CTP hükümeti ile kuyrukçularının altını üstüne getirdikleri memlekette şöyle canı gönülden bir oh çekip derin nefes almaya ihtiyacımız vardı.
Bunu Erdoğan’lı heyet bahşetti. Önce Hristofyas’ı çatlatan bir siyasi güç gösterisi ile KKTC’ye “çıkarma yapıldı.” Mesaj açıktı. “Kıbrıs’ta varız.”
Ve ardından, başından beridir bir söylediğiyle söylediği ötekinin birbirini tutmayan zikzaklı çizgilerinde siyasi trendi kalmayan Sn. Talat’a bundan sonrası tutum ve konuşmaları için, “işte Kırmızı çizgilerimiz” diyerek görüşmelerde kullanacağı ana tema dikte edildi.
Ve biz kez daha öğrendik ki Erdoğan’lı AKP Hükümeti iki kurucu Devlet’e dayalı, siyasi eşitliği içeren, Türkiye’nin etkin garantisini devam ettirecek bir çözümden yanadır…
Ki Sn. Talat Erdoğan’la çıktığı basının karşısında ne kadar zeki olduğunu leb demeden leblebiyi anladığının ispatında, hedefinin “Türkiye ile birlikte BM’ler parametrelerine dayalı kalıcı bir çözümün bir an önce gerçekleşmesı” olduğunu söyleyip ekleyiverdi: “Kıbrıs sorununun siyasi eşitliğimize, iki kurucu Devletin eşit statüsüne dayalı, iki kesimli bir çözümle çözümlenmesini istiyoruz…”
Yani bundan sonra Hristofyas karşısında görüşmeleri sürdürecek olan Sn.Talat bileceğiz ki bu çözüm şeklinin gerçekleşmesi için uğraşacaktır. (Tabi yeniden kafaları darmaduman edecek bir takım siyasi çözüm icatlarında bulunmazsa!)
ASIL SEVİNDİRİCİ OLANLAR: Elbette ki Erdoğan’ın KKTC’nin yüceltilmesi için “yapacağız” dedikleri. Ancak ondan önce bir saptamada bulunalım: Erdoğan Denktaş’ı hâlâ affetmedi. Zaten beklenmiyordu çünkü bunun için Sn. Denktaş tırnak kadar fırsat ortamı yaratmadı! Anladığımızca desteklediği Annan planına karşı çıkanlara da gönlü kırık!
Dolayısıyle hemen her konuşmasında 2003’le sonrasını devri iktidarı ile özdeşleştirip, “neydiniz ne oldunuz” anlatımlarına sarması sürpriz olmuyor. Nitekim Erdoğan “öncesi ve sonrası” kıyaslamalara soktuğu mali yardım ve ekonomik katkıları bircik bircik ortalara sererken mesela dedi ki “1997-2002 yılları arasında Türkiye’den KKTC’ye yılda ortalama 210 milyon dolar yardım gerçekleştirilmişken 2003-2006 arasındaki üç yıllık yardım ortalaması 360 milyon dolara yükselmiştir. 2007-2009 arasında ise bu, ortalama 420 milyon dolar olacaktır…”
(GELELİM TUHAFLIĞA) Bu parasal katkıların kadir kıymetini bilen biz. Eğer KKTC var olacaksa ancak Türkiye destek ve himayesinde var olacaktır diyen biz. Allah Türkiye’yi başımızdan eksik etmesin diyen de biz. Askerinin kalıcılığını, güvencesinin devamını, vatandaşlarının makul ölçülerde KKTC’de kalmalarını isteyen yine biz. Yani vakti zamanında Annan planına “hayır” diyenler, statükocular, mücahitler, TMT’ciler, KKTC’nin Devlet olduğuna inanıp yaşatılmasından yana olanlar… Ya tüm bunlara karşı çıkanlar? Çoğunluğunca Annan planına “evet” diyenler değiller mi? “Türkiye gitsin, asker çekilsin, bir tek TC’li kalmasın” açıklamalarını yapanlar kimler? Hadi sırası geldi yazalım. “Kim Erdoğan’lı AKP ile Türkiye’ye yakın, kim uzak?” Annan planına evet diyenler mi hayır diyenler mi? Neyse geçelim!)
Ve gelelim sevindirici müjdelere: Bir kısımını yukarıda parasal katkılar olarak Erdoğan’ın söylediklerinden aktardık. Önümüzdeki yıllarda o parasal katkılara bile bir gün gerek bırakmayacak çok önemli olması gereken şu borularla TC’den su aktarılması olayı var. Erdoğan üç dört yılda gerçekleşecek diyor. Ki yıllardır her iktidar ayni şeyi söylediydi bu kez gerçekleşir umudundayız. (Ve ötesi yatırımlarla desteklere yönelik söylemler.)
KISACA: Hükümetin memleketi dokuz şiddetinde debremle sallayıp haşat ettiği, Sn. Talat’ın ağzından çıkan her sözün insanları allak bullak ettiği şu son dönemlerde bir rahat nefese, yürekten bir oh çekmeye ihtiyacımız vardı. Fazlası bahşedildi. Eğer “bizimkiler” kaldıkları yerden devam diyerek memleketi karıştırıp darmaduman etmezlerse bir süre idare edecektir!
