenileri eklenirken, yıllardır değişmeyen çevre sorunlarının çözüm yönünde adım atılmadığını, çevre konusunda bir devlet politikası olmaması yanında hükümetlerin de bu yönde bir irade göstermediklerini kaydetti.

Yıllardır süregelen ve kronikleşen çevre sorunlarına dikkati çeken ve su kaynaklarının yetkin bir politikayla yönetilmemiş olması nedeniyle atık su sorunun hala güncelliğini koruyan önemli çevre sorunları arasında yer aldığını vurgulayan Nilden Bektaş, kapanmyan çöplüklerden dolayı katı atıkların kontrolsüz bertarafı ve elektrik santrallerinin filtrelenmemesinden kaynaklanan hava kirliliğinin de kronik çevre sorunları arasında yer aldığını belirtti.

Köklü çözümler üretilememesini etkin bir çevre politikası olmamasına bağlayan Bektaş, "Bir çevre politikamız olsaydı, doğal kaynaklarımızı nasıl kullanacağımızı, ekonomimizi kalkındırmak için çevreyi öncelikli sektör haline getirmemiz gerektiğini bilirdik. Aslında biz yıllar önce bir çevre politikası olmuştumuştuk ma tozlu raflarda kaldı. Hükümet edenlerin çevre için bir politika geliştirmesi gerekir. Mevcut çevre yasası vardır ama çıkarılması gereken tüzükleri var. Bu tüzükler hazırlanamadığı için, yasada geçen birçok madde de uygulanamamaktadır" dedi.

Mevcut Çevre Yasası'nda "kirleten öder" prensibinin yer almasına karşılık, sistemin getirdiği sistemsizlikten dolayı çoğu çevre suçunun karşılıksız kaldığının da altını çizen Bektaş, "devlet başka bir devlet kurumuna ceza kesemez" kuralının da çevre örgütlerinin elini kolunu bağladığını kaydetti.

Petrol dolum tesisine de Karpaz'daki kıyıma da devam

"Bu geçtiğimiz bir yıl içinde kötü olay da yaşladık. Örneğin petrol dolum tesisinin yapılmasında gözetilen ısrarcı tutum, evrenin gözardı edilerek yapılan yanlış pollitikaların örneği olarak karşımıza çıkmıştır. Petrol dolum tesisi, biz çevre mühendislerinin ve diğer örgütlerin yoğun baskısı neticesinde başka yere taşındı ama tesis rpojesi kalkmadı" şeklinde konuşan Bektaş, Karpaz'da yaşananlara da eleştiri getirdi.

Karpaz'ın hem arkeolojik sit alanı, hem orman alanı, hem de milli park alanı olduğunun altını çizen Bektaş, birçok yasa ve emirnameyle korunan, AB tarafından da Natura 2000 içerisine konulan bölgede, hala devam eden kaçak yapılaşmaya göz yumulduğunu, yol çalışmasına da bazı yerlerde devam edildiğini vuırguladı.

Bu gelişmeleri "Karpaz'a duyulan saygı ve önemin hükümet edenlerde yoksun olmasına" bağlayan Bektaş, "Karpaz, AB tarafından Natura 2000 kapsamına alınmış bir bölgedir. Bu kadar özelliği bünyesinde barındıran böyle bir bölgemiz yoktur. Bizim orayı öne çıkaran, orası için hazırlanan yönetim planları vardır. Bunlar AB destekli yüksek finansla hazırlanmış planlardır. Oraların korunarak yönetilmesi çok önemlidir. Maalesef altt yapının gittiği yere üst yapının da gideceğinden şüpheleniyoruz. Oradaki kaçak yapılaşmanın önüne geçilemiyor, mühürler kaldırıyor bunlar gerçektem de canımızı acıtıyor" şeklinde konuştu.

Yerel yönetimlere ve topluma görev düşüyor

Bektaş, Çevre Yasası'nın uygulanabilir olması ve denetimlerin yapılması sorumululuğunun sadece Çevre Koruma Dairesi'nin sorumululuğu değil, tüm kurumlarca benimsenen bir politika olması gerektiğini de belirterek, yerel yönetimlere ve topluma da büyük görevler düştüğünü vurguladı.

Devletin alt yapıların yapılması için yerel yönetimlere gerkel i finansmanı sağlamanın yanında yürüyülmesi konusund ad abaskı unsur oluşturması gerektiğini söyleyen Bektaş, "İyi bir çevre yönetimi için hem güçlü bir finansınız, hem devlet otoritenizin ve hükümetinizin iradesi, hem de halkın toplumsal bilinci güçlü olmalıdır. Ama bizde finans verildiği halde yapılmayan ya da hiçbir şekilde finans ayrılmayan ya da uygulanmaya başlanıp sekteye uğratılmış projeler var. Bizim insanımız çok kültürlü insanlardır ama o plastik şişeyi yine de yere atar. Çünkü cezalandırmayacağını bilir. Devlet sahip çıkmıyor ben neden çıkayım yargısı vardır maalesef halkımııza. Çevreye sahip çıkmadığı her geçen gün, kendinden sonraki nesile sahip çıkmıyor. Bu yönde farkındalık sağlanması ve daha sık cezalar olması gerekir. Sahiplenme duygusunun da daha fazla olması gerekiyor.Biz çevremize ne kadar çok sahip çıkarsak, kendimize saygımız artacak" şeklinde konuştu.

