Ahmet Uzun adındaki Kıbrıslı Türk, soldaki bir siyasal partinin “maliyecisi” idi...
Orada işleri başarı ile yürütmüş olmalı ki; hiçbir seçim kazanmadığı halde, CTP yönetimi onu aldı, bütün toplumun “maliyesi”nin başına oturttu...
Ona; Türkiye’den gelen trilyonları “emanet” etti...
Kıbrıslı Türklerin kendi öz kaynakları ile oluşturulmuş bulunan “fon”ları da yönetimine verdi...
Bütün bunlar yetmezmiş gibi; “elektriğin idaresi” de Ahmet Bey’e bırakıldı...
O da, emrindeki fonlardan çektiği paralarla dev “jeneratör”ler ithal etti, kocaman hasır şapkasını giyerek kırk derece sıcakta limana gidip yaptığı “ithalatın” önünde hatıra resimleri çektirdi...
“Ben bu yurttaşın elektrik faturası üzerine birer ikişer kuruşçuk koysam, kimsenin gıkı çıkmaz” diye düşündü...
Geçmişte “Girne büyük yangın”ı için yapılan maaşlarda kesinti için yasa yapmak gerekmişti ama, bu “Kuruşçuklar” için bu defa CTP yöneticileri “Yasa biziz” dediler.
“Biz yapmasak da olur” dediler. Yasa masa yapmadılar... “Santral katkı payı” diyerek faturalardan yüzde 4.5 dolayında kesinti yapmaya başladılar. Sonra, biriken paraları santralda değil, başka ihtiyaçlarda da kullanmaya başlayınca, bizim kuruşçukların adını değiştirdiler... Bu kez “yatırım katkı payı” demeye başladılar...
Gene kimsenin gıkı çıkmadı... Çünkü yurttaş “elektriksiz” geçen günlerin acısını çok iyi biliyordu. Uzun süreli kesintiler insanı canından bezdiriyordu. Herkes sustu, herkes yönetimin yaptığı yasa dışılığa ortak oldu. Cumhurbaşkanı da, Başsavcı da, Sayıştay Başkanı da, Ombudsman da, ne “fon” karıştılar, ne de “Yasa olmadan yurttaştan para toplayamazsınız” dediler.
Kimse, kuruşçukların ne kadar olduğunu, ne kadarının nereye harcandığını bilmiyor. Kimse de sormuyor...
Neden?
Çünkü yurttaş kangren olmuş elektrik sorununa “çözüm” istiyordu da ondan...
Santraller geldi, elektrik üretimi arttı... Hatta Ahmet uzun, Rum tarafına elektrik satacak duruma geldiğimizi bile söyledi.
Ancak, tam da bu işin keyfini çıkarıp “Bunu olsun yaptılar” diyecektik ki; bize “Ceberrut tüccar” suratlarını gösterdiler...
Rakamlar; bu alanda CTP’li yöneticilerin ne kadar acemi, ne kadar savurgan, ne kadar vurdumduymaz olduğunu, kendi yanlış hesaplarının faturasını nasıl da bize ödettiklerini apaçık gösteriyor...
2007 yılı içinde, elektriğin kilovatı 22 kuruştu... Yıl boyunca zam yapılmadı. 2008 yılı başında 22 Ocak günü Ahmet Uzun bir basın toplantısı düzenledi. Bir kilovat elektriğin 24.9 kuruşa mal olduğunu açıkladı. Üretilen elektriğin maliyetinin altında satıldığını ve devletin her ay bu yüzden 4-5 trilyon zarar ettiğini de söyledi. Kuruş kuruş zam yapacak ve elektrik işini çözecekti.
Mart 2008’de elektriğin kilovatı 26 kuruş oldu. Nisan’da 27, Mayıs’ta 28 kuruşa yükseltildi.
Zamlar orada duracaktı... Başaramadılar... “Solcu tüccar” kafaları hesabı kitabı iyi yapamadı... Haziran’da bize elektriği 30 kuruşa sattılar. Gene bütçeyi düzeltemediler... Temmuz’da 35 kuruşa yükselttiler... Gene olmadı, Ağustos’da 44 kuruşa çıkardılar.
2007’den bu yana yüzde yüzün üzerinde elektriği zamladılar. Üstelik bize ikide bir yanlış ve yalan da söylediler. Örneğin; bu yılın başında petrolün varili 100 dolar dolayında idi. Nisan’da 118’e kadar çıktı, Mayıs’ta da yükseldi, ancak Ağustos’da 120 dolar civarına düştü. Büyük, korkunç artışlar olmadı dünyada... Üstelik doların fiyatı da geriledi. Ahmet Uzun’un “zam” müjdesi verdiği 22 Ocak 2008 günü dolar 1.2110 YTL. idi. Bugünlerde 1.18’lerde geziyor. Kısacası; ne petrol fiyatları aşırı zamlandı, ne de dolar...
Ama bizim acemi tüccarlar, baktılar ki, kimsenin gık dediği yok, zamlara dört elle sarıldılar...
Tabii bütün söyledikleri de yalan oldu... Hem Rum tarafından, hem de Avrupa’dan
Çok daha pahalı olduğumuz ortaya çıktı. AB’nin 27 ülke ortalaması 32 kuruş iken, biz elektriğin kilovatını 44 kuruşa alıyoruz...
Peki bütün bu yaşadıklarımız neyi ifade ediyor...
Bence; “devlet”i acımasız bir tüccara dönüştüren bir “sol” yönetimin, “tanınmamışlığı” da kullanarak ne kadar tehlikeli olabileceğini CTP bize gösterdi.
Adamlar; “devlet”in sosyal görevlerini bıraktılar, tüccarlaştılar, sıradan tüketicileri eski imparatorluklardaki gibi “kulları” olarak gördüler ve ceplerine saldırdılar...
İşin içinde AB olsa, şimdi elektrik idaresi bu “Tekelci” tüccarlara milyonlarca ceza keserdi. (Rum Cyta’ya telefonlara yaptığı “zam” için 20 milyon KL. ceza kesmişti.)
Ama bizde böyle bir şey olmaz, olamaz... Olması için “Hareket” lazım, tepki lazım, gıkımızın çıkması lazım... CTP bu “Sessizliği” bu “suskunluğu” çok ama çok iyi kullanıyor...