|

Değerli okurlar: K.T.Kooperatif Merkez Bankası’nın kurucularından olan sn. Mehmet Eşref’le, Kıbrıstaki kooperatifçilik ve Kooperatif Merkez Bankası’nın kuruluş ve çalışmalarıyla ilgili yaptığımız sohbeti sizlere aktarıyoruz.
S: Kooperatifçilik, Kooperatif Bankası denildiğinde ilk akla gelen isimlerdensiniz Eşref bey...
C: Tabii, benimle birlikte bacanağım Ragıp Kenan bey vardı, o daha kıdemli bir kooperatifçiydi. Ondan sonra ben geliyorum.
S: Ta çocukluğunuzdan başlayarak sohbetimizi açalım isterseniz... 6 Şubat 1916’da Tuzla kasabasında doğdunuz. Ve ilkokul yılları...
C: İlkokulumu Larnaka’nın Tuzla kasabasında okudum 5 yıl süreyle ve buradan mezun oldum. Birinci olarak mezun olmuştum. Daha sonra Larnaka’nın İskele’sinde Rüştiye, o zamanlar öyle denirdi ortaokula, 3 sene de orda okuyup mezun olduktan sonra Amerikan Akademi’ye geçtim.
S: İlkokul sıralarında sizi okutan öğretmenlerinizi hatırlıyor musunuz?
C: Evet... Osman Nuri, Ali Rauf, Luricinalıydı. Bu ikisini hatırlıyorum.

S: Neler okuyordunuz o dönemlerde?
C: Müfredatta; coğrafya, matematik gibi dersler vardı.
S: Yabancı dil eğitimi var mıydı o zamanlar?
C: Hayır yoktu.
S: Peki müzik dersi var mıydı?
C: Müzik dersi yoktu, ortaokulda vardı. Hüsnü bey isminde bir hocamız vardı o veriyordu bize. Çok kibar birisiydi, kendisini çok severdim. Ortaokuldaki müdürümüz de; bugün kulak burun boğaz mütahasısı olan Ali beyin babası Fikret beydi. Ondan sonra da Amerikan Akademi’ye geçiyorum.
S: Amerikan Akademi’den mezun olmak gerçekten hem Türk hem de Rum toplumları arasında bir ayrıcalık olarak algılanıyor, bugün bile.
C: Amerikan Akademi çok enteresan bir okuldu. Karma bir okuldu, okulda Rum talebeler, Ermeniler ve Türkler vardı. Giriş ise sınavlaydı. First prep, Second prep, First Academy, Second Academy, Third Academy, Forth Academy diye gidiyordu. Beni tabii First... koydular, yılın ikinci yarısında derecemi iyi buldular ve onun için beni Secon Prep’e aktardılar. Birinci dönemi birincilikle bitirdim, Second Prep’e girdim gene birinci oldum, sonra da First Academy’den başlayarak devam ettim ve bu şekilde aşağı yukarı 5 yıllık bir zaman dilimi içerisinde mezun oldum.
S: Oradaki müfredat?
C: Tamamıyla İngilizceydi ve seçmeli ders de Fransızca vardı.
S: 1935 yılında mezun oldunuz ve sonra iş hayatına girmeye başladınız...
C: Evet mezun olduktan sonra iş hayatına girmek için kolları sıvadık, ilk zamanlarda Rumlara Türkçe ders vermeye başladım. Aşağı yukarı 10-15 talebem vardı bu şekilde. Sonra bu ders işinden vaz geçtikten sonra, zamanın en ünlü tüccarlarından olan Ahmet Kenan ve Oğulları müesesine girdim, orada 2 sene kadar çalıştıktan sonra komiserlikte bir münhal açılmıştı, orda sınava girdim başarılı oldum, orda da 1 buçuk sene kadar çalıştım.

S: Aslında “Kenanlar” denildiğinde dönemin en önemli tüccarlarından biri olarak biliniyor toplumumuzda. Hatta sömürge döneminde Türklere yardım ettiği için Girne kalesinde hapsedilmişti değil mi?
C: Evet doğrudur... Girne’de enterne oldular daha doğrusu. O dönemlerde Türkiye’den mal alıp Araplara satıyorlardı. Yani 3 yıllık bu olay hapislik değil de gözaltıydı. Bu dönemlerde ben orada çalışmıyordum. Komiser yaveri olarak görev yapmaktaydım o zamanlar.
S: 1938 yılına geldiğimizde, Kooperatif Merkez Bankası kuruluyor, Türkler ve Rumlardan oluşan bir kuruluştu, 2 kişi vardı üst yöneticisi olarak. Bir müdür bir de yardımcısı. Siz de bir Türk olarak Rum müdürün yardımcısı olarak göreve başladınız...
