Kıbrıs konusunda liderler arasında devam eden kapsamlı müzakereler yavaş ilerliyor.
Rum basınına da yansıyanlara baktığımız zaman bunu görebiliyoruz.
Türk tarafı bundan oldukça rahatsız. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat haftada bir görüşme yapılmasını yeterli bulmuyor. Bunun için de yine basına yansıdığına göre haftada birden çok görüşme yapılmasını istiyor. Ama Rum Lider Hristofias buna şimdilik yanaşmıyor.
Sanırım işlerin yavaş ilerlemesi Birleşmiş Milletleri de rahatsız ediyor.
Bunun için de BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer süreçte daha etkin olabilmenin hazırlıkları içinde.
Downer yılbaşından itibaren daimi ikametgahını adaya taşıyacak.
Bu arada sürecin hızlandırılabilmesi için de BM, önerilerini masaya koymaya başlayacak. Zaten bunun başka yolu yok!
Liderler 6 toplantıdır ‘Güç paylaşımı ve yönetim’ konusunu görüşüyorlar. Ve birçok alt başlığın yer aldığı bu konuda sadece 3 alt başlık ele alınabildi.
Bu hızla gidilirse 2009 ortalarına kadar ‘Güç paylaşımı ve yönetim’ konusu ancak bitirilebilecek.
Bu şekilde devam edilmesi halinde müzakereler bir beş altı yıl daha sürer!
Sanırım buna da kimse razı değildir.
*
Peki ‘Güç paylaşımı ve yönetim’ başlığı altında ele alınan 3 alt başlıkta neler konuşuldu, durum ne?
Şu ana kadar ‘Federal Yetkiler’, ‘Yürütme’ ve ‘Yasama’ alt başlıkları masada tartışıldı.
Rum basınında da bu konulara ilişkin birçok ayrıntı yer aldı.
En son önceki gün Nami ile Yakovu 3 saat süre bir görüşme yaptılar.
İşaretler Türk tarafının Annan Planı’nı zemin alarak görüşler ürettiği yönünde. Bu çerçevede Talat ve ekibi Annan Planı’nda yer alan ve iyileştirilmesini istedikleri konuları masaya götürüyorlar.
Rum tarafında ise ‘Annan Planı’na alerji devam ediyor. Rum Liderliği şimdiki yapıyı devam ettirmeye dönük önerileri masaya getiriyor.
Görünen o ki, federal hükümete bırakılacak yetkiler konusunda epey bir ilerleme sağlandı.
Zaten bu konuda Çalışma gruplarında da önemli mesafeler alınmıştı.
Federal hükümete bırakılacak yetkiler konusunda ilerleme sağlanmasıyla birlikte, geriye kalan bütün artık yetkiler de kurucu devletlerde kalıyor. Annan Planı’nda da bu böyleydi.
*
Yürütme konusundaki tartışmalar ise devam ediyor.
Türk tarafı yürütme ile ilgili İsviçre modelini savunurken, masaya sağlıklı bir yürütmenin nasıl olabileceğine ilişkin öneriler koyuyor. Konuya ilkeler çerçevesinde yaklaşıyor.
Siyasi eşitliği esas alıyor. Meşruluğu ve istikrarlı bir hükümet yapısını gözeten bir yaklaşım ortaya koyuyor.
Rum tarafı ise daha çok mevcut sistemlerinin devam edeceği görüntüsünü vermeye çalışan bir tavır içinde. Bu yönde önerilerle masaya geliyor.
Zaten bunlar da basına yansımış durumda.
Müzakerelerde taraflar bu görüşlerini yakınlaştırmaya çalışıyorlar.
Bu da çok kolay değil.
Bir kere her iki taraf da kendi tezini destekleyici argümanları masaya getiriyor.
Rumlar illa ki mevcut başkanlık sistemlerinin devamında ısrar ediyor.
“Böyle alıştık böyle gitmeli” gibi tutucu bir yaklaşım içindeler.
Türk tarafı ise daha katılımcı ve demokratik olacak, uzlaşmayla kararların alınacağı Konsey modelinde ısrarlı.
Taraflar bir yandan bu konudaki farkılıklarını aşmaya çalışırken diğer yandan da yasama konusunu tartışmaya başladılar.
Görünen o ki yasama konusunda bir alt meclis ve bir de senato oluşması konusunda bir sorun yok.
Ancak burada yaşanması olası tıkanıklıkların nasıl aşılabileceği konusunda oluşturulacak mekanizmaya ilişkin sorun var.
Görüşmelerde yaşanan bir diğer sıkıntı da Rum tarafının herşeyi basına sızdırması konusunda.
Bu konuda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Rum Lider Hristofias’ı daha önce uyarmasına rağmen Rum tarafı bu alışkanlığından vazgeçmedi.
Sanırım Pazartesi günkü görüşmede Talat uyarısını tekrarlayacak. Ancak bu kez sözlü olarak alacağı güvence ile yetinmemesi gerekir.
Gelen mesajlar da yetinmeyeceği yönünde.