60’lı yılların ikinci yarısıydı...
Mücahit üniforması ile lisede öğrencilik yaptığımız yıllar...
ABD; Vietnam’a bombalar yağdırıyor; vahşet gazetelere yansıyınca, gencecik yüreklerimizi acılar dağlıyordu...
Tuttum, bir şiir yazdım...
“Şimdi Vietnamlı ana,
dalmış düşüncelerinin karanlığına,
dalmış da, yeni doğacak çocuğunu düşünür...
Mutsuz doğacak o çocuk,
Tutsak yaşayacak...
Ölümlerin en acısında yitirecek yaşamını...”
Uzun bir şiirdi... Gencecik beynime çakılıp kalan bir “ana” fotoğrafından etkilenmiştim... Bu şiiri; arkadaşım Okan, (Ahmet Okan) lisedeki şiir yarışmasında okumuş ve sanırım dereceye de girmişti...
Daha sonra ABD savaşı kaybetti... Kuzey ve Güney Vietnam, yıllar sonra birleşti...
Aradan tam 41 yıl geçti...
Savaşın “Vietnamlı anası”nın torunları, ya da onların çocukları önceki akşam aniden karşıma çıktılar...
Solgun yüzleri, geleceğe kuşku ile bakan gözleri yerli yerinde duruyordu...
Onlara “Ben sizin neneleriniz için şiir yazmıştım” demek geldi içimden, ancak diyemedim...
Tümünün de ayaklarında “Nike” ayakkabılar vardı... Tümü de “Amerikan jean” giyiyordu...
Nenelerine bomba yağdıranların “müşterisi” olmuştu Vietnamlı torunlar...
Bombaların korkusunu atmışlar, bu kez “ekmeğin” derdine düşmüşlerdi...
Bir Avrupa ülkesinde “geleceği” kurtarmaya çalışıyorlardı...
***
Amman’dan Kıbrıs’a dönüş yolculuğunda, uçak alanında kuyrukta beklerken, aniden bir kalabalık grubun yarattığı gürültü dikkatimi çekti...
Hemen hepsi kısa boylu, esmer tenli, çekik gözlüydüler...
Bir okulun, tatile çıkan kız öğrenci kafilesini andırıyorlardı...
Kimisinin başında üçgen, kocaman hasır şapkalar vardı...
Kuyrukta bekleyenlerin meraklı bakışları arasında cıvıldaşarak etrafa çekingen gözlerle gülümsemeye çalışıyorlardı...
Bu; yüze yakın Vietnamlı kız; Kıbrıs’ın Rum tarafına, evlerde ve çiftliklerde çalışmaya gidiyorlardı...
İçlerinde bir tek kelime İngilizce konuşabilen bile yoktu...
Yazar ve gazeteci Makarios Druşotis, hayretim karşısında durumu özetledi...
Rum tarafında halen 100 bin dolayında, izinli olarak çalışan “kadın”ın varlığından söz etti.
Genellikle bu işçi hanımlar Sri Lanka, Malezya gibi ülkelerden geliyorlarmış... Ancak son zamanlarda Vietnamlı hanımlar da Kıbrıs’a iş için gelmeye başladı...
Evinde yabancı “Ev kadını” çalıştırmak isteyen aileler, bu işçilere ayda 285 Euro ödüyorlar. Ayrıca her ay 40 Euro da Sosyal sigorta ödeneği yatırıyorlar. Bu yabancı kadınları çalıştıran aileler, başlangıçta bir miktar parayı da “garanti” olarak yatırıyorlar... Aile ile çalışan arasında bir sorun yaşanırsa, bu para ile geri gönderiliyorlar, ya da aile onlara bir başka iş bulmak zorunda kalıyor.
Yani; Avrupa ülkesi Kıbrıs, resmen fakir ülkelerden “Ucuz işgücü” ithal ediyor ve asgari ücretin altında bir gelirle bu insanları çalıştırıyor...
Tabii alan da memnun, satan da...
Vietnamlı genç kız; yaşamında asla sahip olamayacağı bir gelire sahip oluyor, burada dört yıl çalışarak ülkesine geri dönüyor.
Bazı durumlarda sürenin bir yıl daha uzatılması mümkün. Ancak buna karşın, birçok işçinin Kıbrıs’tan ülkesine geri dönmediği ve burada “kaçak” olarak yaşamını sürdürdüğü de biliniyor.
Rum tarafı ayrıca bazı koşullarda bu insanlara “Yeşil kart” vererek burada süresiz biçimde ikamet etmelerine ve çalışmalarına da olanak tanıyor...
Vietnamlı çekingen kızların tam da uçak inişe geçtiği sırada hep birlikte ayağa kalkarak yarattıkları panik sürerken, ben Kıbrıs’ın yeni dönemdeki “tablo”sunu kafamdaki yerine oturtmaya çalışıyordum...
Kafaları karışık çelimsiz Vietnamlı kızları sakinleştirmeye çalışan uçak görevlilerini izlerken; bizdeki nüfus, demografik yapı, kaçak işgücü tartışmalarını anımsadım... Bu konular içinde debelenip dururken, bizdeki sivil toplumun ve politik güçlerin Rum tarafında yaşananları ciddi biçimde mercek altına alması gerekmiyor mu?
Kıbrıs; mültecilerin, kaçakların, ucuz işçilerin “Avrupa kapısı” olurken, biz neyi tartışıyoruz Tanrı aşkına?