Görüşmeler
İnönü Meydanı’ndaki ‘miting’ iyi bir moral kaynağı oldu doğrusu....
İnsanların, tüm diğer sıkıntılara rağmen, gerektiğinde “barış”a ve “barış güçleri”ne sahip çıkabildiğini gördüm...
Ne yalan söyleyim, 1 Eylül Barış Günü mitinginde, beklentimin üzerinde bir kalabalık vardı meydanda...
Beş bine yakın bir kalabalık, bu dönemde önemliydi... Beş yüze yakın insanın da bir diğer barış eylemi için Ledra Palace’tan geçiş yaptığını öğrendim...
En sonunda, tüm bu güçlerin ve dahasının; barışa, siyasi eşitlik temelinde Birleşik Federal Kıbırıs Cumhuriyeti’ne EVET diyeceğini düşünüyorum.
‘Siyasi Eşitlik önemli’
Görüşmeler bugün başlıyor!..
Çok zor ve sıkıntılı geçeceği anlaşılıyor...
Cumhurbaşkanı Talat’la, Genç TV’deki programda buluştuk önceki akşam...
“Kıbrıslı Rumlar’ın beklentisi çok net”, diye anlattım...
“Topraklarını geri istiyorlar”, her ne kadarını geri alabilirlerse ‘müzakere’ masasında...
Bir de “güvenlik”le ilgili kaygıları var...
Örneğin Annan Planı’nda, belirli bir programa göre Türkiye ve Yunanistan’dan gelen askeri güç “sembolik” rakamlar dışında çekiliyordu adadan...
Tabii, Kıbrıslı Rumlar, buna rağmen “HAYIR” dediler plana, Kıbrıslı Türkler EVET...
Üstelik, şu anda çokça gündeme getirilen GÜZELYURT da Kıbrıslı Rumlara iade
ediliyordu...
Ve yine üstelik, bu plana GÜZELYURT’ta şu anda yaşayan Kıbrıslı Türkler EVET derken, Kıbrıslı Rum çocunluk ‘HAYIR’da birleşti...
* * *
Kıbrıslı Rumlar’ın ne istediği belli de biz ne istiyoruz?
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, özellikle “siyasi eşitlik” dedi ve “sözde değil, uygulamada da var olan bir siyasi eşitlik” vurgusu yaptı.
Bir de,“iki kurucu devletin eşit statüsü”nün önemli olduğunu anlattı.
Kıbrıslı Rumlar niçin barış istesin?
Gazeteci Nezire Gürkan’ın sorusu, “kilit nokta” aslında...
“Bu şartlarda, Kıbrıslı Rumlar niçin barış istesin ki? Yani Kıbrıslı Rumları motive edecek ne var?”
Bizim bir “barış”la elde etmeyi hayal ettiğimiz pekçok değere, Kıbrıslı Rumlar, belki de fazlasıyla sahip!..
Niye barış istesinler sahi!..
Bu sorunun yanıtı, çözümün de anahtarı galiba...
BELÇA’nın ‘Hükümeti’, KKTC’nin ‘hükümet’i olsa?!
Aslında, her sendika yönetimini, özel bir kurumun başında ‘yönetici’ yapacaksınız...
Öyle yapacaksınız ki, sürekli talep ve pazarlık etmek dışında “yönetmenin” de ne demek olduğunu yaşayarak öğrensinler..!.
O zaman ‘iki farklı yüzünü’ göreceksiniz madalyonun...
* * *
BELÇA diye bir kurumumuz var, biliyorsunuz.
Böylesi ‘geleneksel’ kurumları çok severim ben ve özenle korumamız gerektiğine inanırım.
Çünkü ‘klasik’ anlamda ‘patronları’ yoktur; ‘dayanışma’ ile yaşarlar...
* * *
BELÇA’nın “hükümet”i üç sendika ve bir belediyedir...
KTÖS, KTAMS ve BES!..
Yani bu sendikalar yönetir işletmeyi....
Mesela Maliye Bakanı KTÖS olsun, Çalışma Bakanı KTAMS!.. Ve BES de Içişleri !..
Ha, bir de sendika var, çalışanların örgütlü olduğu, DEV-IŞ!..
BELÇA’nın “kabinesi” böyle...
* * *
BELÇA; tüm diğer şirketler, kurumlar gibi “ekonomideki tıkanıklık”tan nasibini almış...
Aynı “KKTC” gibi!..
Onun da başında bir “hükümet” var, bir “yöneten” var, BELÇA’yı “yönetenler” olduğu gibi!..
