Yapma be Çetin...
Acı haberi Mehmet Altınay verdi:
-Çetin’i kaybettik hoca, dedi...
Çetin, benden bir yaş büyüktü...
1975 yılında Pergama’ya öğretmen olarak atandığımda, ilk tanıdığım kişiydi Çetin Kasapoğlu...
Pergama’nın köklü ve geniş ailelerinden birine mensuptu... Kendini; özellikle edebiyat alanında yetiştirmeye çalışan bir köy aydınıydı...
Şiir ve roman, başta gelen tutkularıydı...
Çok okuyor, çok yazıyor, yazdıklarını da benimle satır satır paylaşıyordu...
İlk şiir kitabı olan “Sevda Yüz Dilli Yalan” 1972 yılında çıkmıştı...
“Sevinci İkiye böldüler” adlı ilk romanı 1976 yılında yayımlandı. “Sokakta Bir İnsan” adlı öyküsü 4. Lefkoşa Belediyesi Kültür Sanat Şenlikleri’nde birincilik ödülü kazanmıştı.
Yaşamı boyunca hep ilerici hareketlerin içinde yer aldı...
Kendine göre prensipleri olan, bunlardan ödün vermeyen, yaşamda politik zikzaklar çizenleri hemencecik defterden silen bir gerçek Kıbrıslıydı o...
Benim orada yaşadığım dönemde, Pergama’nın “muhafazakar” ortamı; böyle bir “kişiliği” çok farklı ve aykırı olarak algılıyordu...
Bu yüzden o yıllarda; özellikle seçim dönemlerinde, köyün “şahin” ortamında birçok “sıkıntı”yı birlikte yaşadık Çetin’le...
Köyün ileri gelenleri, UBP içinde yer alıyordu... Çetin’le, kardeşi Muammer ile, Hasan Kitaplı ile ve daha birçok genç insanla “politik kavga”nın odağında bulduk kendimizi...
Bir öğretmen olarak başıma gelmedik kalmamıştı...
Kaçakçıları Söz gazetesinde deşifre edince, bir gün Lefkoşa’da KTÖS lokali önünde park halindeki arabama asit döktüler...
Eğitim Bakanlığı’na onlarca şikayetlerde bulundu köydeki UBP’liler...
Bakanlığa çağrılıp “tehdit” edildiğimi anımsıyorum...
Bir defasında; köy kulübünün önüne koyduğumuz bir ilan tahtası, başıma iş açmıştı...
Tahta; bir Rum sinemasından “ganimet”ti ve rüzgar, bizim üzerine yapıştırdığımız, kulüple ilgili bir posteri uçurunca, alttaki Rum filminin afişi ortaya çıkmıştı... Köydeki birkaç bağnaz, “Kulüpte Rum propagandası yapılıyor” diye ortalığı velveleye vermişti...
Çetin ve Muammer Kasapoğlu, o günlerin genç bir öğretmeni olarak, bana yapılan tüm saldırılarda yaşadığım sıkıntıları benimle paylaştılar...
Bana köyde kol kanat gerdiler...
Capcanlı, idealist bir grup tutkulu gençle harika günlerim oldu...
Köydeki politik ortam çok gergindi. Kahveler bile ayrılmıştı...
Çok aktif bir “Okul Aile Birliği”miz vardı...
Bir akşam, birliğe para toplamak için “Açık Artırma” düzenlemiştik. UBP’nin köydeki ileri gelenlerinden biri, köy halkının önünde beni zor duruma sokacak laflar etti, onurumu zedeledi.
Açık artırmayı bıraktım, okul işlerini politikaya alet etmek istemelerine sert tepki gösterdim. “Yarın bu köyden gidiyorum” dedim.
23 Nisan törenlerinde onlara bir “veda” konuşması yaptım ve 5 yılımı geçirdiğim Pergama’yı beni sevenlerin gözyaşları içinde ders yılı sonunu bile beklemeden apar topar terk ettim.
Çetin’le köyden ayrıldıktan sonra da iletişimimiz kopmadı.
1980’li yılların başlarında Ortam gazetesini yayımlamaya başladığımda yanımda yine Çetin’i bulmuştum...
Politik mizah öyküleri yazıyordu. Sistemle kavga ederken, insanları da güldürmeyi ihmal etmiyordu...
Ellili yaşlarını geçince, uzun zaman ara verdiği yazın çalışmalarına yeniden dört elle sarıldı.
2005 yılında “Gökyüzü Uyumasın” adlı bir roman daha yayımladı. Arkasından da, 30 yıl önce yayımladığı “Sevinci İkiye Böldüler” adlı romanının ikinci baskısını yaptı.
Birçok projeleri vardı Çetin’in... Yaşamının bundan sonraki bölümünde hep edebiyatla uğraşmak istiyordu...
Ama olmadı... Kalbine yenik düştü... Damarlarında “tıkanma” olduğunu bile bile ameliyat olmayı reddetti ya da erteledi... Hatta yakın geçmişte bir kez, kardeşleri ile götürülmek istendiği İstanbul uçağına girmişti ki, pişman oldu, uçağı durdurdu, gitmedi...
Önceki gün Pergama’daki mezarına birkaç kürek toprak atarken, “Yapma be Çetin” dedim kendi kendime...
Ama yaptı... Bir Kıbrıslı daha düştü toprağa...