Yeni dünya savaşı, belirli bir zamana yayılmayan, mekanı bütün dünya olan ve bu anlamda zamanı ve mekanı tahmin edilemeyen, her türlü aracın kullanıldığı bir terör hareketi biçiminde zaman zaman gündemimize yansımaktadır. Bu yeni savaş, çok güçlü silahları ile dünya üzerinde küresel bir egemenlik kuran ABD’ye ve onun en sadık destekçileri olarak İsrail ve İngiltere’ye yönelen küresel terör hareketidir. Ancak bu savaş, ABD ve diğer gelişmiş kapitalist ülkelerin sadık destekçilerinin coğrafyalarını da savaş alanı ilan etmiş durumdadır.
ABD’nin Küresel Egemenliği
ABD, dünyadaki egemenliği 2 temel mücadele alanı üzerinden yürütmeyi sürdürmektedir. Bunlardan birincisi, “ulus-devletlerin güçsüzleştirilmesi”, diğeri ise “küresel güçlerin yaratılması”dır.
ABD, dünya egemenliğine ve küreselleşmeye temel engel olarak “ulus-devlet” yapılanmasını görmektedir. Bu egemen siyasal birimler; ulusal çıkarlar temelinde egemenliklerini kullanan siyasal birimler olmaları nedeniyle ekonomik, politik, kültürel ve psikolojik açıdan koydukları engeller ile ABD ve diğer gelişmiş kapitalist ülkelerin ve güçlerin küresel egemenliğine karşı büyük tehditler barındırmaktadır. Bu yapının zayıflatılmasının 2 yöntemi bulunmaktadır. İlk ve en etkili yöntem, ulus-devletlerin üstten yıpratılmasıdır.
Bu ise BM, NATO, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve AB gibi ulusal çıkarlar ötesi oluşumların desteklenmesi, yenilerinin yaratılması ve güçlendirilmesidir. Böylece, ulus-devletin egemenliğini sınırlayan ulus-üstü oluşumlar yaratılmış ve güçlendirilmiş olacaktır.
Ulus-devletleri zayıflatan ikinci yöntem, ulus-devlet sınırları içinde devletten bağımsız ve ona meydan okuyan örgütlenmeler yaratılmasıdır. Bunlar, devletin gücünü zayıflatan politikaları ve merkezi devletin güçlenmesine karşı yerelleşmeyi savunarak devlet egemenliğine meydan okumak yoluyla ulus ya da devlet egemenliğinin sınırlandırılması temelinde çalışmalar yapmaktadır.
Bunun örnekleri, özellikle ABD destekli küresel vakıflar, çeşitli grup ve araştırma-inceleme kuruluşları, araştırma merkezleri gibi Sivil Toplum Örgütleri yoluyla ulus-devletin gücünün zayıflatılması ve küreselleşmenin gereklerinin savunulması yoluyla yapılan çalışmalardır.
Ayrıca, ulus-devletin güçsüzleştirilmesi amacıyla güçlü devlet kurumlarının yabancı sermaye denetimine geçecek biçimde özelleştirilmesi, bölgesel çatışmaların körüklenmesi, iç savaşlara zemin hazırlanması, iç çelişkilerin tırmandırılması, devletin küçültülmesini sağlayacak politikaların desteklenmesi, devlet kurumlarının yıpratılması ve işlevsizleştirilmesi gibi politikalar desteklenmektedir.
Bu iki yöntemin amacı, ulus-devletin güçsüzleştirilerek ABD’nin “Küresel Devlet” yaratma politikasının önündeki en büyük engelin kaldırılmasıdır.
Ulus-Devletlere Karşı “İlan Edilmemiş Savaş”
ABD, ulus-devletler ile savaşırken, önemli bir savaş alanı daha yaratmış görünüyor. Ulus-devletler gibi küreselleşmeye direnen Siyasal Oluşumlar da ABD politikalarının hedefi durumuna gelmiştir. Bu nedenle, özellikle Ortadoğu, Amerikan politikalarının ilk aşamadaki uygulama merkezine dönüştürülmüş ve denetlenemeyen siyasal oluşumlara karşı ve doğrudan ulus devletlere karşı kapsamlı bir dünya savaşı (Küresel Savaş) başlatılmıştır.