* * *
Şimdi örneğin BELÇA’nın çalışanları, kendi “hükümet”ine gitse...
Ve sendikaların esas “hükümet”ten istediklerini istese, aynen!..
Mesela deseler ki, “Maaşlarımız kamu baremleriyle eşit olacak...”
“Emeklilik ikramiyemiz de...”
“Tahsisat..”
“Hayat pahalılığı...”
“Ve artış, % 17...”
Yoksa % 27 miydi?
Ve üstelik de mağaza, sattığı malın fiyatına kesinlikle “zam” yapmayacak...
* * *
BELÇA’nın “hükümet”i, ekonomik sıkıntıyı aşmak için yol, yöntem düşünürken...
Aynı ‘KKTC’nin hükümeti gibi.
Şu karara varmış!..
Önce “maaş artışları” çekilmiş en alt düzeye...
Yetmemiş... Ve denmiş ki sonra: “Çalışan sayısını azaltacağız”
10 çalışanın işine son verilmiş, ilk etapta...
Sebep: “Iş azlığı..”
Kim yapmış bunu:
KTÖS...
KTAMS...
BES...
Ve yetkili sendika Dev-Iş de koparmış kıyameti:
“Bu insanları, geri alacaksınız...”
Muhtemelen, ‘gerçek’ Maliye Bakanı Ahmet Uzun gibi diyecekler şimdi:
“Bu insanları tekrar işe alacağız da hangi parayla ödeyeceğiz daha sonra... Gelir de belli, gider de... Bu hesap tutmaz...”
* * *
Diyorum ki acaba, bizim “hükümet”in yerinde BELÇA’nın “hükümet”i olsaydı başımızda, ne olurdu?
Öğretmenin, işçinin, hekimin, memurun yarısı “iş azlığı”ndan “ekonomik tedbir”e kurban mı giderdi ha?
* * *
Yönetmek zor iş!..
Hesaba kitap istiyor yani...
Bazen “üzücü” kararlara imza atmak gerekiyor...
Oysa “hesap sormak” öyle mi?....
[Çalışma Bakanlığı’nın devreye girmesi ile BELÇA’da işten durdurulan 10 kişinin, yeniden görevlerine dönmesi üzerine anlaşmaya varıldı. BELÇA’nın “hükümet”inin yaptığını, bizim ‘hükümet” geri aldırdı J ]
E-POSTA
Denize saygı
Bu yazıyı kaleme almamın nedeni , bu sabah 8 yıldan bu yana Halkla Ilişkiler Müdürü olarak görev yaptığım Merit Crystal Cove Hotel'in plajına indiğim zaman denizde gördüğüm korkunç manzara oldu. Bu manzarayı sık sık yaşıyoruz ama bugünkü manzara bardağı taşıran son damla oldu.
Tüm Merit koyu, denizin açıkları, sahil Dikmen çöplüğünü andırıyordu. Otel görevlilerimiz sabah 7'de temizliğe başlamış olmalarına rağmen, benim gördüğüm saat olan 10.30’da manzara bu haldeydi. Tüm otel misafirleri sahilde oturuyorlar, bizim, denizi biraz olsun yüzülecek hale getirmemizi bekliyorlardı.
Sevgili Yat kaptanları
Eminim bu yazdıklarım tüm seyir defterinizdeki rota üzerinde kıyısı olan tüm yerleşim birimleri, oteller, restoranlar için de geçerlidir. Herkes aynı dertten yakınıyor..
Neden, niye, niçin yapılıyor bu denize çöp atmalar?
Siz ekmeğinizi denizden kazanmıyor musunuz?
Akdenizin en temiz denizine sahibiz. Niye çöplerinizi denize atıyorsunuz? Neden turunuz bittiği zaman çöplerinizi karada çöp kutularına atmıyorsunuz.?
Yazık, günah değil mi turisti bu güzelim adaya çekmek için sarfedilen bunca emeklere, bunca çabalara….
Unutmayın ki sizlerin attığı çöplerle kirlenen bu
denizlerde sizlerin çocukları da yüzüyor, sizlerin sevdikleri de yüzüyor..
Bu yazımla öncelikle değerli yat kaptanlarına, sonra yat turu düzenleyen işletmecilere ulaşmış olmayı ümit
ediyorum.
Lütfen, lütfen, lütfen ÇÖPLERINIZI DENIZE ATMAYIN lütfen
Saygılarımla
Mine GÜRSES