C: Evet... Bankaya alınan iki personelden biri Rum biri de Türktü. Rum arkadaş müdür olarak tayin oldu ben de muhasip olarak tayin oldum. Yaklaşık 2 buçuk seneden sonra Rum müdür askere alınınca bu kez ben müdüre vekaleten bu görevi yapmaya başladım. 1945 yılında ise asaleten bu göreve atandım. 1960 yılına kadar bu görevim devam etti.
S: Kıbrıs’taki Kooperatifçiliğe geçmeden önce isterseniz Kooperatifçiliğin tarihi hakkında okuyucularımıza biraz bilgi verelim...
C: Tabii ki... Dünyada ilk kooperatif şirketi 1844 yılında Manchester eyaletinin Roachdil kasabasında 28 işçi tarafından kurulmuştur. Kooperatifçilik fikri daha sonra Fransa ve Almanya’ya yayılmıştır. Fransa’da kooperatifin öncüsü Charles Furye adında bir kişiydi...
S: Kıbrıs’ta koperatifçilik ne zaman başlamıştı?
C: Kıbrıs’ta ilk kooperatif kanunu 1914 yılında geçmiştir. 1914-1925 yılları arasında kurulan kooperatifler hiçbir gelişme kaydetmemişlerdi. 1925 yılında Kıbrıs sömürge hükümetiyle Osmanlı Bankası’nın iştirakıyle Ziraat Bankası kurulmuştur. Bu bankanın amacı kooperatifler vasıtasıyla çifçilere mal ipoteği karşılığında uzun vadeli kredi sağlamaktı. Faizciler ağır borçlu oldukları için Ziraat Bankası’nda kredi almak gayesiyle kooperatifler süratle kurulmaktaydı. Çünkü bu krediler ancak kooperatifler kanalıyla veriliyordu Ziraat Bankası tarafından.
S: Doğal olarak bu kredilerden yararlanabilmek için ülkemizdeki kooperatif kuruluşlarını da kamçılamış oldu değil mi?
C: Evet doğal olarak böyle oldu. Kooperatifti bunlar da aslında ama modern kooperatif değillerdi. Yani kooperatif prensipleriyle çalışan kooperatifler değillerdi. Dolayısıyla kooperatifler Ziraat Bankası’nın ajanlığını yapmaktan öteye geçmiyorlardı. Ziraat bankası krediyi kooperatifler vasıtasıyla veriyor, kooperatifler de mal ipoteği karşılığında ihtiyaçlılara dağıtıyor ve tahsilatını yapıp Ziraat Bankası’na yatırıyor. Yani aracılık görevini üstleniyordu. 1935 yılında kurulmuş olan kooperatifler, Alman sistemine göre organize edildi. Bu barada yeni bir kooperatif inkişaf dairesi tehsis edildi. Ve bu dairenin başına da zamanın yüksek rütbeli bir İngiliz yöneticisi getirildi. Bunun da adı Mr.Sach idi. Mr.Sach; mukayit ve kooperatif inkişaf dairesi müdürü olarak tayin oldu. Bir süre sonra Ragıp Kenan bey bu dairenin müdür yardımcısı oldu. Ragıp Kenan bey bu göreve Ziraat Bankası’ndan naklen getirildi. Kooperatif İnkişaf Dairesi’nin görevleri; kooperatif kanun ve nizamatı tahtında kooperatifleri tescil etmek, sevk ve idarelerini gözetlemek, eğitim, teftiş ve murakabetini sağlamaktır. Bu arada Kooperatif Mekez Bankası kuruluşuna geçildi. 1937 yılında 71 sağlam bünyeli kooperatifin iştirakıyla ana finansman merkezi üst kuruluşu olarak Kooperatif Merkez Bankası tescil edilmiş oldu. Demokratik bir kuruluş olan banka ortak kooperatif temsilcileri arasında genel kurul toplantısında 3 yıl süreyle seçilen bir komite tarafından yönetilir. Banka kuruluş amaçlarına göre kooperatiflere; kısa, orta, uzun vadeli kredi temin etmek, bankacılık görevi yapmak, çifçilerin ihtiyacı olan kimyevi gübre, tohum ve sair ihtiyaçları temin etmek ve kooperatiflerin inkişafı için her türlü hamleyi yapmak asli görevidir. 2. Dünya Savaşı yıllarında banka devlet tarafından kontrola tabi eşyaların muhafaza ve tercihi hususunda görev yapmıştır.
