Akis’te 1’inci Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş konuğumdu.
Onunla KKTC’nin 25’inci yaşını konuştuk.
“Kolay olmadı bu günlere gelmek” dedi.
KKTC’nin ilanını “geç oldu, güç oldu ama oldu” diye özetledi.
KKTC’ye sahip çıkılmasını istedi. KKTC’nin Kıbrıs Türk halkının en büyük güvencesi olduğunu söyledi.
Denktaş’a göre çözüm KKTC’yi ortadan kaldırmamalı.
Kıbrıs için en uygun çözüm modeli ise Çek-Slovak modeli.
1’inci Cumhurbaşkanı Denktaş, şimdiki görüşme sürecini ise endişe ile izliyor.
Cumhurbaşkanı Talat’ın geri vites atması gerektiği görüşünde.
Bu koşullarda Talat’ın masada kalmaması gerektiği inancında.
Denktaş’a göre şu anda devam etmekte olan süreç bizi teslimiyete götürüyor!
*
Annan Planı süreci ile ilgili de konuştuk Denktaş’la.
New York zirvesi ve sürecin başladığı günleri sordum.
Papadopulos’la birlikte fazla direnememişler, Annan’ın hakemliğini kabul etmek durumunda kalmışlardı.
Ve de Annan Planı ile sonlanacak sürecin başlamasına yeşil ışık yakmışlardı.
‘Bunu büyük bir hata’ olarak niteledi 1’inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş.
O günlerde kendisine büyük baskı yapıldığını anlattı.
New York'ta yapılan görüşmelerde hakemliğe karşı çıktığı için ''üstüne yüründüğünü'' belirtti.
Böyle birşeyle karşılaşacağını bilseydi New York’a gitmeyeceğini söyledi.
Gerçekten de gitmezdi!.
Zaten gitmesi çok kolay olmamıştı.
Erdoğan hükümeti onu bu konuda ikna etmek için çok uğraşmıştı.
Telkinler ve tehditler basına kadar yansımıştı.
Denktaş, New York öncesinde Ankara’ya gitmişti .
Bu ziyareti sırasında tek amacı Ankara’dan bir güvence almak, içinde hareket edilecek çerçevenin yazılı olarak belirlenmesini sağlamaktı. Almak istediği güvenceler içinde ‘hakemlik müessesesinin’ kesinlikle kabul edilmeyeceği konusu da vardı.
Gözü kapalı bir şekilde New York’a gitmek istemiyordu.
Ama olmadı. Bunu başaramadı. Sözlü bir takım güvencelerin dışında yazılı bir çerçeve alamadan adaya dönmek zorunda kaldı.
Kendisine verilen sözlere ve inandığı diplomatların söylediklerine güvendi.
Ya da güvenmek zorunda kaldı.
Adadan ayrılacağı son dakikaya kadar da yazılı bir çerçevenin gelmesini bekledi. New York yolunda dahi olsa eline yazılı bir çerçevenin ulaşacağı ümidini korudu.
Ancak New York’ta beklemediği şeylerle karşılaştı.
O olmazsa olmazların yer alacağı bir çerçeve beklerken, ona masadan kalkamayacağı ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı’nın onayı olmadan adım atmaması söylendi.Talimat böyleydi!
Ve sonuçta sürecin kapısını aralamak durumunda kaldı.
Sebebini ise ''Benim zayıf tarafım, Türkiye'ye zarar vermemek, Türkiye'nin Kıbrıs nedeniyle yara almasını önlemek'' diyerek, açıkladı. Türkiye’ye zarar gelmesin diye New York’ta gerilediğini bildirdi.
Denktaş, 2004 yılı Mart ayında, Annan Planı'na son biçiminin verildiği İsviçre'deki görüşmeye gitmeyişinin nedenini ise, ''Türk hükümeti bana, ben de artık Türk hükümetine güvenmediğim için gitmedim” şeklinde açıkladı.
O günler çok zor ve gerilimli günlerdi Rauf Denktaş için.
İstemeden çıktığı bir yolda kontrolün kendisinden çıktığının ve bir yerlere doğru sürüklendiğinin farkındaydı.
Bunu engellemek için çok uğraştı.
Ama başarılı olamadı. Kimseye bir zarar gelmesin diye de sonuçta biraz küskün ve kırgın bir şekilde “tamam” demek zorunda kaldı ve geriye çekildi.
Geriye çekilme ve İsviçre’ye gitmeme kararını açıkladıktan sonra ise sırtından büyük bir yükü atmanın rahatlığına kavuştu.
Tarihin kendisini Annan Planı sürecinin sonuna kadar onun bir parçası olarak kaldığını yazmasını istemiyordu. İsviçre’ye gitmeyerek tarihe kendince bu notu düştü.
Annan Planı’na Kıbrıs Türk halkının ‘Evet’ demesini ise hiç kabullenemedi.
Bu konudaki üzüntüsünü ise “Evet diyen halka içlendim” diyerek ortaya koydu.
Bugün yine endişeli. Sürece şüpheyle bakıyor. Kıbrıs Türk halkının Devlet seviyesinden toplum seviyesine geriletildiğini düşünüyor. Ve tüm bunların sebebi olarak da Annan Planı’na ‘evet’ denilmesini görüyor.
Denktaş’ın KKTC’nin 25’inci yaşındaki düşünceleri böyle...