FİLELEFTHEROS Rum yönetiminin ikinci adamı konumunda bulunan Dimitris Hristofyas’ın bu gazeteye verdiği özel mülakatta söylediklerini “Hristofyas/Tasos Konusunda Anglo-Amerikanlara Sert Nota – ‘Yeni Talat Olacağımı Unutsunlar’ -Üç Testte Başarısız Olursa Türkiye’ye Veto” başlık ve spotlarıyla manşete çıkardı.
“Rum tarafında da bir Talat’a ihtiyaç olduğu ve bu rolü kendisinin oynayabileceği” yönünde mesajlar aldığını açıklayan Hristofyas “Amerikalı ve İngiliz yetkililere net bir şekilde, AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Hristofyas’ın şahsında; nihayetinde Denktaş’a yaptıkları gibi Bay Papadopulos’u atacak yeni bir Talat görmeyi bekliyorlarsa, bunu unutmalarını açıkça söyledim” dedi.
FİLELEFTHEROS, Hristofyas’la yaptığı söyleşiyi Pazar eki POLİTİKİ’de “Türkiye’ye, Kıbrıs’tan çekilirse yeşil ışık yakacağız” başlığı ile verdi.
Hristofyas’ın FİLELEFTHEROS’a yaptığı açıklamalardaki ilgi çekici noktalar özetle şunlar:
Türkiye’ye ‘evet’ mi?
Soru: Türkiye’ye yakılan turuncu ışığın yeşile dönmesi için Kıbrıs’ın ‘evet’ine ihtiyaç var. Bu hangi şartlar altında olabilir?
Yanıt: Fesatlık olmadan ve daima düşük tonda; bu düşünceleri daha Helsinki döneminde yapmamız gerektiğini söylerim. Türkiye’nin AB’a üyelik müzakerelerinin başlamasına ilişkin turuncu ışık Helsinki’de yakıldı. Çünkü; Kıbrıs, AB’a üyeliğinin Kıbrıs sorunundan ayrılacağı beklentisi içindeydi. Aynı şeyi Ankara’nın da elde ettiğini söyleyen karşı görüşlere saygı duyuyorum. O kararla Türkiye’ye; aday üye sıfatı Kıbrıs sorununun çözümüne bağlanmaksızın Avrupa sürecini ileri götürme olanağı veriliyordu.
Bu, Türkiye’nin ilerleme raporu ve sürecin devamının; Türk askerlerinin mevcudiyeti, yerleşikler ve Kıbrıs’ın yarısındaki işgalin sürmekte olduğuna bağlanması için sürekli çaba harcamamamız gerektiği anlamına gelmez. Bu, zafer naraları atmadan, birlik içinde hareket ederek, iyi planlama yaparak yerine getirmemiz gereken ciddi bir görev olarak önümüzde duruyor.
Soru: Bu konuda Kıbrıs nasıl davranacak?
Yanıt: Kıbrıs tarafından veto kullanılması; raporda bizim istediğimiz konular üzerinde değişiklik yapılmaması durumunda mümkün olabilir. Türkiye’nin gümrük birliği anlaşmasının 25 üye ülkenin tamamını kapsaması gerektiği gibi, raporun unsurlarını değerlendirmemiz gerekir. Mesela; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması konusunun acilen ortaya konulması, sadece Türkiye’deki insanların değil Kıbrıs halkının da insan haklarına saygı gösterilmesi konusunun gündeme getirilmesi, Türkiye’den iş dinamiğinin AB’a üye ülkelerde ve tam üye ülke olarak Kıbrıs’ta dolaşımı konusu ve de yerleşikler konusu... Değerlendirmeye çalışabileceğimiz başka unsurlar da mevcuttur.
“Veto uygulayacak mısınız?”
Soru: Kıbrıs, veto uygulamayı seçebilir mi?
Yanıt: Türkiye için kırmızı ışık yanması konusunu, basit bir düğmeye basma konusu olarak görmemeliyiz. Veto bir haktır. Küçük bir ülke tarafından veto kullanılırken, bunun getireceği olası olumlu ve olumsuz etkilerin detaylı olarak analiz edilmiş olması gerekir. Bunlar, Yunanistan ve Kıbrıs dostu olan diğer ülkelerle işbirliğiyle atılması gereken adımlardır. Diğer yandan; Türkiye için yeşil ışık yakacağımızı veya kırmızı ışık yakmaya yöneldiğimizi kesin şekilde betimlememizi istemiyorum.
Soru: Zaman unsuru nasıl bir rol oynar?
Yanıt: Bu konuyu ikiye ayırmalıyız. Birincisi; aralık ayına kadar önümüzde bulunan kısa zaman aralığıdır ve AB içinde yapmamız gereken çabaları açıkladım. İkincisi; Türkiye’ye AB’la üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilip verilmeyeceğine ilişkin zaman unsurudur. Türkiye tarih alırsa, AB’a üye olma beklentisine ilişkin kendi stratejisini hayata geçirmesiyle ilgili bazı ortamlar meydana gelecek. Ortamların yaratılması ve Türkiye’ye baskı uygulanması perspektiflerinin de açılması mümkün olabilir. Ankara her altı ayda bir denetlenecek ve kendi davranışına bağlı olarak Avrupa süreci kesilebilecek. Demokles’in kılıcı başının üzerinde olacak. Türkiye’nin sürecine ilişkin müzakereler AB’a üye 25 ülkenin tümü tarafından yapılacak. Bu çok önemlidir, çünkü Kıbrıs ve Yunanistan da orada olacak, dost ülkeler de... Dolayısıyla; Türkiye tarafından üyelik müzakerelerine başlama tarihi alınmasına yönelik ön şartlar yaratılırsa, biz de kendi stratejimizi belirlemeli ve dile getirdiğim olanakları değerlendirmeliyiz. Bir şantaj fırsatına sahip olduğumuzu düşünmeyelim. Ancak bize; Kıbrıs sorununun insan haklarıyla, AB’a üye bir ülkenin bağımsızlığının, BM ve Avrupa’nın olmazsa olmaz olarak gördüğü diğer ilkelerin ihlal edilmesiyle ilgili olduğunun anlaşılması için Türkiye’yle diyaloga girme fırsatı veriliyor. Türkiye’ye müzakerelere başlama tarihi verilmemesi bizim tarafın zaferi olarak algılanmamalıdır, çünkü bu Kıbrıs’a da bağlı olmayan bir olasılıktır.