S: Evet bu konuya değinmiştik; 2. Dünya Savaşı’nda burada Kooperatif Merkez Bankası’nın ne gibi rolü vardı şeklinde. Aslında büyük bir sorumluluk da almıştı üzerine değil mi?
C: Evet büyük bir sorumluluğu üzerine aldı ve bir süre de bu görevini sürdürdü. Depolama ve tercih hususunda görev üstlenmişti.
S: 1942 yılında daha önce de bahsettiğimiz gibi bankanın ilk müdürü olan Rum şahıs askere gidiyor ve siz yardımcısı olarak öncelikle vekaleten daha sonra da 1945 yılında asaleten bu göreve geliyorsunuz. 1945 ve ‘50’li yıllara baktığımızda sizin bir Kıbrıslı Türk olarak bu göreve atanmanız özellikle Rumlar tarafından nasıl karşılanmıştı?
C: Rumlar pek belli etmemekle birlikte hoşlarına pek gitmemişti doğal olarak. Bir Türkün yüksek bir mevkide olması, büyük bir kuruluşun başında olması, genel müdür olarak görev yapması pek hoşlarına gitmiş değildi ama onlar pek belli etmiyorlardı.
S: 1955’de EOKA da kuruluyor...
C: Evet, 1950’li yıllardan sonra kooperatif işlerine siyaset karışmaya başladı. Yani Rumların siyasi emelleri bilindiği gibi Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmekti. Ve manşetlerinde “kooperatifçilik dairesi bir Türk imparatorluğudur” diye manşet atıyorlardı. Bunun üzerine İngiliz kooperatif komiseri bu hergün gazetede çıkan yazıları görünce yanıma geldi ve dedi ki “Eşref, noluyor bu bankanın içerisinde? Türkler ne kadar kredi alıyor?”... çünkü Türklere fazla kredi veriliyor şeklinde haberler çıkıyordu. “bana lütfen bu konuda bir rapor sunar mısın?” dedi. Ben bütün defterleri karıştırıp, tabii benim yardımcılarım da o zamanlar Rumlardı, Türkler de vardı ama benden sonra gelen Rum yardımcılarım vardı. Ben şahsen bu malumatı toparladım ve bir rapor halinde kooperatif komiserine sundum. Raporu alır almaz yanıma geldi “Eşref ne oluyor?” dedi. “sen bu kadar para veriyorsun Türklere...” mesela bir orantılı olarak değil nüfus dağılımına göre. Türklere verilen toplam kredi, kısa vadelerde hatırladığım kadarıyla, yüzde 30’du. Halbuki bizim nüfus oranımıza göre yüzde 20, yüzde 18 olmalıydı. Ve inkişaf kredilerinde yüzde 50’ye kadar verilmiş dedilerdi. Mevduata gelince, Rumlar zengin oldukları için bankada onların mevduatı Türklere nazaran çok daha fazlaydı. Oran bakımından da Rumlar yüzde 90, Türklerin ise yüzde 10 mevduatı vardı. İngiliz’e dedim ki; “bunda bir acayiplik yoktur. Rumlar daha zengindir, Rumların bankada mevduatı var bu mevduata göre kullanabiliyorlar, Türkler kredi alıyor ama fazi ödemiyorlar mı?” diye sorunca bana “haklısın” diye cevap verdi. Bundan yola çıkarak bizlerin artık Rumlarla birlikte bu işin birlikte yürütemeyeceğimizi anladık. Ben ve birkaç arkadaşmla birlikte öncü olduk bu konuda, bu fikrimizi anlattık ilgili makamlara. Rumlar bu fikrimize karşı çıktılar. Bana dediler ki; “Eşref sen deli mi oldun, büyük bir bankanın başında müdür olarak çalışıyorsun, burdan ayrılıp da fakir bir toplumun bankasına mı geçeceksin?” diye. Bu şekilde beni önlemeye çalışıyorlardı. Biz tabii ki bu fikrimizde devam ettik, bunun üzerine karşımıza birçok engeller çıkardılar. Engellerden bir tanesi de; ayrılmak istiyorsanız birleşik bankada Türk toplumunun borçlarının tümünü ödemeniz lazımdır şeklindeydi. Biz bu parayı nereden bulacaktık. Zaten fakir bir toplumduk, bu parayı bulmamıza neredeyse imkan yoktu. O zamanlar Barclays Bankasıyla işbirliği halindeydik, zaman zaman Barclays Bankası finanse ediyordu Kooperatif Merkez Bankasını. Bankanın genel müdürünü de çok iyi tanıyordum, yakın bir arkadaşımdı. Barclays bankasına bu konuda müracaat etmeyi düşündüm. O zamanlar yarım milyon Kıbrıs