Atina ile Güney Lefkoşa bir kere karar vermişler.
Kıbrıs sorununda öncelikli meseleleleri ‘Garantiler’den kurtulmak.
Bu onların olmazsa olmaz kırmızı çizgisi!.
İlla ki Garantilerden kurtulacaklar. Yok başka bir yolu!
Yani Türkiye’nin Kıbrıs’taki haklarını ortadan kaldıracaklar.
Kıbrıs Türk halkının neredeyse tamamının olmazsa olmaz olarak gördüğü Türkiye’nin Garantisini yok edecekler.
Kıbrıs Türk halkına eşit ortaklık hakkı, Türkiye’ye Garantörlük hakkı veren 1960 anlaşmaları da lav edilecek.
Rum ve Yunan tarafı müzakere masasını bunun için bir araç olarak görüyor.
Kıbrıs’ta bulunacak olası bir çözümün olmazsa olmazları onlar için bu konular.
Bu arada Rum Lider Dimitris Hristofias, ara bölgedeki ‘Uluslararası Barış Günü’ etkinliğinde ‘Kıbrıs askersizleştirilmeli’ dedi.
Yani askersizleştirmek derken, ‘Türk askeri bir daha gelmemek üzere burdan gitmeli’ demek istedi, Dimitris Hristofias.
Hristofias’ın söz ettiği ‘Ortak barış dili’ bu olsa gerek.
Kıbrıs’ta ‘çözümü, barışı ve işbirliğini’ hedefleyen Hristofias garantiler konusunun kabul edilemeyeceğini de her fırsatta vurguluyor.
“Ama Hristofias barışçı, ‘çağdaş’ bir lider. İyi ki geldi ve Rum tarafında birşeyler değişti” diyenler olabilir.
Bence Hristofias, Papadopulos’tan farklı birşey söylemiyor.
Sadece bunu farklı bir üslupla söylüyor.
Hedefi Papadopulos’un hedefinden farklı değil.
Amaç Türkiye ile Kıbrıs arasındaki bağları tamamen kopartacak bir durum yaratmak ve bunun sonunda Kıbrıslı Türkleri korumaya alınmış bir azınlık olarak Rum Cumhuriyeti’ne dönüştürdükleri Kıbrıs Cumhuriyeti şemsiyesi altına sokmak.
Görüşme sürecini bunun için bir araç olarak görüyorlar.
Bundan dolayı bu görüşme sürecinden bir sonuç çıkmayacak.
Çünkü Rum tarafının niyeti bağcıyı dövmek.
Bağcı da kendini dövdürmeyeceğine göre!...
*
Rum tarafında artık vizyon değişmeli. Dünyadaki değişim, dönüşüm ve yeni oluşan dengeleri Rum siyasetçiler doğru okumalıdır.
Böylesi abuk, olması mümkün olmayan hedeflerin peşinde koşmaktan vazgeçmelidirler.
Önemli olan niyetlerinin ne olduğudur.
Niyet;
• Kıbrıs’ı ortak vatan olarak eşit koşullarda paylaşmak mı?
• İki taraf arasında eşit koşullarda kalıcı bir anlaşmaya zemin yaratmak mı?
• Kıbrıs’ı bölgede barış, istikrar ve işbirliği adasına dönüştürmek mi?
Yoksa başka mı?
Başka birşey değilse, o zaman Rum siyasiler daha gerçekçi davranmalı, istek ve söylemlerini yeniden belirlemelidirler.
Kıbrıs’ta ileride bir sorun çıkartma niyetleri yoksa, zaten varılacak bir anlaşma sonrasında devam edecek olan Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden rahatsız olmalarına da bir neden yoktur. Çünkü sorun olmayacaksa bir müdahale riski de olmaz.
Ama niyet başkaysa o zaman iş değişir.
Söylemlere bakıldığında amacın, Kıbrıs’ı bölgede barış, istikrar ve işbirliğinin merkezi yapmak değil, katıksız bir Yunan adasına dönüştürmek olduğu görünüyor.
Bu, adada yeni trajedileri beraberinde getirecek bir risktir.
Benzeri riskler daha önce alınmış ve bunun için bedel ödenmek zorunda kalınmıştır.
Daha fazla bu ada üzerinde bedeller ödenmesine gerek yoktur.
Aklın yolu, gerçek anlamda iyi niyetli olmayı ve olmayacak şeyler peşinde koşmaktan vazgeçmeyi emretmektedir.
Sözde değil, özde Papadopulos’tan farklılaşmayı başarmayı!...
Yoksa bir yere varılamaz.
Rum tarafından gelen mesajlar umutları kıran türde mesajlardır.
Ve malesef bu mesajlar ‘Barış dili’ kullanan bir lider ve ekibinden gelmektedir.
Bu nedenle sürecin sonunda yaşanacak bir başarısızlığın yaratacağı travma ve yıkım, 2004’te yaşanandan çok daha vahim olacaktır.
Bizden söylemesi. Hristofias ateşle oynuyor...