Bizde son zamanlarda yapılan binlerce konutun ısı performansı ne yazık ki delik kova örneğinden daha iyi değildir. Zaman hızla geçiyor, binalar yapılmaya devam ediyor, bu konuda hala değişen bir devlet politikamız yok.
Salı günü bu köşede yayımlanan, “Atalarımız bina yalıtımını bilirdi, biz neden unuttuk?” başlıklı yazıma okurlardan olumlu tepkiler aldım.
Gelen görüşler içinden DAÜ-Enerji Araştırma Merkezi (DAÜ-ENAR) Başkanı Doç. Dr. Uğur Atikol’un mektubunu sizlerle paylaşmak istedim:
“ Sayın Hasan Hastürer,
“Atalarımız bina yalıtımını bilirdi, biz neden unuttuk?” yazınızda günümüzün en önemli sorunlarından birine temas ettiniz. Sizi tebrik ederim. DAÜ-Enerji Araştırma Merkezi (DAÜ-ENAR) olarak bu konuların tartışılmasını ve derhal gereken politikaların geliştirilmesini kaçınılmaz görüyoruz.
Yalıtımsız binalarda meydana gelen ısı kayıplarını ben her zaman delikli kovayla su taşımaya benzetirim. Siz suyu kovaya dolduruyorsunuz ve yürümeye başlıyorsunuz. Ayni anda su kovanın alt ve yanlarında bulunan deliklerden akmaya başlıyor. Sonunda bir yere varamadan kovanın içindeki su yerlere saçılıyor. Tabii çok paranız ve çok suyunuz var ise boşalmakta olan kovayı devamlı doldurarak onu dolu tutmaya çalışabilirsiniz. Hatta, eğer saniyede kaybettiğiniz litre su miktarını hesaplayarak ayni miktarda suyu devamlı kovaya doldurarak su seviyesini sabit tutabilirsiniz. Ama takdir edersiniz ki bu yöntem büyük bir israfı da beraberinde getirir.
Isıtmada, binalarımızın (yüzde 92 gibi) büyük bir çoğunluğu maalesef bu performansın çok benzerini sergilemektedirler.
Kışın, duvarlarımız, pençerelerimiz ve tavanlarımızdan kaçan ısı, kova örneğinde olduğu gibi bir israf oluşturuyor. Üşümemek için kaybedilen bu ısının yerine mümkün olduğunca yüksek kapasiteli ısıtma cihazları kullanarak ısı pompalamaya çalışıyoruz. Isı duvarlardan sızdıkça biz daha çok ısı pompalıyoruz. Tabii yazın ise bunun tam tersi oluyor ve bu defa binaları soğutmak için bina içine akan güneş enerjisini daha çok enerji harcayarak, yani klimalarla, bina dışına atmaya çalışıyoruz.
Peki günümüz malzemeleriyle uygulamada ne yapılmalıdır?
Pek tabii ki sizin de belirttiğiniz gibi bina yapımında yalıtım değeri normal tuğladan ortalama 3 kez daha iyi olan bims bloklar kullanılabilir. Fakat sadece bunu yapmakla binayı ne TS 825’e ne de California’da uygulanan Title 24’e göre ısı yönünden yalıttığımızı söyleyemeyiz.
Binayı mutlaka ve mutlaka dışarıdan ısı yalıtım malzemesi ile kaplamalıyız. Örneğin ekstrude polistren ısı yalıtım levhaları söz konusu bims bloklardan ısı kayıplarına karşı ortalama 6 kez daha dirençlidirler. Yalıtım uygulamasında cephenin tümü yalıtım malzemesi ile kaplandığından beton kolon ve kirişlerde meydana gelecek ısı köprüleri de ortadan kaldırılmış olur. Ayrıca, yazın, güneş enerjisinin duvar malzemesi tarafından depolanmasını engellediği için, yalıtım özelliğiyle birlikte, binanın soğutma yükünde yüzde 65’lere varan tasarruflar sağlanabilir.
Kıbrıs’ta en bol bulunan enerji kaynağı güneştir. Güneş enerjisi ile binayı doğrudan ısıtabilir, sıcak su hazırlayabilir veya elektrik üretebiliriz.
Sevinerek söyleyebilirim ki evlerimizin yüzde 95’inde su ısıtma amaçlı güneş enerjisi sistemleri mevcuttur. Bu statistik bizi bu alanda dünyada birinci sıraya yerleştirse de bu sistemlerimizin eski teknoloji olmaları ve verimlilik açısından iyi imal edilmemiş olmalarından dolayı kışın suyu yeterince ısıtamıyoruz. Ne yazık ki bu mevsimde yeterince güneş enerjisi olmasına rağmen suyu çoğunlukla elektrik veya başka bir yakıtla ısıtıyoruz.
Mekanlarımızı güneş enerjisi ile ısıtmak için mimari tasarımda da özen gösterilebilir. Örneğin güney cepheye açılacak büyükçe bir pencere sayesinde güneş ışınlarının camdan geçmesiyle mekanlarımız ısınabilir. Hatta, güneş enejisinden geceleyin de faydalanmak için ısıyı depolayan (ağır bir kütleden yapılmış) stratejik duvarlar da binalarımızda tasarlanabilir. Bütün bunlar yapılırken çift cam uygulaması ve duvarların yalıtılması tabii ki şarttır. Ayrıca yaz mevsimini de dikkate alarak sözkonusu pencerelere yaz güneşini engelleyen güneş kırıclar veya pancurlar takılmalıdır. En yüksek ısı kayıpları pencerelerden olduğu için kuzey cepheye açılan pencereler küçük boyutlarda olmalıdır.
Bu konuyla ilgili çok şeyler yazılabilir. Teknik olarak yapılması gerekenler aslında çok iyi biliniyor. Dünyanın bir çok ülkesinde bu tür “temiz” enerji uygulamalarını özendirmek için sayısız politikalar uygulanıyor.
İngiltere’de çıkarılan yeni bir kotayla konutlarda (beyaz eşyalarda yapılan uygulamaya benzer) enerji sınıflandırması getirildi. Bu getirilen kotanın amacı, özellikle yeni yapılmakta olan evlerin daha çevreci olmalarını sağlamaktır. Konutların çevre etki performansları dikkate alınarak 1’den 6’ya kadar yıldızlı bir değerlendirmeye tabii tutuluyorlar. Altı yıldızlı enerji sınıfında bulunan bir konut en çevreci olandır. Değerlendirmeye konutun sadece ısıtma ve yakıt kullanımı değil (elektrikli cihazlar da dahil) tüm enerji ve su kullanımı dikkate alınıyor.
Dahası çevreci inşaat malzemesi kullanımı ve geri dönüşüm imkanlarının kullanılması gibi uygulamalar da ödüllendiriyor. Tüm konutların alım satımınında ödenecek vergiler ve harçlar yine yıldız sayısıyla belirleniyor. Bu uygulamayla tüketiciye ve pazara doğru sinyaller verilmeye çalışılıyor. Hedef 2016’da yeni yapılacak konutların karbon emisyonlarının sıfıra çekilmesidir.
Dünyadan daha örnekler vermek mümkündür. Bizde ise son zamanlarda yapılan binlerce konutun ısı performansı ne yazık ki delik kova örneğinden daha iyi değildir. Zaman hızla geçiyor, binalar yapılmaya devam ediyor, bu konuda hala değişen bir devlet politikamız yok.”
Günün sözü:
Dünyadan haberi olmayan yalnız yaşar