lirasına ihtiyacımız vardı. Barclays Bankası müdürüne gittim, dedim böyle böyle bir ihtiyacımız var, “otur konuşalım.” “bir düşüneyim bana bir hafta müsade et” dedi. Bir hafta sonra tekrar gittim müdüre, bana “bak Eşref... samimi konuşalım. Bu işte siyasi bir renk vardır. Siz de bileceksiniz ki benim bankamda ne Türk sanayici var ne Türk tüccar var ne de Türklerin bir mevduatı var. Benim iş yaptığım kişilerin tümü de Rumlardır. Eğer ben size bu parayı verirsem, ertesi gün bankamın kapısına kilit vurmam lazım” dedi. Böylece o kapı bize kapandı. Bunun üzerine düşündük, zamanın toplum lideri olan Dr. Küçük’e gittik. Bizlere bu konuda çok yardımcı oldu. Türkiye’ye mektup yazarak bu konuda yardım istedi. Tabii bu yardım gelinceye kadar aradan bir süre geçti. Ve biz Rumlara dedik ki; “biz kesin olarak kooperatiften ayrılıyoruz ve parayı bulmak için de çabalıyoruz.” Bizimle alay etmeye de başladılar. Para ne zaman gelecek, hani geldi mi gelmedi mi diye. Netice itibarıyla bu para İş Bankası kanalıyla, İş Bankası da o zaman yeni kurulmuştu bizde, Türkiye’nin devlet hazinesinden bu para bize gönderildi. Bunun üzerine “tamam paramız hazır” dedik ve bir toplantı yaptık. Ve o zaman da Denktaş bey o günlerde hukuk müşaviri olarak orada yer aldı. Oturduk işte bankada bu kadar borcumuz var, şu kadar alacağımız, mevduatımız var diye hesaplayıp ne kadar vereceğimiz olduğunu çıkardık. Sonra protokolü imza ettik ve bu şekilde ilk adımımızı kendi kooperatifimiz açısından atmış olduk. Bunun üzerine 9 Eylül 1959 tarihinde Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası, kooperatif kanun ve nizamatı tarafından tescil oldu.
S: Bundan sonra Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası yoluna nasıl devam ediyor?
C: 1959 yılında tescil edilen K.T. Kooperatif Merkez Bankası, 21 Kasım 1959’da göreve başladı. İmkanlarımız kısıtlıydı. Buna rağmen banka bu kısıtlı imkanlarıyla çalışmya devam etti. Bu arada kısıtlı olan bu mali imkanlarımızı çoğaltmak için dış finansmana ihtiyaç duyduk. Böylece Türkiye Ziraat Bankası’ndan miktarını şimdi hatırlayamayacağım bir yardım gördük ve daha düzenli olarak görevimize devam ettik. Banka bu arada birçok girişimlerde bulundu. Tüketim kooperatiflerinin ihtiyacı olan gıda maddelerini temin etmek üzere kendi bünyesinde bir levazım şubesi kurdu ve 1962 yılında çifçilere örnek olmak üzere TC Büyük Elçiliğin de tavsiyesi üzerine eğitim-üretim çifliği kurduk. İlk etapta da Hollanda’dan 100 kadar saf kan inek ithal ettik ve çifliğe koyduk. Bu işletme de ilk etapta çok başarılı oldu. Fakat bilindiği üzere ’63 hadiseleri patlak verince bu çiflik ... çifliğinde kurulmuştu, hayvanları ordan kaldırma zaruriyeti oldu ve dolayısıyla o proje de yürümedi, hayvanları satmaya mecbur kaldık.
S: Daha sonra ne gibi projelere imza atıldı?
C: Daha sonra ilk süt fabrikası 1969 yılında tamamıyla bankanın kontrolüne geçti, modern cihazlarla donatıldı ve övünülecek şekilde bugün bu fabrika çalışmalarını sürdürmektedir. Harup fabrikasını faaliyete geçirdik, daha sonra Bimboğa Yem Fabrikasını modern cihazlarla kurduk, Çekoslavakya’dan ithal etmiştik bütün cihazları ve fabrika bugün çok iyi bir şekilde çalışıyor. Keza Zeyko Yağ Fabrikası var, o da bugün çalışmaktadır. Dolayısıyla banka bütün bu sanayi ve ticari kuruluşlarıyla ve kapsamlı bankacılık görevleriyle Türk toplumunun takdir edeceği en önemli kuruluşlarından biridir.
S: Peki bu bankada ne kadar görev yapmıştınız?
C: K.T.Kooperatif Merkez Bankası’nın kurucusu olarak 1960’tan 1986’ya kadar bu görevde genel müdür olarak çalıştım ve emekli oldum. |