Bizim sokağın kaldırımları üzerinde kocaman bir çöp yığını var...
Makinist, dülger, mobilyacı; çöpünü özgür biçimde, bu çöp tepesinin üzerine döküyor.
Çöp yığını her geçen gün; hem yukarıya, hem de yanlara doğru daha da büyüyor...
Dün sabah; mesaiye başlarken ilk iş olarak belediyeyi aradım...
Aşkan Cemal Efe ile görüştüm...
Aşkan, farklı partilerden belediye başkanları ile hem çalıştı hem de çatıştı...
Ruhuna işlemiş olan belediyecilikten hiç kopmadı...
Sorun çözme yeteneğini bildiğim için ona başvurdum...
Mesele şu:
Lefkoşa sanayi bölgesinde, her gün tonlarca çöp çıkıyor...
Sanayi Dairesi birkaç yıl önce bu “çöp”leri kaldırmak için bir kamyonla birlikte çöp kovaları (Skip) satın aldı ve muhtelif yerlere yerleştirdi.
Bir süre “çöp toplama” işini yaptıktan sonra, bundan vazgeçti ve kamyonla birlikte kovaları da belediyeye devretti.
Yıllardır bu iş belediyenin denetiminde yürüyor...
Genellikle kovalar ağzına kadar çöple dolup taşıyor, etrafa saçılıyor, müthiş bir kirlenme yaşanıyor...
Her sabrım taştığında belediyeyi arıyorum, geliyorlar, etrafı temizleyerek gidiyorlar...
Tabi yurttaş sorumsuz biçimde etrafı kirlettiği için, belediye çalışanları öfkeleniyor, kovayı alıp gidiyor ve bir daha getirmiyor...
Sonra yine belediyeye telefon...
Yine anlayışlı birileri konuya el atıyor, kovayı bulup getiriyorlar...
Sonra kova yine taşıyor, yine günlerce orada duruyor, yine çöp yığınları büyüdükçe büyüyor...
Bu kez; Aşkan Cemal Efe, kamyonun arkasından bir de görevli gönderdi. Meseleyi tüm detayları ile görevliye aktardık.
İyi hoş da, bu “kısır döngü”yü sonlandıracak bir “otorite” niye yok?
Ben her birkaç günde bir ödediğim bir “hizmet”in aksamasından dolayı zamanımın bir bölümünü neden buna ayırayım?
Neden organlar çalışmasın?
Neden “devlet” denilen kurumsal yapı bu kadar zayıf olsun?
Neden belediye ile birlikte Sanayi Dairesi bu işi çözemesin?
Bu günlerde, Lefkoşa Sanayi bölgesinde her köşe başında; tıka basa dolmuş bu kovaların çevresinde etrafa yayılmış çöp yığınları görmek mümkün...
Kovalar yetersiz...
Kovaları toplayan kamyonlar yetersiz...
Yurttaşın çöp kültürü yok...
Belediye zamanında gelip çöpleri almıyor...
Sanayi Dairesi ise yerinden bile kımıldamıyor...
Böylece Kıbrıslı Türklerin üretkenliğinin onur kaynağı olması gereken bir bölge, bir utanç kaynağına dönüşüyor...
Peki; böylesine basit bir sorunu çözemeyen insanların “toplumsal varlığımızı” koruması ve yükseltmesi mümkün mü?
“Bizim de ayrı bir devletimiz olmalı” diyenler, bunu ne kadar hak ettiğimizi neden sorgulamıyorlar?
Bu görüntüler; bir “devlet”i çağrıştırıyor mu?
Bir “toplumsal” görüntü mü bu, yoksa bir “kalabalık” görüntüsü mü?
Çöpünü toplamaktan ve bir bölgeyi temiz tutmaktan “aciz” isek, bize nasıl hitap edilmeli?
“Kurucu devlet” deseler çöpler kalkacak mı?
“Oluşturucu devlet” deseler pislikten kurtulacak mıyız?
Rum tarafında “çöp ayrıştırma” projeleri uygulamaya başlandı. AB’nin bu konuda belirlediği “kriter”ler çerçevesinde “yurttaş”lar, kendi çöplerini, belediyeye vermeden önce ayırıyorlar...
Bizde ise; çöpünü, kova dolu olunca, yerlere dökmekten büyük bir keyif alan yeni bir “yurttaş” tipi oluşuyor...
İş sahibine “Çöplerini neden yerlere boşaltıyorsun? dediğinizde, “Belediye gelsin temizlesin” diyerek size kızıyor...
Etraf pislikten geçilmezken, bu bizim gündemimizde “küçücük” bir mesele olarak bile yer almıyor...
Sözünü ettiğim bu aleni kirlilik; kurumlar arasında, bireylerle devlet arasında hiçbir dürüst “ilişki”nin kurulamamasına ilginç bir örnektir.
Değişen kültürel yapımıza ilginç bir örnektir...
İnsanımızın vurdumduymazlığına ilginç bir örnektir...
Kurumlarımızın yetersizliğine ve aralarında koordinasyon olmadığına ilginç bir örnektir...
Basit bir iş planlamasından yoksun olduğumuza ilginç bir örnektir...
Küçücük bir meseledir bu...
Ne reform ister, ne de büyük emek ve akıl...
Politikadaki pislikle birlikte yaşamaya alışanlara, gel de sanayideki pisliği temizle diyoruz, ayıp ediyoruz galiba...