Bizim parkın bir köşesi, bir süre önce tellendi. Belirli bir alan, parktan koparıldı... Bir bölümüne duvar çekildi ve park alanının dışına açılan bir giriş kapısı yapıldı.
Cumhuriyet Parkı, çok geniş bir nüfus kesiminin yaşadığı genel hastane çevresindeki “kurtarılmış” bir yeşil alan...
Zamanında, yeşil düşmanı yöneticiler bu bölgeye fakülte inşa etmeye kalkmışlar, bölge halkı sert tepki ortaya koyunca da bu projeden vazgeçmişlerdi.
Bu nedenle “Kurtarılmış” diyorum...
Sözünü ettiğim tellenmiş ve park alanından ayrılmış olan “bölge”ye, çocuk bahçelerinde bulunan oyuncaklar yerleştirilmiş.
Üç-beş oyuncağın yer aldığı bir “çocuk parkı” yaratılmış...
Giriş kapısının üzerinde de kocaman bir düzenleme yapılarak çocuk parkının adı yazılmış...
Belli ki, hali vakti yerinde bir aile, çocuklarının adını yaşatmak için, bir park yapmak istemiş ve kendisine de burası tahsis edilmiş...
Aile buraya oyuncak aletleri yerleştirmiş, girişine de büst yerleştirmek için bir beton kaide yaptırmış...
Park içinde yürüyüş yaparken, bu tellenmiş bölüm dikkat çekiyor... Parkın bir başka yerinde zaten çocuk parkı için ayrılmış alan var. Orada kırık dökük aletler de var. Ancak belli ki devlet; parktaki kafeterya, havuz gibi bölümleri olduğu gibi bunu da yarım bırakmış...
Bu “manzara” ne yazıktır ki hiç de hoş değil...
Halka ait bir parkın kenarından bir parça koparmak, önceden belirlenmiş plana uymadan oraya çocuk parkı yapmak, girişine büst dikmek, tellemek, duvar çekmek, üstelik buranın park ile ilişkisini kesmek, ayrı kapı açmak, o güzelim parkın “bütünlüğünü” bozuyor...
Elbette, bir aile kaybettiği bir çocuğunun adını yaşatmak isteyebilir. Bunun için de çocuk parkı yapabilir. Kendi arazisine büst de dikebilir. Ancak, böylesine dar ve küçük bir oyun alanı için, halka ait bir parkın köşesinden bir parça koparmak, hangi akl-ı evvelin icadı bir uygulama ise, tamamen rezalettir ve popülizmden başka bir şey değildir.
Bu “Kurtarılmış park” ne yazıktır ki tamamen sahipsizdir. Çevre Bakanlığı bu tür “perakendeci” yaklaşımlara derhal son vermelidir.
Bu park içinde çocuklar için ayrılmış bir bölüme elbette oyun alanı yapılabilir. Buna elbette birileri sponsor da olabilir. Adını bir levhaya yazarsınız ama genel planı bozarak, ayrı bir telli alan yaratmazsınız... Bir parkı böyle biçimde katletme hakkınız yok...
Peki, bu yeşil düşmanı idarelerin ilk icraatı mı?
Elbette hayır...
Bu tür “kıyak”ları gelen geçen hükümetler de kendi yandaşlarına yapmaktan hiç çekinmiyorlar.
Lefkoşa Fuar alanına bir bakınız...
Yetiştiren bir parçasını koparıp içine bir şeyler dikiyor...
Neredeyse orası bir çıfıt çarşısına dönüştü...
Adamın düğün salonunun park yeri mi yok... Cumhuriyet Parkı toprağından bir parça kesip, dilediği gibi kendi arazisine bağlıyor...
Kimsenin de “gık”ı bile çıkmıyor...
Bir başkası, kentin en işlek ana caddesine demirden bir köprü inşa ediyor, üzerine de ışıklı reklamını koyarak acayip bir çirkinlik yaratmaktan çekinmiyor...
Belediye de bir demir köprüye “fit” gidiyor...
Ana caddelerin, ana yolların, parkların bu şekilde kirletilemeyeceğini, reklam aracı yapılamayacağını, dileyenin, dilediği yere bu biçimde “müdahale”lerde bulunmayacağını, bu işlerde prensipler olması gerektiğini kimsecikler düşünmek bile istemiyor...
Devlette bir “makam” ve “yetki” sahibi olanlar, şahısların gönüllerini hoş etmek için devletin malını bu biçimde “hor” kullanmaktan çekinmiyorlar...
Hem çirkinlik yaratıyorlar hem de ayrıcalık...
Bu ülkede hepimizin olan, kamu malı alanları korumak, onların hepimize hizmet etmesini sağlamak seçimle işbaşına gelen ya da atananların görevi değil midir?
Kendilerine; yönetmek üzere devredilen yolları, arazileri, parkları bu biçimde kör çar etme hakkını kendilerinde nasıl buluyorlar?
Güzel bir kentte yaşamak, her yurttaşın hakkıdır...
Bu kadar özensiz, dikkatsiz ve hoyratça davrananları, şehrin yaşam alanlarını kirletenleri uyarmak bizim görevimiz...
Kimsenin bireysel niyetleri, reklam amacı, kamu malından yararlanma açıkgözlülüğü karşısında “Neme lazımcı” bireyler olarak oturamayız...
Eğer bu kirlilikler karşısında “Bana ne?” dersek, yurdumuza asıl ihanet budur işte...