Bu Nefese İhtiyacımız Vardı
CTP hükümeti ile kuyrukçularının altını üstüne getirdikleri memlekette şöyle canı gönülden bir oh çekip derin nefes almaya ihtiyacımız vardı.
Bunu Erdoğan’lı heyet bahşetti. Önce Hristofyas’ı çatlatan bir siyasi güç gösterisi ile KKTC’ye “çıkarma yapıldı.” Mesaj açıktı. “Kıbrıs’ta varız.”
Ve ardından, başından beridir bir söylediğiyle söylediği ötekinin birbirini tutmayan zikzaklı çizgilerinde siyasi trendi kalmayan Sn. Talat’a bundan sonrası tutum ve konuşmaları için, “işte Kırmızı çizgilerimiz” diyerek görüşmelerde kullanacağı ana tema dikte edildi.
Ve biz kez daha öğrendik ki Erdoğan’lı AKP Hükümeti iki kurucu Devlet’e dayalı, siyasi eşitliği içeren, Türkiye’nin etkin garantisini devam ettirecek bir çözümden yanadır…
Ki Sn. Talat Erdoğan’la çıktığı basının karşısında ne kadar zeki olduğunu leb demeden leblebiyi anladığının ispatında, hedefinin “Türkiye ile birlikte BM’ler parametrelerine dayalı kalıcı bir çözümün bir an önce gerçekleşmesı” olduğunu söyleyip ekleyiverdi: “Kıbrıs sorununun siyasi eşitliğimize, iki kurucu Devletin eşit statüsüne dayalı, iki kesimli bir çözümle çözümlenmesini istiyoruz…”
Yani bundan sonra Hristofyas karşısında görüşmeleri sürdürecek olan Sn.Talat bileceğiz ki bu çözüm şeklinin gerçekleşmesi için uğraşacaktır. (Tabi yeniden kafaları darmaduman edecek bir takım siyasi çözüm icatlarında bulunmazsa!)
ASIL SEVİNDİRİCİ OLANLAR: Elbette ki Erdoğan’ın KKTC’nin yüceltilmesi için “yapacağız” dedikleri. Ancak ondan önce bir saptamada bulunalım: Erdoğan Denktaş’ı hâlâ affetmedi. Zaten beklenmiyordu çünkü bunun için Sn. Denktaş tırnak kadar fırsat ortamı yaratmadı! Anladığımızca desteklediği Annan planına karşı çıkanlara da gönlü kırık!
Dolayısıyle hemen her konuşmasında 2003’le sonrasını devri iktidarı ile özdeşleştirip, “neydiniz ne oldunuz” anlatımlarına sarması sürpriz olmuyor. Nitekim Erdoğan “öncesi ve sonrası” kıyaslamalara soktuğu mali yardım ve ekonomik katkıları bircik bircik ortalara sererken mesela dedi ki “1997-2002 yılları arasında Türkiye’den KKTC’ye yılda ortalama 210 milyon dolar yardım gerçekleştirilmişken 2003-2006 arasındaki üç yıllık yardım ortalaması 360 milyon dolara yükselmiştir. 2007-2009 arasında ise bu, ortalama 420 milyon dolar olacaktır…”
(GELELİM TUHAFLIĞA) Bu parasal katkıların kadir kıymetini bilen biz. Eğer KKTC var olacaksa ancak Türkiye destek ve himayesinde var olacaktır diyen biz. Allah Türkiye’yi başımızdan eksik etmesin diyen de biz. Askerinin kalıcılığını, güvencesinin devamını, vatandaşlarının makul ölçülerde KKTC’de kalmalarını isteyen yine biz. Yani vakti zamanında Annan planına “hayır” diyenler, statükocular, mücahitler, TMT’ciler, KKTC’nin Devlet olduğuna inanıp yaşatılmasından yana olanlar… Ya tüm bunlara karşı çıkanlar? Çoğunluğunca Annan planına “evet” diyenler değiller mi? “Türkiye gitsin, asker çekilsin, bir tek TC’li kalmasın” açıklamalarını yapanlar kimler? Hadi sırası geldi yazalım. “Kim Erdoğan’lı AKP ile Türkiye’ye yakın, kim uzak?” Annan planına evet diyenler mi hayır diyenler mi? Neyse geçelim!)
Ve gelelim sevindirici müjdelere: Bir kısımını yukarıda parasal katkılar olarak Erdoğan’ın söylediklerinden aktardık. Önümüzdeki yıllarda o parasal katkılara bile bir gün gerek bırakmayacak çok önemli olması gereken şu borularla TC’den su aktarılması olayı var. Erdoğan üç dört yılda gerçekleşecek diyor. Ki yıllardır her iktidar ayni şeyi söylediydi bu kez gerçekleşir umudundayız. (Ve ötesi yatırımlarla desteklere yönelik söylemler.)
KISACA: Hükümetin memleketi dokuz şiddetinde debremle sallayıp haşat ettiği, Sn. Talat’ın ağzından çıkan her sözün insanları allak bullak ettiği şu son dönemlerde bir rahat nefese, yürekten bir oh çekmeye ihtiyacımız vardı. Fazlası bahşedildi. Eğer “bizimkiler” kaldıkları yerden devam diyerek memleketi karıştırıp darmaduman etmezlerse bir süre idare edecektir!