Global krizin ülkemizi de etkileyeceğinden kimsenin kuşkusu olmasın. Hatta etkilemeye başladı bile. Bankalarda geriye dönüşünde sorun yaşanan krediler her geçen gün artıyor. Bu durumda güçlü teminat istemeden riski, çok yüksek faiz oranlarıyla satın alıp kaynak yaratan tefecilerin piyasada cirit attığını herkes biliyor. En önemlisi finans dünyasında ciddi paya ulaşma yolunda ilerleyen bu tefecilerin yasal anlamda kaydı, kuydu, adresi de yok.
Maliye Bakanı Ahmet Uzun, KKTC’nin kara para aklanan ülkeler listesinden çıkarılmasını değerlendirdiği basın toplantısında çok önemli konulara dokundu.
Uzun’un işaret parmağının ucunun doğru yönde olduğu konulardan biri de tefecilik konusu.
Uzun’un basın toplantısını basına taşıyan haberde şu bölümü tekrar dikketinize getirmek isterim:
“ KKTC'nin artık karar para açısından "riskli" olmadığını, bunun onur verici bir sonuç ve yıllardır sürdürülen mücadelenin neticesi olduğunu kaydeden Uzun, bir konuda daha mücadele için adım atıldığını bunun da "tefecilik" diye bilinen işlemi yapanlara ilişkin olduğunu söyledi. Uzun, söz konusu çevrenin kriz ve döviz darlığı nedeniyle daha da cesaretlendiğini ifade ederek, bu çevrelerin büyük boyutta haksız kazanç sağladıklarını kaydetti.
Ahmet Uzun, söz konusu işle uğraşanlara çağrıda bulunarak tüm hesaplarını en kısa zamanda, hatta pazartesi Maliye Bakanlığı'na teslim etmelerini, yaptıkları işlemin KKTC yasalarına göre suç olmadığını, bunu devletten gizlemenin ise suç olduğunu kaydetti. Kimsenin canının yanmasını istemediklerini belirten Uzun, "tefeci" olarak bilinenlerin, hesaplarını mutlaka en yakın zamanda Vergi Dairesi'ne sunmalarını istedi.
Maliye Bakanı Ahmet Uzun, söz konusu işlemi yapanların denetlenebilmesi için yasa çalışması yaptıklarını, hedeflerin tefecilerin işlemlerinin kontrol altına alınması olduğunu kaydetti.”
* * *
Bu konudaki toplumsal duyarlılığa katılanlardan olduğum bilinir.
14 Ağustos 2008’de “Bankacılık ekonominin omurgasıdır” başlıklı yazımda konuya işaret ettim.
1 Eylül 2008’de “Mesele yılanları tanımak” başlıklı yazımda tefeciliği çok açık olarak işare ettikten sonra şunlar vardı:
“ ...: “Ekonomide kriz dönemleri sisteme kötü niyetli saldırıları gündeme getirir. Dikkatli olmak gerek.”
Her zor dönemde bunlar hep yaşanır.
Denize düşen can simidine sarılmalı, yılana değil... Bütün mesele yılanları tanımak.
... Kuzey Kıbrıs’ta bankaların da kredi şirketlerinin de sayısı bellidir. Belli olmayan ve takip edilemeyen, sayıları iki yüzün üzerinde olduğu iddia edilen ve kurumsal bir kimlik taşımayan tefecilerdir.
... Pek çok kişi, işadamı ve şirket batma sınırlarındadır. Pek çoğu ipotek, teminat, kefil limitlerini tüketmiştir. Bu konumda olanlara, adı her ne olursa olsun yeni mali kaynak yaratmak büyük risktir. Risk büyüdüğü oranda her türlü yasal sınır aşılmaktadır.
Bu durumda olanlar önce bankalarda, ardından kredi şirketlerinde sorunlarına çare aramakta ve en sonunda kayıt dışı tefecilerin eline düşmektedir.
Haaa şunu da bir kez daha belirteyim... Tabelasında banka yazan ama bankacılık yapmayıp acımasızca tefecilik yapanları da unutmayalım. Yasal kimliğine ve hizmet sorumluluk ve disiplinine rağmen acımasızca davrananlara karşı da devlet gerekeni yapmalı.”
* * *
Global krizin ülkemizi de etkileyeceğinden kimsenin kuşkusu olmasın. Hatta etkilemeye başladı bile. Bankalarda geriye dönüşünde sorun yaşanan krediler her geçen gün artıyor. Bu durumda güçlü teminat istemeden riski, çok yüksek faiz oranlarıyla satın alıp kaynak yaratan tefecilerin piyasada cirit attığını herkes biliyor. En önemlisi finans dünyasında ciddi paya ulaşma yolunda ilerleyen bu tefecilerin yasal anlamda kaydı, kuydu, adresi de yok.
Maliye Bakanı Uzun, çok iyi biliyor ki ülkemizin kara para aklayan ülkeler listesinden çıkarılması kadar hatta çok daha fazla sorun ve tehlike kayıt dışı kişilerin sürdürdüğü tefeciliktir. Uzun, bu tür faaliyetleri kayıt altına almayı hallederse bakanlığı süresince başarıp onur duyacağı en önemli işlerden birini başarmış olacak.
Günün sözü:
Acımasıza göz yuman, acımasızın yanında olur