Birkaç yıl öncesini düşünün...
Bir “böbürlenme” kasırgası altında savrulup gidiyorduk...
AKP, siyasal akrabası olmadığı halde, burada bir “müttefik” bulmuş, “Yürü ya kulum” demişti...
Türkiye’den deniz altından su gelemiyordu ama, paralar su gibi bu tarafa doğru akıyordu...
TC yardımları yılda 250 milyon dolarlardan 480 milyon dolarlara çıkmıştı...
Başbakan Erdoğan muhaliflerine “Sizin yavru vatana 20 yılda yaptığınız yardımın toplamını dört yılda ikiye katladık” diye tafra atıyordu...
Talat ile Soyer ağızlarını her açtıklarında “Ekonomik büyüme”den söz ediyorlardı...
Ortaya çıkan her sorunu bize “Büyümenin sancıları bunlar” diye yutturuyorlardı...
Yollarımızda beton yüklü ağır vasıtalar asfaltları ezip yok ederken, bizler “Kalkınmanın cilveleri bunlar” diye avunuyorduk...
Dağları kemiren ayrıcalıklı müteahhitlerin siyasal bağlantılarını kimse sorgulamıyordu...
Dinamitlerin savurduğu toz bulutlarına, mangallarımızın dumanı karışıyor, yandaş medya bizi “Cennet herhalde bu olsa gerek” kabilinden şiirlerle uyutuyordu...
Mustafa Akıncı “Bu yaratılan bir sahte cennettir ve sürdürülebilir değildir” dediğinde yandaş kalemler hep bir ağızdan “CTP ile AKP’nin muhabbetini çekemedi” diye hayıflanıyorlardı.
Büyüyorduk...
Türkiye’den gelen para artıyordu...
Nüfusumuz artıyordu...
Evler, inşaatlar, supermarketler artıyordu...
Yasallaştırılan kaçak işçilerin sayısı artıyordu...
Büyüyorduk...
Gözlerimiz bu “büyüklükten” başka bir şey görmüyordu...
Ekonomi her şeydi... Para her şeydi... Toprak almak ve satmak en büyük ekonomik faaliyetti...
Kırk yıldır köyünün kahvehanesinde renkleri solmuş taşlarla “OKEY” oynayan Şehmuz’ların, Ramazan’ların cebi para görmüştü...
Yandaş gazetelerin “En büyük cennet bizim cennet” gibi manşet atmadıkları günler sayılıydı...
Aradan çok değil, birkaç yıl geçti...
Bir de baktık ki; uyuşturucu içenlerle satanların, silah kullananların, sahtekarların, soyguncuların, hırsızların ve tecavüzcülerin sayısında patlama olmuş...
Lefkoşa Barosu’nun, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir araştırmaya göre;
Silah taşıyanlar 2005’e göre iki kattan fazla artmış...
Uyuşturucu suçları, 2004’e göre 3.1 kat artmış...
Sahtecilik; 2006’dan 2007’ye neredeyse ikiye katlanmış...
Meğer biz cep bakımından “Büyüdük” diye hopur hopur oynarken, sosyal dokumuz da tıpkı Beşparmak dağları gibi oyuk oyuk oyulmuş...
Açılan delik her geçen gün büyüdükçe büyümüş...
Baro Başkanı Barış Mamalı’nın açıkladığı rakamlar korkunçtur..
Diyor ki Mamalı:
-Cezaevinde tutuklu ve hükümlü olarak 390 kişi bulunuyor. Bunların yüzde 56’sı TC’li, yüzde 22’si KKTC-TC’li yani çift pasaportlu, yüzde 18’i de KKTC yurttaşı...
Bu da gösteriyor ki, suçların yüzde 60’ı “yurttaş” olmayanlar tarafından işleniyor.
-Peki bu rakam normal mi?
Mamalı şöyle diyor:
-Bu orana dünyanın başka hiçbir ülkesinde rastlanmamaktadır.
Tam da bu noktada her şeyi “Ekonomi”yle açıklayanlara, Türkiye’den gelen paraları memur ve öğretmenlere “Fazla fazla dağıttık” diye böbürlenenlere “Peki suçları artırmayı nasıl becerdiniz” diye sormak gerekmez mi?
Bir ülkede işlenen suçların yüzde 60’ı dışarıdan gelenler tarafından işleniyorsa, son 4-5 yıllık dönemde ağızlara sakız edilen “Büyüme”den gurur duymak mümkün mü?
Hele “Suç işleyenler yabancılardır” diyerek bundan birazcık “keyiflenmek” mümkün mü?
Yoksa, hesaba katılmayan “Mağdur”ların sayısı mı daha önemli?
Önce bir “Sahte cennet” yaratarak, sonra da onu bir “Suç cenneti”ne dönüştürenler bu “eserleri” ile utanç duymalıdırlar...