Hiç kuşku yoktur ki Kıbrıs’ın kuzeyinde kurulmuş bulunan “devlet” nev’i şahsına münhasır, yani “Eşi benzeri bulunmayan” bir devlettir...
Tanınmamıştır...
Dünyada kendisini “Adam yerine koyan” sapına kadar tanıyan bir ülke yoktur...
Ancak; nice “tanınmış” devletlerden çok daha fazla “olanak”lara sahiptir...
Yönetimi; uluslararası denetim olmadığı için dünyanın en “rahat” yönetimidir...
Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın; normal bir “devlet”te bulunan yetkilerinden çok daha fazlası vardır...
Ne demokrasisinin, ne de ekonomisinin bir “Standart”ı vardır...
Ne suç oranları, ne kara para, ne de uyuşturucu konularında dünyadan gelen bir “baskı” söz konusudur...
Kimse bunlar için bu “devlet”i sıkıştırmaya kalkmaz...
Çünkü bu “devlet”i tanımaz...
İşte bu tanınmamanın dayanılmaz hafifliği; buradaki “devlet”i elinde bulunduranların en büyük silahıdır...
Dünyada yer almayınca, uluslararası hukuk içine girmeyince, bu “devlet” kendine bir özgürlük ve dokunmazlık alanı yaratmakta ve bu alan içinde dilediği gibi at koşturmaktadır...
Bu yüzdendir ki milyonlarca nüfusu bulunan sanayi devletlerinde bile olmayan “yetki”leri vardır buradaki yöneticilerin...
Üstelik diledikleri kadar “hata” yapma hakları da vardır...
Yanıbaşlarındaki bir ülkenin “para”sı ile ayaktadırlar ve kimse kendilerinden “hesap” sormaz, soramaz...
Zaten bu eşi benzeri bulunmayan “devlet”in yurttaşlarının da böyle bir “alışkanlığı” yoktur...
Bu yüzden, diledikleri her şeye zam yaparken, rahattırlar...
Tek dertleri “Aybaşını denkleştirmek”ten ibarettir...
Elektrik zammının, petrola yaptıkları zammın “Gerekçesi”ni anlatmaktan acizdirler...
Çünkü yurttaş, Rum tarafına geçmekte ve orada petrol fiyatının da, elektriğin de fiyatını öğrenebilmektedir...
Bunu görünce de Başbakan’ın anlattıkları havada kalmaktadır...
Ancak o ve bakanları keyifle “icraat”larını sürdürmektedirler...
Buradaki “devlet” tanınmış bir yönetim olsa; elbette “Rekabet kuralları”na tabi olacak ve bir çırpıda ADSL fiyatları ile oynayamayacaktı...
Hele Avrupa içinde olsa; yılda 300 bin ton kalitesiz yakıt kullanarak jeneratör çalıştıramayacak, filtresiz santrallerde ürettiği pahalı elektriğe yurttaşını mahkum edemeyecekti...
Ama, şimdi dilediği jeneratörü, dilediği yabancı şirketten bizzat ithal edebiliyor, elektrik mühendislerinin sivil toplum örgütünün gıkı çıkmayınca da, limanda “Büyük bir iş başardım” havasını basarak hasır şapkalı tarihi fotoğraflar çektiriyor.
Programına “İnternet kullanımını teşvik edeceğini” yazıyor, ancak okkalı zamlarla ve kullanıcıları adeta haraca keserek yurttaşın dünya ile bağlantı kurmasını “zam”la önlüyor...
Bu kadarla kalsa neyse...
Bu “devlet”i elinde bulunduran CTP; yönetimde bulunduğu dört yılı aşkın sürede tekelci “özel şirket”lerle de çok “içli dışlı” bir yapı oluşturmuştur.
Bu küçücük “devlet” Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan bir “Tüketim toplumu” bulunması nedeniyle eline geçirdiği birtakım “olanak”ları tekelci özel sektör kuruluşları ile paylaşmıştır...
Bu küçücük “devlet” akıl almaz biçimde özel şirketlerle ortaklıklar içindedir ve aybaşıları onların avuçlarına bakmaktadır...
Cep telefonları şebekeleri, internet sağlayıcıları, özel elektrik santralleri, su istasyonları, hepsi bu dönemde bizim tanınmamış ve çok çok özel “devlet”imizin iş ortağı yapılmışlardır...
Kimisi kardan pay almaktadır, kimisi devlete mal satmaktadır...
Bu “içli dışlı” yapıya kimse de aldırış etmemektedir...
Kötü bir işletmeci olan yöneticiler elinde bulunan “devlet” ise bu kuruluşlara sağlanan “olanaklar” nedeniyle fakir düşmekte ve yurttaşın boğazına sarılmaktadır...
İşte her şeye “zam” rezilliğinin altında yatan asıl neden budur...
“Tanınmamanın dayanılmaz hafifliği”nin yarattığı rehaveti CTP kendi yurttaşını ezmek için kullanıyor...
İktidarının sonunda bize bırakacağı yegane miras “Tekelci bir özel sermaye”dir... İçinde kendi adamlarının da olduğu, “devlet”in beslediği bir ayrıcalıklı sınıf...
Kıbrıslı Türkler asıl buna dikkat etmelidirler...