Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la Rum Lider Dimitris Hrisofias arasında Kıbrıs sorununa çözüm bulma amacıyla devam eden görüşmelerde neler olduğunu anlamaya çalışırken detaylara bakmak lazım.
İki lider şu an itibarıyla 2008 sonuna kadar gerçekleştirecekleri görüşme takvimini belirlediler.
Bunun anlamı liderler herhangi bir konuya takılı kalmadan süratle konuların üzerinden geçecekler.
Bu arada da Özdil Nami ile Yorgo Yakavu anlaşılamayan hususlarda çalışmaya devam edecekler.
Uzlaşı noktalarını yakalamaya çalışacaklar.
Ve büyük bir olasılıkla Federal Hükümete bırakılacak yetkiler konusundakine benzer bir prosedür izleyecekler.
Orada yaptıklarına benzer kağıtlar hazırlayacaklar.
Yani uzlaşılabilen, uzlaşılamayan konuları not edecekler.
Böylece liderlerin al-ver sürecine girme aşamasına gelindiğinde fotoğrafı çok net görmelerini sağlayacak bir çalışmayı tamamlamış olacaklar.
Zaten yapılmakta olan çalışmaların anlamlı olabilmesi ve sürecin verimli çalışabilmesi için de böyle olması gerekir diye düşünüyorum.
Bunun başka yolu yok!.
Rum basınına baktığımız zaman özellikle mülkiyet konusundaki tartışmaların başlamasının merakla beklendiği görülmektedir.
Sanırım Cumhurbaşkanı Talat ve ekibi de bunun farkındadır.
Şimdi örneğin bu konu tartışılmaya başlanmadan Rum tarafının yürütme ya da yasama konusunda bir al-ver içine girmesi beklenemez.
O halde gözler Nami ve Yakovu’nun yapacağı çalışmalarda olacak.
Onların göstereceği performans sürecin seyrini doğrudan etkileyecek.
Hazırlayacakları ortak kağıtlar liderlerin al ver sürecinde esas alacakları belgeler olacak.
Basından görebildiğimiz kadar Federal Hükümete bırakılacak yetkiler konusunda ortaya çıkan ortak kağıttan sonra şu anda yürütme konusu bir yana bırakıldı.
Bunun nedeni bu konuda sıkıntıların fazla oluşu.
Yasama ve yargı konusundaki çalışmalar ise devam ediyor.
Özellikle yargıda çalışma grupları aşamasında taraflar arasında yakınlaşma sağlanmış olması liderlerin işini kolaylaştırdı.
Sayısal eşitliğin taraflarca kabul edildiği yargı konusunda büyük bir sıkıntı yaşanmadı.
Tarafların son birkaç toplantıda bu konuda yapıcı bir tavır sergilediği, fikir alış verişinde bulunduğu ve karşılıklı önerileri kabul ettiği gelen bilgiler arasında.
Bu arada tarafların tıkanıklıkların aşılması mekanizmaları ile ilgili de yoğun bir görüş alış verişi içinde olduğu anlaşılıyor.
Tıkanıklıkların aşılması mekanizmaları konusunda Rum tarafı daha yaptırımcı mekanizmalar öngörürken, Türk tarafı ise bunların danışma nitelikli olması yönünde görüş ortaya koyuyor.
Rum tarafının bu yaklaşımının arkasında yatan neden ise nasıl olsa kendisinin çoğunlukta olacağı konusu ve böylece yönetimde daha etkin olma arayışı.
İşte bu noktada, Türk tarafının, siyasi eşitlik konusundaki hassasiyeti nedeniyle, tıkanıklıkların aşılması bahanesiyle Rum tarafının kurulacak sistemlerin etrafından dolaşarak karar çıkarma yoluna gitmesine engel olmaya çalıştığı anlaşılıyor.
Öyle görülüyor ki Türk tarafı siyasi eşitliğe halel getirecek bu tür yaklaşımlara karşı son derece hassas davranıyor.
Sonuçta bu konudaki tartışmalar sonrasında, doğal olarak tıkanıklıkların aşılması mekanizmaları değişik kurumlarda farklı şekillenecektir.
Görünen o ki, yargıda bunun aşılması kolay olabilirken, yürütmede ise zor olacaktır.
Ama bu aşamda önemli olan neyin ne şekilde yapılacağının belirlenmiş olmasıdır.
2008 sonuna kadar sürecin mesafe katetmesi beklenmektedir.
Sürecin nereye gideceği ise görüşmelerde bir olgunluğa erişilip ‘al ver’e geçilmesi sonrasında netleşmeye başlayacaktır.
İşte o zaman niyetler ve hedefler daha net görülebilecektir.
Niyet eşit koşullarda yeni bir ortaklığa gitmek mi yoksa başka mı?
Bekleyip göreceğiz.