Kaç gündür İstanbul’dayım. Kıbrıs’taki gelişmeleri uzaktan izliyorum. Kıbrıs’tan uzak olmak bazen iyi, bazen de kötü oluyor. Tam da işlerin yoğun olduğu bir dönemde uzak olmak beni sıkıntıya sokmadı dersem yalan olur.
Olsun, bazen işten de önemli şeyler vardır hayatta.
Neyse, Kıbrıs’ta iki lider Kıbrıs konusundaki kapsamlı müzakerelere başladı.
Ama İstanbul’da gündem tabii ki Talat-Hristofias buluşması değil.
‘Deniz Feneri’ konusundaki yolsuzluk iddiaları ve ‘Ramazanda kim kime mahalle baskısı uyguluyor’ tartışmalarıyla, Doğan grubu ile Erdoğan arasındaki karşılıklı suçlamalar medayanın gündeminde öne çıkan başlıklar.
Bir de tabii ki terör ve teröre karşı alınacak önlemler konusu da gündemde.
Sokaktaki insanın gündemi ise bizdeki sokaktan farklı değil.
Geçim derdi herkesin birinci gündem maddesi.
Türkiye’de büyüme hızı çok düşük çıktı.
Ekonomide çarklar gerektiği gibi dönmüyor.
Bunun sonucunda da herkes ekonomide yaşanan sıkıntılardan nasibini alıyor.
Bundan da en çok dar ya da sabit gelirli insanlar etkileniyor doğal olarak.
Tabii ki hayatın gerçekleriyle boğuşan vatandaşın gündemiyle yukardaki kavga ve tartışmalar yani kısacası medyanın gündemi örtüşmüyor.
Olsun.. Bu da birilerinin çok fazla umurunda değil.
Neyse biz Kıbrıs konusunda yaşanan son gelişmelere dönelim. Belli ki Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la Rum Lider Hristofias’ın işi kolay değil.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Downer de bunu doğrulayacak şekilde konuştu.
Downer, “ İyi bir görüşme oldu. Ancak besbelli kat edilecek mesafe oldukça uzun. Sürecin daha başlangıcındayız” dedi.
Bunun anlamı çok net. Liderlerin vizyonları çok farklı.
Bunları yakınlaştırabilmek için yaratıcı olmak ve yeni kavramlar geliştirmek gerekecek.
Bu da tabii ki zaman alacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat kurulacak yeni ortaklığı, iki eşit statüye sahip iki yapının oluşturması yönünde vizyon ortaya koyarken, Dimitris Hristofias Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını dönüştürerek Kıbrıslı Türkleri yeni anayasa altında Kıbrıs Cumhuriyeti şemsiyesi altına katmaya çalışıyor.
Bu da işleri zorlaştırıyor.
Liderlerin müzakere süreci aşamasında şu an itibarıyla en büyük avantajları, bir konuda anlaşamamaları durumunda onu bir yana bırakabilecek olmalarıdır.
Böylece süreç tıkanmayacak.
‘Yönetim ve güç paylaşımından’ sonra sıradaki konu ‘Mülkiyet’
Mülkiyet konusu Kıbrıs konusunun en dikenli ve zor konularının başında gelen bir konu.
Bu konuda da liderlerin uzlaşması kolay olmayacak.
Annan Planı sürecinde dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan hakemlik rolü üstlenmiş ve uzlaşılamayan, boş kalan yerleri kendisi doldurmuştu.
Bu arada dönemin BM Genel Sekreteri’nin Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ve ekibinin o süreçteki rolünü de unutmamak lazım.
Orta yol bulmada, yaratıcı fikirler geliştirmede önemli rol oynamışlardı.
Şimdi ise yeni bir Özel temsilci var. Downer’ın yeni temsilci olarak konuya hakim olması ve bir ekip oluşturması zaman alacak. Bu arada BM’nin sürece müdahele etmek isteyip istemeyeceği de net değil. Görünen o ki Annan Planı sürecinde olduğu gibi BM risk almak istemiyor ve sorumluluğu liderlere bırakan bir anlayışla hareket ediyor.
Elbette ki tüm bunlar sürecin yavaş ilerlemesinde etken olacaktır.
Tabii ki sürecin hızlandırılması da mümkündür. Annan Planı’nın esas alınacağı bir müzakere zemini yaratılırsa süreç hızlanabilir.
Bu da liderlerin niyetine bağlıdır. Gerçekten bir çözüm bulmak için mi, yoksa uzlaşmaz görünmemek ve diğerini uzlaşmaz pozisyonuna sokmak için mi masada oturuyorlar.
Şu andaki görüntü, her ne kadar liderler iyi niyetli olduklarını söyleseler de, ‘masadan kaçan taraf biz olmayalım’ yaklaşımının egemen olduğudur.
Süreç ilerledikçe bu görüntü daha da netleşecektir. Liderler karşılıklı esneklik gösterebildikleri oranda süreç başarıya ulaşabilir. Yoksa yeni bir başarısızlık kaçınılmaz olur. Bu aşamada liderlerin medya aracılığıyla verdikleri mesajlara bakılırsa, başarısız olunması olasığı daha yüksek görünmektedir.