ABD’nin savaşı, artık devletlere karşı yapılan bir savaş olmaktan çıkmıştır. ABD, ulus devletler içindeki işbirlikçileri, destekçileri ve çıkar birlikçileri aracılığıyla ulus devletleri savunan siyasal oluşumlara ve özellikle denetlenemeyen ulus devletlere karşı yok edici bir savaş başlatmıştır. Bu savaş çerçevesinde Afganistan ve Irak devletleri çökertilmiştir.
ABD, savaşı devletler arasındaki bir çatışmadan devlet ile siyasal oluşumlar arasındaki bir çatışmaya indirgeyerek büyük bir başarı kazanacağını tahmin ederken, beklenmeyen bir gelişme olmuş ve düşman; düzenli olmayan, mekanı belirlenemeyen, zamanlaması tahmin edilemeyen ve hedef gözetmeksizin gerçekleştirilen bir terör hareketine dönüş(türül)müştür.
Yeni Tür Küresel Savaş : Terör
Terör, bir düşünce ve değerler sistemi değildir. Terör, daha çok bir eylemi ve terörist de eylemciyi ifade eder. Bu anlamda terör, belirli bir siyasal amacı gerçekleştirmek amacıyla hedef gözeterek ya da gözetmeden yapılan şiddet eylemini ifade etmektedir.
11 Eylül, terörün Amerikan coğrafyasına taşındığı milattı. 7 Temmuz, terörün Avrupa coğrafyasının kalbine taşınmasının, İspanya’daki aynı türdeki saldırılardan sonra, yeni bir örneğidir.
21. yüzyıl, devletlerin savaş yaptığı bir yüzyıl olmayacaktır. 21. Yüzyılda güçlü devletler; ekonomik, siyasal, kültürel ve militarist açıdan her türlü devlet savaşını kazanabilecek bir yapıya kavuşmuşlardır. Artık savaşlar, düzenli olmayan, mekanı tahmin edilemeyecek ve örgütlü gruplar ile devletler arasında yapılacaktır. 11 Eylül ve 07 temmuz, bu tür bir savaşın örneğidir.
Küresel Savaşın Hedefi : Masum Kitleler
Küresel terör, özellikle ABD ve ABD destekçisi ülkelerde devleti temsil eden kurumlara yönelmiş görünmekteydi. Ancak, geldiğimiz noktada küresel terör, bütün mantığını yitirerek kurumları hedef almaktan çıkıp her türlü hedefe ve özellikle kitlelere yönelen bir serseri mayına dönüşmüştür.
İspanya ve İngiltere örnekleri, küresel terörün kabuk değiştirişinin en önemli örnekleridir. 11 Eylül’de İkiz Kulelere yönelen terör, Türkiye’de ve ABD ile stratejik ortak olduğunu savunan diğer destekçi ülkelerde de belirli hedeflere yönelik gerçekleşmiştir. Ne var ki, İspanya ve İngiltere örnekleri, terörün hedefini değiştirerek masum insanları hedef haline getirmiştir. Daha az riskli, daha etkili, daha can alıcı bir yöntem olarak masum kitlelere yönelen terör, küresel savaşın plansız, denetlenemeyen, önlenemeyen, tahmin edilemeyen ve daha rahatsız edici bir aşamaya geldiğini göstermektedir.
11 Eylül ile başlayan yeni dünya savaşı, güçlü kapitalist devletleri en zayıf noktalarından vurmaya başlamıştır. Bu zayıf nokta, masum kitlelerdir. Devletler arası savaşı kazanan küresel kapitalizm, küresel teröre karşı şimdiden aciz kalmaya başlamıştır. Yeni Dünya Savaşı başlamıştır. Herkes, evlere...