Siyasetçilerle birlikte “Gazeteci” kimliği ile televizyonda programa çıkmak; bazı riskler taşıyor...
Ertesi gün “Bu senin tarzın değil” gibisinden serzenişler alıyorsunuz...
“Kavgacı” olmanız, izleyenlerin önemli bir bölümünün ruhunu okşuyor...
Siz politikacıya, politikacı da size saldırırsa, ekran karşısındaki pasif sivil yurttaş zevkten dört köşe oluyor...
Pasadembosunu çiğnerken de büyük bir olasılıkla “Vur genne” diye bağırıyor...
Bazen vuruyorsunuz...
Karşınızdaki yara bere içinde kalıyor...
Ertesi gün “övgüler” telefonlardan dışarıya taşıyor...
“Nasıl maçtı ama...” diyenlerin keyfi gıcırdıyor, kendi söyleyemediğini size söylettiği için de vicdanını rahatlatıyor...
Politikacıyı takip ederek, yaptıklarını da ballandıra ballandıra anlatarak “köşe” yapanların durumuna düşmemek için, genelde politikacının karşısına “sorucu” diye oturmayı tercih etmiyorum...
Gazetecinin “işlevini” daraltan bir pozisyonda olmak da istemiyorum...
Ancak Dilek Kırıcı’nın Kanal T’deki programı “Açık Oturum” için davet aldığımda, Cumhurbaşkanı Talat’ın ağzından öğrenmek istediğim pek çok şeyin “hatırına” programa katıldım.
Amacım tekti: Görüşmelerin gidişatına ilişkin olarak “bilgi” almak...
Rum tarafında yayımlanan görüşmelerle ilgili haberleri doğrulatmak ya da yalanlatmak...
Eminim; pek çok sivil yurttaşın da “derdi” budur...
Kimisi; işler iyi gitsin istiyor olabilir, kimisi de her şey berbat olsun da bu işler bozulsun diye dua ediyor olabilir...
Ben; işlerin iyi gitmesini şiddetle arzu edenlerdenim...
Talat çuvallasın, zayıf düşsün, rezil olsun, aşağılansın diye bir derdim yok...
Böyle bir “derdim” olmadığı için bile eleştiri alacağımı biliyorum...
Talat’ı “sıkıştırmamak” suçunu işleyince, “Sen de mi?” diyen hayret çığlıkları kulaklarımı delerken ben “bilgi”nin peşinde koştuğumu anlatamıyorum...
Üstelik bu “bilgi”yi rafine biçimde, sade ve duru olarak almayı ve izleyiciye “aracılık” etmeyi, mesleğin “inceliği” olarak kabul ediyorum...
Bütün sorularımı da bu eksene oturtmaya çalışıyorum...
Talat’ı zora soktuğum için değil, bilgiyi ortaya çıkardığım ve kullanıma verdiğim için mutlu oluyorum...
Ertesi gün, yazılı basında sorduğum soruların yanıtlarını manşetlerde görünce, “haberciliğin” anlatılmaz keyfini bir daha tadıyorum...
Kavgaya, gerginliğe değil de bilgiye öncülük etmek, onu üretmek, alıp taşımak ve kullanıma sunmak galiba daha zor bir zanaat...
İncelik istiyor, denge istiyor, saygı istiyor, geçmişe dair de bilgi istiyor...
Ötekisinde ise, açarsın ağzını, yumarsın gözünü, veryansın edersin, politikacı karşında “mat” olur ve bir “kahraman” edası ile evine dönersin...
Bunu da yapmadım mı?
Çok yaptım... Gerektiğinde ve dozunda bu keyfi de yaşadım...
Ancak; Talat’la televizyon ekranında kavga yapmamı isteyen ve “Çok zayıftın, performansın iyi değildi” diyenlere hep madalyonun öteki yüzünü de göstermeye çalıştım...
“Benim derdim bilgi” dedim... Siyasal partiler, sivil toplum, masada ne olduğunu anlasın, bilgiyi alsın, ben ona “aracılık” edeyim, sonra da sen yurttaş olarak tepkini de, yorumunu da, talebini de önerini de oluştur... Ama önce “bilgi”yi al...
Talat’ın Kanal T’de bize söyledikleri karşısında fotoğraf biraz daha “net”leşti...
Bir taraf; yönetimde daha etkin olmayı talep ediyor ötekine “yetki” devretmek istemiyor, öteki “taraf” ise daha fazla söz sahibi olmaya çalışıyor.
Sürecin en “olumlu” yanı şu:
İki tarafın kafasında ne varsa, kağıtlara dökülüyor...
Her konudaki “pozisyon” öteki tarafa aktarılıyor... Ulaşılabilir “data” ortaya çıkıyor...
Dokunulabilecek, somut şeylerdir bütün bunlar...
Bu yüzden listelenmiş pozisyonlardan “uzlaşma” üretmek kolaylaşıyor...
Talat ile Hristofyas bunu yapmayı başaramasa da, bu “data”lar ile birilerinin “uzlaşma”yı dokuması mümkün hale geliyor.
Yani süreç; yalpalamaya, kıvırmaya müsait değil...
Bunu yapanın da deşifre edilmesi zor değil...
Bu yüzden, Talat’la cebelleşmediğimi görünce beni eleştiren, bana kızan izleyicileri haklı bulmuyorum...
Tabii sınıf arkadaşım Talat’a sorsanız “Beni hayatında hiçbir zaman desteklemedin” diyecek...
Geçen akşam da öyle dedi... Oysa, yalnızca benim değil, tüm Kıbrıslı Türklerin “desteğini” alabilecek bir “pozisyon”da bulunuyor...
Bunun değerini iyi bilsin...