"Çevre hiçbir zaman ekonominin alternatifi olamaz"

Kıbrıs Türk Biyologlar, Doğayı Araştırma ve Koruma Derneği Başkanı Hasan Sarpten de, öncelikle 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nün çevrenin öncelikli politikalar arasında yer almasının öne çıkarıldığı bir gün olduğunu ifade ederek, görülmemiş ölçekteki çevre sorunları nedeniyle bu yıl çevre konusunda uyarılarda bulunulmasının daha büyük bir anlam ifade ettiğini söyledi.

Çevre yönetimine ilişkin planlı politikaların olmayışı ve uygulanmayışının çevre sorunlarının ana çıkış noktası olduğuna işaret eden Hasan Sarpten, mevcut yasaların uygulanmayışının da ikncil etken olduğunu kaydetti.

Sarpten, "Taş ocaklarından tutun da çöplüklere kadar sorunlardan bahsedebiliriz ama bunlar sorundan çok sonuçtur. İki temel unsur var. Bunlardan birisi hiçbir plan ve programın olmayışıdır. Çevreyi yönetmeye dair herhangi bir politikamız yoktur. Günübirlik politikalarla plansız ve geleceği düşünmeden ilerleniyor. Bu da her açıdan çevrenin tahrip edilmesine yol açıyor. Sonuç olarka çarpık yapılaşmanın ortaya çıkması, taş ocakları sorunu, atık su problemi, enerji problemi gibi birçok alt problemi de beraberinde getiriyor. İkinci neden ise, ülkemizde çevryee yönelik yaslaarın uygulanmamasıdır. Çevreyle ilgili yasalar çok fazla yürürlüğe girmiyor. Bugün baktığınızda bizim ülkemizde bir meyve ağacının budanması izne tabidir. Oysa bakıyorsunuz devletin kendisi yol yaparken dozerlerle zeytin açağarlarını söküp yol yapabiliyor. Günün sonunda öyle bir anlayış geliyor ki, yol yapalım ağaçları kessek de olur, elektrik üretelim havaya zehir saçsak da olur, otelleri yapalım kııyıları yağmalasak da olur. Çünk ü işin sonunda biz çevreyi ekonomiye bir alternatif olarak görüyüroz. Ya çevre korunacak ya da ekonomi kalkınacak. Böyle bir ikilem yoktur. Çevre hiçbir zaman ekonominin alternatifi olamaz" dedi.

"Geri kalmış toplum hüviyetinde yaşıyoruz"

Çevre sorunlarının devam etmesi halinde sağlıklı ve huzurlu bir çevre unsurunun da kalmayacağını vurgulayan Sarpten, "Eğer üzerinde sağlıklı, rahat ve huzurlu şekilde yaşayacağımız ada kalmayacaksa, ne barışın ne de ekonomik kalkınmanın bir anlamı vardır. Ama öyle bir irade yok" şeklinde konuştu.

Çevre sorunlarına yönelik planlı politikaların üretilip yaşama geçirilmemesinde toplumun rolüne de eleştiri getiren Sarpten, "Biz geri kalmış toplum hüviyetinde yaşıyoruz. Toplumdaki umursuzluğun da geldiği noktada, giderek toplumsal kaygılardan bireysel kaygılara yöneliyoruz. Herkes kendi dünyasını kendi evi olarak algılamaya mecbur bir ortamda yaşıyor, çocuğunu işe koyma derdinde" dedi.

"Tahribat geri dönüşümü mümkün olmayan noktalara geliyor"

Sarpten, çevre tahribatının geri dönüşü olmayan bir noktaya doğru ilerlediğinin altını da çizerek, günümüzde çevre sorunlarını global ölçekli çevre sorunlarından bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığını vurguladı.

Türkiye'nin Akdeniz bölgesinde kurulması planlanan nükleer santrale ve de Türkiye'den KKTC'ye getirilecek su projesi için yürütülen inşaat çalışmalarına dikkati çeken Sarpten, "Türkiye'den gelecek su ve nükleer santral 100 yıl sürecek çevre felaketleri getirecektir. Geldiğimiz noktada çok daha global ve Kıbrıs'ı topyekün etkileyecek sorunlara gebe bir ortam vardır" dedi.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.