Atatürkçülük sözde, nutukta, şiirde olamaz. Atatürkçlük iyice özümsendiği zaman bir yaşam biçimidir. Atatürk’ün çizdiği yoldan gidilip, Atatürkçülük sözde değil özde var edilseydi Türkiye’de bugün ve her fırsatta yaşanan Atatürk tartışması yaşanmazdı. Atatürk’ün yolundan gidemeyenler, Atatürk’ün ilke ve devrimlerini yaşamın akışı içinde var edemeyenler, Atatürk’ü tabulaştırarak, peygamberleştirerek kendi ayıplarını örtmeye çalışmaktadır.
İSTANBUL- Bir başka ülkenin günlük dilinde, “BİR KAŞIK SUDA FIRTINA KOPARMAK” var mı acaba? Bence zor bulunur.
Katıldığım çok uluslu toplantılarda fark ederim ki bizim dilimizdeki pek çok tanımlamanın benzeri öteki arkadaşların dilinde, ya da yaşamdan davranışları özetlemede yok.
Can Dündar’ın Mustafa isimli belegeselini İstanbul’da izledim.
Kısa sürede belgesel o denli “çekişitirildi” ki merak edip izlememek olası değildi. Farkındasınız eleştiri yerine çekiştirme sözcüğünü kullandım. Bir kez eleştirinin her koşul altında düzeyi var. Halbuki çekiştirme, adı üzerine çekiştirmedir.
* * *
Filmi Beyoğlu’ndaki sinemaların birinde izledim.
Akşam 21.30 seansıydı.
Onbinlerin sel olup aktığı caddeden filmi izlemek için bilet kesip salona girenlerin saysı on yediydi.
Yazılıp, söylenenler reklam işlevi görse de salonlar dolup taşmıyor... Ya da insanlar artık yazılan, çizilenle pek alakalı değil Türkiye’de.
* * *
Mustafa Kemal Atatürk’ü konu alan belgeseli dikkatle izledim... Bazılarını rahatsız eden bölümleri özellikle daha da dikkatle izledim....
İzlerken tepkilerimi de okumaya çalıştım.
Bir kez şunu hemen belirteyim... Belgesel Mustafa Kemal Atatürk’e hayranlıkla da beslenen saygı, sevgimi eksiltmedi hatta artırdı.
Atatürk de bir insandı sonuçta... Sıradışı özellkleri bir ulusu yok olma sınırından alıp devlet sahibi yaptı. O nedenlede Mustafa Kemal Atatürk’ü yabancılar TÜRKLERİN BABASI olarak da tanımlar.
Ama insan olan Atatürk’ün zevk aldığı tercihleri de korkuları da doğal olarak olacaktı. Bundan doğal ne olabilir ki?
Bizim Atatürk kadar yakından izlemediğimiz başka ulusların önderlerinin de kendilerine göre insani tercih ve korkuları olduğundan hiç kuşkum yok.
* * *
Peki Türkiye’de sorun ne o zaman?
Türkiye’de sorun Mustafa Kemal Atatürk’ü anlama, algılama ve yaşatma noktasındadır.
Zaman zaman, öteki ulusların önderlerinin nasıl yaşatıldığını merak edip araştırırım.
Bu konuda da gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerin ciddi farkı var...
Gelişmiş ülkelerde, toplumlarda önderler tabulaştırılmadan, görüşleriyle yaşatılır. Gelişmemiş ülkelerde önderlerin görüşlerini sahiplenilmesi tartışılırdır. Buna karşılık önderler tabulaştırılır.
Atatürk, evrensel bir ideolojinin yaratıcısı olmasa da kurtuluş savaşını başlatıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni devrimlerle birlikte var olma noktasına kadar taşırken yaptıklarıyla dünya çapında örnek alınacak zenginlikteydi.
Hiç kuşkum yok çağdaş ve gerçekleri bilimsel analiz yeteneği gelişmiş toplumlar Mustafa Kemal Atatürk’ü Türkiye’dekiyle kıyaslandığı zaman çok daha derin saygıyla anar.
Yanlış anlaşılma korkusuna hiç kapılmadan şunun altını çizeyim: TÜRKİYE’DE ATATÜRK KONUSUNDA CİDDİ BİR İKİ YÜZLÜLÜK VAR.
Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük talihsizliği en yakın görünen mücadele arkadaşları dahil kendinden sonra sonra kimsenin onun yolunda gerçek anlamda yürüyememesidir.
Atatürk, gerçek anlamda bir devrimciydi.
Atatürk ilke ve devrimlerinin ruhunda da dinamik bir devrimci ruh vardır.
Atatürkçülük sözde, nutukta, şiirde olamaz. Atatürkçlük iyice özümsendiği zaman bir yaşam biçimidir.
Atatürk’ün çizdiği yoldan gidilip, Atatürkçülük sözde değil özde var edilseydi Türkiye’de bugün ve her fırsatta yaşanan Atatürk tartışması yaşanmazdı.
Atatürk’ün yolundan gidemeyenler, Atatürk’ün ilke ve devrimlerini yaşamın akışı içinde var edemeyenler, Atatürk’ü tabulaştırarak, peygamberleştirerek kendi ayıplarını örtmeye çalışmaktadır.
* * *
Mustafa belgeselini izlerken, “Mustafa Kemal Atatürk çok erken mi öldü?” sorusunu kendi kendimi bir kez daha sordum.
Atatürk de bir insandı ve doğduğu gibi bir gün mutlaka ölecekti. Ancak elli yedi yaş ölümle randevu için çok erkendi.
Ancak Atatürk daha uzun yaşasaydı belki de mutsuz bir şekilde yaşama gözlerini yumacaktı.
Neden?
Çünkü en yakınındaki kader arkadaşları bile onun çağdaş, devrimci ve yıllar sonrasına gören öngörülerine ayak uydurmakta zorluk çekiyordu.
Oluşum ve geçiş döneminde engellerin aşılması yöntemleri, tüm kurumlarıyla devlet yerine oturduktan sonra geçerli olamazdı. İşte o zaman Atatürk, kendi yarattığı eserinin şekil değiştirmesini, özünden kaybetmesini kahrolarak seyretmek durumunda kalacaktı...
Bir an düşünün Atatürk, bugünün Türkiye’sini görme şansına sahip olsa neler hissederdi?
Günün sözü:
Var olan, yok olmaz