Güney Kıbrıs'ta 'Sorunumuz Kıbrıslı Türklerle değil!' diyen bir lider var.
Papadopulos'tan farklı olduğunu iddia ediyor.
Lokmacı'nın geçişlere açılmasını sağlamakla övünüyor.
Ve tabii ki Kıbrıs konusundaki görüşme sürecinin başlamasına da yeşil ışık yakmakla!
Haftada bir ya da iki kez Cumhurbaşkanı Talat'la görüşüyor.
Hedefi ise iki tarafın eşitliğine dayalı federal bir yapı oluşturmak!.
Ama gerçek niyeti bundan farklı.
Gizli niyeti Papadopulos'un niyeti ile ayni.
Kıbrıslı Türkleri Rum idaresi altında asimile etmek.
Türkiye'nin ada ile bağlarını tamamen koparmak!
Aslında bunu da gizlemiyor.
Her fırsatta ortaya koyuyor.
Özellikle de ada dışında olduğu zamanlarda!
Neyse şimdi bunları bir yana bırakalım.
Kıbrıs'ta bir çözüm olacaksa ve iki taraf tek bir çatı altında yeniden bir araya gelecekse, bunu herşeyden önce halklar istemeli.
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar birbirine güvenmeli.
Güvenin ve karşılıklı isteğin olmadığı yerde ortaklık olmaz.
Birlikte birşeyler başarılamaz!..
O halde Kıbrıs'ta önce halkların birşeyleri istemesi gerekir ki liderler bunu kurabilsinler.
Kıbrıs Rum halkı, Kıbrıs Türk halkı ile eşit koşullarda bir paylaşıma ve işbirliğine gitmeye niyetli değil.
Kıbrıs Rum Liderliği de halkını Kıbrıslı Türklerle bir çözüme hazırlama gaylesi içinde değil.
Rum lider, 'Bizim sorunumuz Kıbrıslı Türklerle değil' demeye devam ediyor ama öte yandan Kıbrıslı Türklere dönük her türlü saldırı, çirkin hareket ve davranış da devam ediyor.
Bunun son örneğini 14-15 Kasım 2008 tarihlerinde yaşayarak gördük.
Rum Yönetimi Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlarda liseleri 14 Kasım günü ilk birkaç dersten sonra tatil etti.
Öğrencileri gösteriler düzenlemeleri için teşvik etti.
Onları KKTC sınırlarına yönlendirdi.
İki taraf arasında geçişlerin serbest olduğu bir ortamda kafası Türk düşmanlığıyla dolu deli dolu gençleri serseri mayınlar gibi yollara saldı.
Amaç KKTC'nin ilanını protesto etmekti.
Hedef KKTC sınırları ve o sıralarda Güney Kıbrıs'ta bulunan Kıbrıslı Türkler oldu.
Bazı Kıbrıslı Türklerin aracına, bazılarının da kendilerine saldırılarda bulunuldu.
Bunu yaptıran, 'Kıbrıslı Türkleri en çok anladığını' iddia eden Güney Kıbrıs'taki AKEL iktidarı!.
Yani Papadopulos filan değil.
İki halk arasında işbirliği ve karşılıklı anlayış tohumlarının yerine ekilen düşmanlık tohumlarını kazıyan ve provoke eden bu kez AKEL!.
Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar arasında çok sınırlı olan dostluk ve işbirliği potansiyelini sıfırlayacak şekilde davranıyorlar.
Böylece iki halkın kesinlikle birarada yaşayamayacağını bir yana bırakın, işbirliği dahi yapamayacağı gerçeğinin altı çiziliyor.
İki taraf arasında varolan güvensizlik derinleştiriliyor.
Ve Kıbrıs Türk halkının 'Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi' konusunda ısrarındaki haklılığı da böylece ortaya çıkıyor.
Gençleri Kıbrıslı Türkleri bu şekilde düşman olarak gören bir halk ile ortak bir gelecek aramak mümkün değildir.
Çünkü Güney Kıbrıs'ta insanlara barış, uzlaşı ve işbirliği kültürü vermek yerine başka şeyler aşılanıyor.
Yaşları 18'i bile bulmamış gençler ellerinde Yunan bayrakları, Bizans armaları ile KKTC sınırlarına gözleri dönmüş bir şekilde koşabiliyor.
Bu arada da Talat ile Hristofias görüşüyor.
Neyi?
Ortaklık kurmayı.
Önünde Türk askeri olmasa karşısına çıkacak herşeyi yakıp yıkmaya hazır binlerce genç yetiştiren Rum tarafı ile ortaklık kurmak zor.
Hristofias gerçekten bir çözüm istiyorsa önce kendi toplumunu buna hazırlayarak işe başlamalı.
Onları Kıbrıslı Türklerin üzerine saldırtarak değil!..