Tüm parçalar birleştirildiği zaman görüşmelerden Kıbrıs sorununa çözüm çıkması oldukça düşük bir olasılık. Yine de çözüm açısından poztif bir senaryo var... Bu senaryoya göre Mart ayına kadar liderlere kendi kural ve niyetlerine göre görüşme şansı verilecek. Mart ayında BM Genel Sekreterliği insiyatifi ele alıp tarafları al – ver sürecini sokacak. O sürecin ardından da yeni bir planın referanduma taşınması sağlanacak.
Yanlışa bağışıklık kazanmak neyse sorunla barışık yaşamak da odur.
Kıbrıs sorunu hayatımızın parçası..
Çözümsüzlüğün bizi rahatsız etmemesi mümkün değil. Ama gel görün ki biz Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne o kadara alıştık ki sorun sanki de umurumuzda değil...
Geçenlerde bir sohbet sırasında fark ettim insanlar günlük hayattaki sorunları için, “Senin işin zor. Kıbrıs meselesi hallolursa senin derdine de çare bulunacak” ifadesini kullanıyor ama neredeyse kılını bile kıpırdatmıyor...
* * *
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için Talat ile Hristofyas arasındaki görüşmeler devam ediyor.
Bazen işlerin iyi gitmediğini söylerler... Bazen öyle bir bahar havası isterirler ki insanların iyimserlik çıtası en üst noktalara taşınır.
Bu satırtların yazarı olarak hiç bir zaman kötümser olmadım.
En kötü koşullarla bile yüz yüze gelmeyi gerçekle buluşmak olarak niteledim. Gerçeği bilip ona göre yol haritanızı şekilendireceksiniz.
Son zamanlarda Kıbrıs’ın hem kuzey hem de güneyinde yapılan kamu oyu yoklamalarında çözüme inananların oranı düşük çıkıyor.
Burdan yola çıkıp, “Halklar çözüm istemiyor” sonucuna varmak ne kadar doğrudur?”
Doğru olması olası değil.
Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında kamu oyu yoklamalarından yola çıkıp halkın çözüm istemediğini anımsatıp soru sordular.
Şunları söyledim.
“ Mevcut tablo ve liderlerin irade özgürlüğü ve de verimliliği çözüm için iyimser olmayı yeterince beslemiyor. Bu gidişatla çözüme ulaşmak zor görüldüğü için insanlar malumun ilanını yapıyor. Ancak soru ‘çözüm istiyor musunuz?’ olsa o zaman çözüm isteyenlerin oranının çok daha yüksek olduğu ortaya çıkacak.”
Tabii tam bu noktada bir başka soru gündeme geliyor.
Kıbrıs’ta çözümden ne anlaşılıyor?
İşte bütün mesele bu soruya Kıbrıs’ta yaşayan herkesin ve eş zamanlı olarak Kıbrıs sorununa taraf olan tüm merkezlerin çözüm için aynı sonucu murat etmesi gerekir.
* * *
Önceki hafta sonu İstanbul’da uluslararası bir toplantının katılımcıları arasındaydım.
Kuzey ve Güney Kıbrıs’tan, Türkiye, Yunanistan ve Avrupa’dan Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan konularını çok iyi bilen isimlerle birlikte olduk.
Yunanlı gazeteci arkadaşa Yunan kamu oyunun Kıbrıs soruna bakış açısını sordum. Şunları söyledi: “Şu anda Kıbrıs sorunu Yunan kamuoyunun ilgisini neredeyse hiç çekmiyor. Az sayıda yazar sürekli yazıyor. Bunlar etkili değiller ama tümü Kıbrıs’ta olası bir çözüme karşı. Tehlikeli olan uyuyan Yunan kamuoyunun olası bir çözüm noktasında, çözüm karşıtı tavır alma olasılığın çok daha yüksek oluşu.”
* * *
Kıbrıs sorunuyla ilgili en önemli merkez Ankara.
AKP iktidara geldiği zaman Yeni Ankara tanımlamasını kullanmıştım. Ancak son genel seçimlerin ardından özellikle son dönemde AKP’nin siyasi duruşu ve tavırları dikkatle okunduğu zaman AKP’de önemli değişimler olduğu fark edilir.
AKP’den Kıbrıs’la ilgili çıkan söylevlerin satır aralarında bir değişim olduğu da kolayca okunacak hale geldi.
Türkiye’de siyaseti çok yakından izleyip, değerlendirebilen etkili bir gazeteci arkadaşın AKP ile ilgili yaptığı değerlendirme şöyle: “ AKP, son zamanlardaki çıkışlarıyla devlet partisi olma kulvarına kaydı. Devlet partisi olan bir AKP, Kürt sorunundan Kıbrıs sorununa kadar geleneksel Türk devlet politikasını uygulayacak hale gelecek. Böyle bir tavır, Kıbrıs sorununda AKP’nin değişim içine gireceği sinyalini verir.”
* * *
AKP’nin Kıbrıs’a bakış açısı Kuzey Kıbrıs iç siyasetiyle birlikte de değerlendirilmeye açıktır.
Ankara çıkışlı siyasi yorumlarda AKP’nin Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesiyle pek çok önemli konuda anlaştığı belirtiliyor.
Aynı yorum merkezleri CTP ve Talat’a duyulan güvenin sınırlı olduğunu işaret edip, şunları ekliyor: “ KKTC’de tüm gücü elinde tutan CTP’nin gerilemesi ve Ankara’ya daha fazla sadık bir yapının oluşturulmasını isteyenler var. Bu çerçevede KKTC’de yapılacak seçimde UBP’nin olabildiğince güç toplayıp, yeniden hükümete gelmesi ilk hedeftir. Hükümetin UBP’nin kontrolüne geçmesi demek meclisin de sağa kayması demektir. Böyle bir tabloda Cumhurbaşkanı Talat’ın görüşme masasındaki gücü ne olabilir ki?”
* * *
Tüm parçalar birleştirildiği zaman görüşmelerden Kıbrıs sorununa çözüm çıkması oldukça düşük bir olasılık.
Yine de çözüm açısından poztif bir senaryo var... Bu senaryoya göre Mart ayına kadar liderlere kendi kural ve niyetlerine göre görüşme şansı verilecek. Mart ayında BM Genel Sekreterliği insiyatifi ele alıp tarafları al – ver sürecini sokacak. O sürecin ardından da yeni bir planın referanduma taşınması sağlanacak.
Güneyde AKEL’in Rum kamuoyunu bu sürece hazırlamak için ön çalışma başlattığını söyleyenler var...
Elimizden bir şey gelmiyor!... Bekleyip göreceğiz.
Günün sözü:
Kaderine sahip çıkamayan, kaderine razı olur