Neden olmuyor ve neden biz yapamıyoruz?
Eğitimde, sağlıkta ve diğer sekörlerde hep sorunlarla boğuşuyoruz.
Sorunlar içerisinde kaybolup gidiyoruz.
Bir yandan sürekli bir şeklilde sorunlarla boğuşurken, diğer yandan da kurumlar güven kaybediyor.
İnsanlarımız kurumlara güvenmiyorlar.
Bu çok acı birşey.
Ama bir gerçek.
İnsanlarımız hep başka yerlerde sorunlarına çözüm aramak zorunda kalıyorlar.
Eğitimde de, sağlıkta da, diğer konularda da.
Bu satırları İstanbul’dan yazıyorum.
İki gündür İstanbul’dayım ve onlarca Kıbrıslı Türk sağlık sorunlarına burada çözüm arıyor.
Kıbrıs’ta biz yeni sağlık yasasını, tam günü, şunu ya da bunu tartışırken, insanlarımız kendi başlarının çaresine bakma telaşında.
Kıbrıs’ta bulamadıklarını Türkiye’de arıyorlar.
Ya da aramak zorunda kalıyorlar
Bunun belki de en temel nedenlerinden biri KKTC’de işlerin yapılması gerektiği gibi yapılmamasıdır.
Herşeyin kenarından ya da ucundan tuttularak yapılmaya çalışılması.
Yaptığımız işlere yeterince saygılı olmamaktır belki de bir nedeni.
Birşeyi bilmediğimizi ya da yapamayacağımızı büyük bir ayıpmış gibi söylemekten çekinmek bir diğeri.
Böyle olunca da yapılan iş yapılması gerektiği gibi yapılmıyor.
Doğrular yapılmayınca sıkıntı ortaya çıkıyor.
İnsanların canı yanıyor. Yapılmayan işlerin ya da eksik, aksak yapılanların bedelini vatandaş ödemek zorunda kalıyor.
Hem de normalin çok üzerinde.
Hem maddi hem de manevi olarak.
Sonuçta kimi insanımız ülkede yaşanan sorunların bedelini çok daha ağır bir şekilde ödemek zorunda bırakılıyor.
Bedeli ödemesi gerekenler ise sadece seyrediyor.
Her konuda çok ve boş konuşarak zamanı geçiriyor.
Sorunları çözme yerine neden çözemediklerini anlatıp duruyor.Gelecek seçimleri esas alarak günü kurtarma anlayışıyla hareket ediliyor.
Sürekli birileri birileri ile konuşuyor.
Radyo Televizyon ekranlarında birşeyler tartışılıp duruyor.
Ama işler iyiye değil daha kötüye gidiyor.
İnsanlar hep bir gün öncesini arar durumda kalıyor.
Ve sonuçta da kendi başının çaresine bakmak durumunda bırakılıyor.
En temel hizmetleri alamamanın çaresizliği içerisinde ordan oraya savruluyor.
Eğitim alabilmek için de, sağlık bulabilmek için de.
Ama diğer yandan birileri durmadan teori üretip konuşabiliyor.
Teoriler üzerinde tartışmalar devam ediyor.
Ama somut birşey yapmaya gelince orda herkes geri çekiliyor.
Çünkü konuşmak, tartışmak kolay.
Ama iş yapmak zor.
Herkes işini doğru düzgün yapmak yerine, yapması gereken ne varsa onu ucundan tutuyor.
Yapar gibi yapıyor.
Tıpkı Sovyetler Birliği’nin son dönemleri için anlatılan hikaye gibi.
Duran treninin dışardan sallanarak gittiğinin varsayıldığı bir hikayeydi bu.
Biz de böyle yapıyoruz.
Birşey yapmadan çok şey yapıyormuşuz gibi tartışıp duruyoruz.
Ama hiçbirşey olduğu gibi durmuyor dünyada.
Herşey değişiyor.
Dünyadaki değişime ayak uyduramayanların etkin olduğu yapıda ise bedeli vatandaş ödüyor.
Eğitimde de, sağlıkta da..Her alanda.
Onun için İstanbul’da insanlar koşuşup duruyor. Sağlık arıyor.
Kıbrıs’ta çocuklarına daha iyi eğitim bulabilmek için ordan oraya savruluyor.
Ve diğer konularda da durum böyle.
Sorun çözmesi gerekenler ise sadece seyrediyor.