Eski bağnazlıklar gençlere yakışmıyor...
Yıllardan beridir, Rum tarafında yayımlanan “Politis” gazetesinde yazılarım yayımlanıyor...
Barikatların açılmasının çok öncesine uzanan bir geçmişi var bu işin...
Bir Rum gazetesinde yazmam için teklif aldığımda, bunun bir “cesaret” işi olduğunu, riskler taşıdığını biliyordum...
Zamanla “risk”ler de, “cesaret” de normalleşti, kanıksandı...
Birkaç ay önce, “köşe yazısı” yazmak ve yalnızca kendi düşüncelerimi Rum okurlara aktarmak yerine, “haber” niteliği olan, Türk tarafına ilişkin doğru bilgi ve belge içeren yazılar yazmaya karar verdim.
Fotoğraf makinemi ve digital teybimi bir genç muhabir tutkusuyla hazırladım ve işe koyuldum.
Asıl yapmak istediğim şeyi; yani muhabirliği büyük bir keyifle yeniden yaşamak istedim...
Toplumun çeşitli kesimlerinden kişilerle söyleşiler yaptım...
Bunlar arasında Hasan Erçakıca, Ayşe Dönmezer, Emine Erk, Mustafa Gökmen, Serdar Denktaş, Cemal Bulutoğluları gibi isimler var...
Yaptığım söyleşilerde bu kişilerin ve temsil ettikleri kurumların düşünceleri “Apaçık biçimde” yer aldı.
Politis bu düşünce ve yaklaşımlara sansür uygulamadı...
Hem benim, hem de Politis’in siyasi çizgisine çok ters gelen düşünceler, bir Rum gazetesinde manşet oldu, sayfalarında geniş biçimde yer aldı.
Tabii; söyleşilerim Türk tarafında da yankı uyandırdı, yapılan tercümeler yazılı basında yer aldı.
Bizim yazılı basın erbabı; çoğu zaman benim ürettiğim bir haberi verirken “kaynak” göstermedi. Adımı kullanmak istemedi.
Hatta bazıları; yaptığım söyleşileri “Politis’e verilen özel demeç” gibi sunmayı tercih etti.
Böyle olunca da, bağnaz kesimlerden “Vay sen Rumlara açıklamalar yaparsın ha” başlığını taşıyan yayınlar yapıldı.
Volkan gazetesi, yaptığımız söyleşiyi bahane ederek Bakan Mustafa Gökmen’e saldırdı.
Bütün bunları inanın “doğal” karşıladım, hiçbirine aklımı takmadım...
Çünkü çok eskilerden gelen tutucu, bağnaz bir gelenek var...
“Rum’a koz vermeyeceksin...”
“Kol kırılsa da yen içinde kalmalıdır...”
“Ne yani, kendi ırkdaşını Rum’a şikayet mi ediyorsun?”
Gibi safsatalar “milliyetçi” retoriğin tetikçileri tarafından yıllarca toplumun üstüne kurşun gibi yağdırıldı...
Şimdi ise bakıyorum; bu eskimiş, tutucu “jargon” bizim genç kalem erbabının da ağzına pelesenk olmuş...
Yenidüzen’de genç bir köşe yazarı (T. Tuğyan) Serdar Denktaş’a “muhalefet” yapacak diye, benim söyleşiyi kullanarak “kaynağa” da hiç saygı göstermeden “Serdar Denktaş Talat’ı şimdi de Rum tarafına şikayet etti” demez mi?
Demek ki, çözüm yanlısı gazetelerde bile, Türk-Rum meselesinde hala milliyetçi “retorik” genç beyinlere yerleşebiliyor...
Politikacıların, iki farklı kamuoyuna iki farklı biçimde hitap etmesi gerektiği düşüncesine kapılabiliyorlar...
Türk tarafında olanı-biteni açıklayınca; bunu, eski kaşarlanmış şöven kalemler gibi “Bize Ruma şikayet etti” noktasına taşıyorlar...
Mesleğin temel ilkelerini savunmak ve etik kurallara birazcık dikkat etmek yerine, “Bel altı vurmayı” tercih ediyorlar...
Politikacılarla, parti yandaşı kimliği ile dalaşmaya can atıyorlar...
Peki; eski politik liderlere “ilişik” olarak meslek icra etmiş olanlardan, bizim genç kuşağın “farklı” olması gerekmez mi?
Bu anlamda; onların daha rasyonel, daha gerçekçi, daha çağdaş, daha ilerici olmalarını beklemek hakkımız değil mi?
Yarın Serdar Denktaş; “Devlet kurumunun maaşlı memuru bir politikacı ile nasıl dalaşır? Bu, yasaya uygun değil” derse hep beraber “Gazeteciye baskı yapıyorlar, koşun koşun...” mu diyeceğiz?
Geçmişte; Denktaş’a “ilişik” gazeteciler vardı... Bunu yanlış buluyor ve “Devletin gazetecisi olmaz” diyorduk. Şimdi; ne yazıktır ki Talat’a “ilişik” genç gazeteciler oluşuyor...
Bu konuda çok “çirkin” görüntüler var... Örnekler var, söylenebilecek tatsız seçmeler, göndermeler, ayrıcalıklar, yemeler-içmeler var...
Aman ha...
Medyaya alın terini akıtanlar, geçmişin hatalarının tekrarına izin vermeyelim...