Önce kucağıma almaktan korktum... Minik bir yavru sonuçta... Ama sonunda aldım... Uzun uzun baktım Lara’mızın yüzüne... Yolun tam başındaydı... Ve hiç ama hiç kimsenin bilemeyeceği, önceden kestirilemeyen bir yaşam yürüyüşünün ilk anları... Uzunluğunu da bilen yok... O nedenle değil mi ki, “Sağlıklı, mutlu ve başarılı uzun bir ömür” dileriz her doğan bebeğe...
İnsanoğlu doğduğu zaman bilgisayardan benzetmeyle tertemiz bir hartdiske sahipmiş.
Oraya yazmaya başlar yaşam gözlemlerini, deneyimlerini... Ama ne kadar ilginçtir yazılanlardan anımsananlar 5-6 yaşla başlar.
Halbuki uzmanlar çocuğunun kimliğinin 3-4’lü yaşlardan en genel hatlarıyla şekillendiğini söyleyip, ana babayı uyarır...
Kimse doğumunu anımsamaz.
Anımsanmayan doğum ve anımsanmayan bekeklik, ilk çocukluk günleriyle ilgili anı dinlemek ayrı bir tat taşır herkes için.
* * *
Benim ebem bir Rum’du.
K. Kaymaklı’da 1940’lı 50’li yıllardan doğan pek çok kişinin ebesi Büyük Kaymaklılı Rum Ebe Theodora'ydı. Dümen ile sella dediğimiz oturma yeri arası kavisli, ebe velesbiti dediğimiz bir bisikleti olduğunu daha sonra anımsarım.
Kerpiçten evimizde ebenin sorumluluğunda rahmetli Huriye Aba’nın katkılarıyla, kardeşlerimin en sonuncusu, en küçüğü olarak dünyaya geldim. Bu nedenle benim için, “ Tekne kazıntısı” diyenler var...
Yıllar geçti bu kez önce 1976’da oğlum Serkan’ın ardından 1980’de kızım Seran’ın doğum heyecanını yaşadık. İkisi de Mustafa Erbilen’in ellerinde yaşama merhaba dedi.
Ailemin çoğu Londra’da olduğu için çocuklarımın doğum heyecanını eşimle yalnız yaşadık... Çok hoş bir duyguydu... Ancak insan çocuklarının geleceğini düşündüğü zaman sorumluluğun ağır bir yük olduğunu daha o an hisseder.
* * *
Yıllar su gibi akıp geçer.
İnsan pek çok şeyi kontrol eder de zamanı durdurarak kontrol etmek olası değil. Zamanı durdurmak mümkük değil... Bütün mesele akıp giden zamanı en iyi şekilde değerlendirip, kazanılmış hale getirmek.
Zaman göz açıp kapayana kadar geçti, çocuklar evlendi...
Şimdikilerin genelde acelesi yok...
Sonunda Serkan ve eşi Esra karar verdiler... Aile çoğalacaktı... Hamilelik haberini getirdiler önce... Sonra kesinleştirmek için bazı tahliller daha... Dr. Musa Olgu, doğum yolculuğunun kaptanı seçildi.
Önce hamilelik... Sonra cinsiyet merakı... Kesinleşene kadar gel gitler... Erkek eğemen toplumun doğal sonuçlarından biri Serkan, erkek çocuk istedi... Ama sonuçlar “Kız” dedi.
* * *
Tıpta ilerlemeyi bu süreçte yaşayarak gördüm.
Bebeğin gelişimi her kademede gözlendi.
LETAM’da ki ileri tetkikte Serkan ve Esra benim de orda olmamı istedi, gittim. Çocuğun başından, ayak ucuna kadar tüm tetkikleri yapıldı... El – ayak yapısı, cinsel organı, böbrekleri, diyafram, kalp yapısı, kapakçıklar, ciger yapısı, beyin.. Kısaca her şeyi... Bazı hastalıkların varlığı da öğrenilebiliyormuş meğer...
* * *
Tartışılır yanı ağır basmasına rağmen sezeryan tercih edildi. Öyle olunca gün de belirlendi... On birinci ayın, on biri...
Dün aile boyu o müthiş heyecanı yaşadık.
Bu yazdıklarım aslında benzer süreci yaşayan herkesin yaşadıkları... Onların serüvenidir de bu yazdıklarım...
Anne adayı Esra, ameliyathaneye alındı... Tüm ekip içerde... Ve ansızın içeriden bir çocuk sesi... Genelde ağlamak, hüznü, sıkıntıyı, acıyı çağrıştırır... Sevinç gözyaşları akla gelmiyor ağlamada önce...
Ama doktorun ellerinde anne rahminden çıkarılan minik yavrunun yaşama merhabası ağlayarak oluyor işte... O ağlama, “Hey neredesiniz ben doğdum” diye seslenir gibi...
Eminim gülmeyi bile ağlamak yerine kahkaha atardı...
* * *
Şimdi görsel teknoloji ilerledi... Hem fotoğraf hem hareketli görüntülerle o an kayıt altına alınıyor... Daha ameliyathaneden çıkmadan görüntülerine bakıyoruz...
Hayat bağı olan, göbek bağına sıkı sık sarılmak istiyor... Tutuyor da... Ne bilsin ki artık anne karnında beslenme yok... O bağın işlevi bitti...
Dışarı uzatılıyor... Çocuk Doktoru Şaziya Hanım, “Maşallah” deyince, “Kız – erkek farketmez, yeterki sağlıklı olsun” temennisi de yanıtını buluyor...
Kucaktan kucağa bir tur ve yatağına uzanıyor...
Gözleri açık... Fıldır fıldır etrafa bakıyor... Tıp ne derse desin sanki de duyduklarıyla, gözünün önünden geçenlerle yaşamı gözlüyor...
Önce kucağıma almaktan korktum... Minik bir yavru sonuçta... Ama sonunda aldım... Uzun uzun baktım Lara’mızın yüzüne... Yolun tam başındaydı... Ve hiç ama hiç kimsenin bilemeyeceği, önceden kestirilemeyen bir yaşam yürüyüşünün ilk anları... Uzunluğunu da bilen yok... O nedenle değil mi ki, “Sağlıklı, mutlu ve başarılı uzun bir ömür” dileriz her doğan bebeğe...
... Yazılarımın merkezinde ben hiç olmadım... Ama yazdıklarımda yaşadıklarımın ruhu hep var... Dün gündem gene doluydu... Gün başlarkek dert yüklü insanlar gene dinledim... Kıbrıs konusu gene konuşuldu, ama bu yazdıklarımı paylaşmak istedim sizlerle...
Günün sözü:
Sevgisiz yaşam, acı suya benzer