Kendine güvenmek
Bu başlıkla bir yazı yazmıştım 9 yıl önce. Neredeyse 10 yıl olacak.
İnsanların kendisine güvenmesi gerektiğini vurgulamak istemiştim o yazımda.
Çünkü kendine güvenen bireylerin oluşturduğu toplumlar her türlü zorluk ve engeli aşmakta daha başarılı olurlar.
Güven, bilgi ve beceri gerektirir.
Ve bilgi ve beceri de en büyük güçtür bir insan için.
Tabii ki toplumlar için de bu böyledir.
Bilginin esas alındığı, başarının, yapılan işin, üretimin ölçü olarak kabul gördüğü toplumlar, gelişmişlik anlamında diğerlerinin önünde yer alırlar.
Ama bilginin ve başarının yerine başka kriterler konulduğu zaman, o toplumlar bir yere varamazlar!
Bizde bilginin yerine başka kriterler koyduk. Bunu da bir türlü değiştiremedik.
İktidar olanları değiştirmeyi başardık ama, çağdaş demokrasi ve yönetimlerde olduğu şekilde uygulamaları getiremedik bir türlü.
Yani kuru kuruya değişiklik yapmakla da bir yere varılamayacağını gördük.
Önemli olan aslında içeriktir.
Siyasette insanlar gelir geçer ama, siyasetin nasıl ve hangi hedefle yapıldığı değişmediği sürece birşey değişmez.
Birşey değişmediği zaman da siz 10 yıl önce konuşup tartıştığınız konuları bir on yıl sonra da konuşmaya, tartışmaya devam edersiniz.
18 Eylül 1999’da Hürriyet Kıbrıs’ta yazdığım köşe yazımdan bazı alıntılar aktaracağım bugün.
O yazımda şöyle demişim:
"Her şeyi sorgula!" sözü ise Descartes'in sözüdür.
Toplumları oluşturan bireylerdir.
Bireyler, kendilerini ne kadar çok geliştirirlerse bu yaşadıkları topluma da yansır. Sonuçta başarı, bireyleri düşünen, sorgulayan, araştıran ve kendine güvenen toplumlarındır.
Kendine güven çok önemli. KKTC'de yaşanan ekonomik sorunlar aşılmaz değildir. Ambargolar ülkenin gelişmesinin önünde gösterildiği kadar büyük bir engel değildir. Yeter ki doğru kararlar alınarak uygulamalar yapılsın.
Bu ülkenin önündeki en büyük engel iktidara hazır olmadan talip olan ve iktidarı kendi siyasi geleceklerini sağlama aracı olarak kullanan siyasi anlayışlardır.
Ve en büyük suç ise, bu siyasi anlayışların devamını sağlayan, mevcut durumdan şikayet eden ama bunu değiştirmek için en küçük bir çaba sarf etmeyen bu ülkenin insanlarına yani bize aittir...
Siyasi iktidarların devletin kurumlarını 'çiftlik' gibi kullanma alışkanlıkları herkesi rahatsız eder ama partisinden hesap sorma cesaretini kimse göstermez.
Dünya'nın birçok ülkesinde siyasete girmek, iktidar olmak yürek ister!
KKTC'de ise siyasette bir yerlere gelebilmek daha kolaydır.
Nasıl olsa kimse işin altını kazımaz.
Basın da buna dahildir.
Yaşananlar ve söylenenlerle ilgili nasıl olsa birleri çıkıp da "Gerçekten böyle mi ?" diye sormaz...
Dünya'da yaşanan gelişmeler KKTC'deki iktidarların gündeminde değildir.
Ancak Dünya KKTC'den ibaret de değildir.
Ülkedeki, halkla politikacı arasındaki kısır döngüyü, şüpheci davranarak, sorgulayarak, araştırarak kırabiliriz.
Ancak bu şekilde proje üreten, kaynak yaratan ve halkın refah ve mutluluğunu düşünerek siyaset yapılması sağlanabilir
"İktidara talibim" demek sorumluluk ister.
Halkın geleceğini etkileyecek makamlara gelmeyi hedefleyenler, politikaya girmek isteyenler, önce kendilerini iyice bir yoklamalıdırlar. Siyaset yapmak, devlet yönetmeye talip olmak ciddiyet ister ve sorumluluk gerektirir.
*
Yıl 2008.. 2009’e çok az kaldı.
Değişen birşey var mı?...