Keşke o kadar kolay olsa.
Keşke barış ya da bir anlaşma hemen yapılabilse.
Çatışmalar, gerginlikler geride kalsa.
Bitse keşke Kıbrıs sorunu.
Ada, bölgede barış, güven, istikrar ve işbirliğinin örnek merkezi olsa.
Ve sadece Kıbrıs’ta değil, dünyanın diğer sorunlu bölgelerinde de sorunlar çözümlense.
Savaşmak için harcanan kaynaklar insanlığın daha güzel bir gelecek yaşaması için harcansa.
Kim istemez ki böyle birşeyi.
Aklı başında olan herkes ister.
Ama keşkeyle olmuyor bu işler.
*
Kıbrıs’ta bir taraftan liderler Birleşik bir Kıbrıs için arayışlarını sürdürürken diğer taraftan kafaların içindekileri değiştirme konusunda yine birşey yapılmıyor.
Liderlerin 3 Eylül’de başlayacak görüşme sürecinde başarıya ulaşmaları ve mutabakata varmaları tek başına sorunu ortadan kaldırmaya yeterli olmayacaktır.
Önemli olan sokaktaki insanların varılacak mutabakata sahip çıkmaları ve onu koruyup geliştirme konusunda çalışmalarıdır.
Bu olmadığı sürece nasıl bir mutabakata varılırsa varılsın kağıt üzerinde kalmaya mahkum olacaktır.
Zaten liderler arasında varılan anlaşma gereği son aşamada referanduma gidilecektir.
Referandumda son sözü halklar söyleyecektir.
Mevcut koşullarda 2003 Nisan ayı sonrasında adada karşılıklı geçişler kontrollü de olsa serbestçe yapılabilmektedir.
23 Nisan 2003’ten bu yana beş yıl geçmiştir.
Geçen bu beş yıl içerisinde Kıbrıslı Türkler Güney Kıbrıs’ta yaşadıkları deneyimler sonucu beş yıl önceki gibi düşünmemektedirler.
Rumların dostça olmayan, kimi zaman saldırgan, kimi zaman Kıbrıslı Türklere zarar verecek tarzdaki davranışları, Kıbrıslı Türkünü küçümseyen tavırları iki halkı birbirine yaklaştırmak yerine uzaklaştırmaktadır.
Yaşanan deneyimler belki de referandumda Kıbrıs Türk halkının evetini bu kez hayıra çevirebilecek kadar etkili olacaktır.
Zaten Rum tarafında 1974 öncesi koşulları geri getirmeyecek bir anlaşma metninin kabul görmesi çok kolay değildir.
Böyle bir metin de ortaya çıkamayacağına göre oradaki hayırların da evete dönüşmesi çok olası görülmemektedir.
Yani Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Lider Hristofias’ın işi gerçekten çok zordur.
*
Herşeye rağmen Kıbrıslı Türkler Rumlara kıyasla Güney Kıbrıs’a daha çok geçiyor olsalar da, (bu genelde ihtiyaçlardan kaynaklanmaktadır) Güney’de kendilerini çok da fazla güvende hissetmemektedirler.
Bu da önemli bir sorundur.
Güney’de maalesef ırkçılık yapılmaktadır.
Bunun sorumlusu Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve siyasetiyle kilisedir.
Yıllarca Türkleri kendi insanına düşman olarak gösteren Güney’deki etkin kurumlar, gelinen aşamada ciddi anlamda bir frankeştayın yaratmış durumdadırlar.
Özellikle Rum gençlerinin çoğunluğu çok aşırı derecede Türklere karşı düşmanlık beslemektedir.
Böylesi bir toplum yapısı ile Kıbrıs’ta bir çözüme kağıt üzerinde varılsa bile bunun uygulanması mümkün değildir.
Güney Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklere küfür edebilen, arabalarına saldıran ve her fırsatta onları sevmediğini gösteren bir çoğunlukla Kıbrıs’ta çözüm bulunamaz.
Rum liderliği Kıbrıs’ta kalıcı ve adil bir çözümü gerçekten hedefliyorsa önce kendi insanının kafasının içindekileri değiştirmekle işe başlamalıdır. Bu da çok kolay değildir ve zaman ister.
Güney Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklere dönük ırkçılık yapılmaktadır.
Ve ırkçılık dünyada önemli ve kabul edilmez bir suçtur.
Avrupa Birliği’ne üye bir ülkede ırkçılığın bu boyutta devam ediyor olması Avrupa Birliği’ne de sorumluluk yüklemektedir.
Talat’la Hristofias 3 Eylül’de yapacakları ilk görüşmede herşeyi bir yana bırakıp Güney Kıbrıs’taki düşünce yapısının önce nasıl değişebileceğini konuşmalıdırlar.
Güney’deki kafa yapısı değişmeden varacakları mutabakatların bir anlamı olmayacaktır.
Karşısındakini ötekileştiren bir anlayışla birlikte birşey paylaşılamaz.
Hristofias çözümü gerçekten istiyorsa işe kendi toplumuna barış, hoşgörü ve karşısındakine saygı eğitimi vererek başlamalıdır.
Yoksa Cumhurbaşkanı Talat’la yapacakları başka herherhangi birşey buza yazı yazmanın ötesine geçemeyecektir.
Tepede varacakları mutabakatlar tabana yayılamayacaktır.