Müzakerelere Avrupalı bir gözlemcinin katılmasını talep etmeliyiz
<P>Avrupa Parlamentosu Hıristiyan Demokrat Grubu üyesi Yannakis Kasulidis, Mahi gazetesine verdiği mülakatta ,Talat-Hristofyas arasında sürdürülen görüşmelere Avrupalı bir gözlemcinin katılmasını talep etmeliyiz" dedi.</P>
ABHaber'in haberine göre:
"- Dimitris Hristofyas'ın Cumhurbaşkanlığına seçilmesinden dokuz ay sonra, doğrudan görüşmelerin şimdiye kadar olan sürecini nasıl değerlendirirsiniz acaba?
Y.K.:Cumhurbaşkanı Hristofyas iyi bir başlangıç yaptı. Cumhurbaşkanı değişiminden ötürü kaçınılmaz olan olumlu izlenimler yarattı ve AB'de birtakım beklentiler doğurdu. Diğer taraftan, öze dair müzakerelerin başlamasına yönelik kararın alınmasına dek birtakım olumlu adımlar atılırken, kanımca, gerek sayın Hristofyas, gerekse sayın Talat'ın bütün buluşmalarında iki tarafın tezlerini sunma ve açıklamaya yönelik yöntemlerinde ilk başta yaratılmış olan momentum kaybolmuştur. İki taraf, son otuz beş yıldır, sözkonusu tezleri birbirine sunmaktadır. Aynı çalışma, çalışma grupları ve teknik komiteler sırasında da yapılmıştır. Bu sürecin yeniden izlenmesine ne gerek var? Ağır ağır onuncu buluşmaya vardık ve henüz yönetim başlığı tamamlanmış değil. Daha konuşulması gereken mülkiyet, AB'de temsiliyet, ortak ekonomi, toprak meselesi ve güvenlik gibi konular var. Gerçek müzakereler kapıyı çalınca önlerinde zaman lüksü olmayacakmış gibi görünüyor.
Çünkü, gerçek müzakereler çapraz olarak da tez ve görüş alış verişine izin verebilir. Bir başka deyişle, bizim için daha fazla önem taşıyan bir başlıkta, Türk tarafı, işimizi kolaylaştırmak için kendi konumlandırmasını almaya hazır olmalıdır. Aynı şekilde, Kıbrıslı Türkler için daha önemli olan bir diğer başlıktaysa, biz aynı şeyi yapmalıyız.
- Hristofyas Talat buluşmalarının ardından ortak bir açıklama yapılıyor. Bunun sonrasında çeşitli açıklamalar duyuyor ve okuyoruz. Talat'ın Cumhurbaşkanı'na yönelik kınamalarına da bunlardan...
Y.K.:Burada adil olmak istiyorum. Ortak açıklamalarda fikir birliğine vardıkları söylenmiyor. Sadece ilerlediklerini, sürecin iyi gittiğini söylüyorlar. Önemli olan, önümüzdeki yılın rahat geçebilmesi için Nisan sürecinin şimdiden başlayabilmesi. Avrupa seçimleri yaklaşmıştır. Bir sonraki dönüm noktası protokolün genişletilmesi bakımından Türkiye'nin pozisyonunun değerlendirileceği 2009 Aralık'ıdır. Türk tarafı, Annan Planı yerine yeni tezler koyarak bizi şaşırtabilir. Yani, sırf yabancıların gözünü boyamak için taviz verir gibi görünüp daha sonra gelip bize 'siz de biraz taviz verin de artık şu Kıbrıs meselesi defterini kapatalım' diyebilir. Bu türden, zaman kaybettiren bir tuzağa düşmemeliyiz.
-AB Parlamentosundaki meslektaşlarınız müzakereleri nasıl değerlendiriyorlar?
Y.K.:Bekleyiş içindeler. Hristofyas gidip tek başına Barroso ile görüştü ve ardından AB'nin müdahale etmesine yönelik talebinden vazgeçti. Tezlerinden bazılarının Avrupa mutabakatına ters düştüğünü ve AB'nin temellerini oluşturan prensiplerle uymadığını Türk tarafına açıkça belli etmek için... Örneğin, daimi derogasyonlar, geçiş dönemleri vs.
- Sizce AB'den uzaklaşmakta mıyız?
Y.K.:Bence, hemen cevap vermesini ummadan ve bunun BM'nin yerini alacağı anlamı taşımadan, AB'den destekleyici rol üstlenmesini talep etmeliydik. Hristofyas oraya giderek AB'de temsiliyet konusu hakkında teknik bilgi aldı.. AB'den tek istediğimiz bu mu yani?
- Peki sizce AB'den başka ne istemeliydik?
Y.K.:Kanımca, 1995 yılında da olduğu gibi, resmi olarak bir Avrupalı Gözlemci atanması talep edilmeliydi. Bu gözlemci, müzakerelere müdahale etmeden, Avrupa Konseyi'ne rapor yazabilir, böylece, Konsey, hangi tezlerin Avrupa mutabakatıyla uyum içinde olup olmadığını görebilirdi.
- Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ilişkiler ne durumda?
Y.K.:Cumhurbaşkanı Hristofyas, şu ana kadar, Yunanistan'dan gelebilecek destek niteliğindeki tüm çabalara mesafeli yaklaşıyor. Bununla kastettiğimse şu: bir kere, Yunanistan'ın hep yanımızda olacağını biliyorum, bundan kuşkum yok. Lefkoşa Atina arasındaki iyi ilişkilerden de şüphe duymuyorum. Ne var ki, Yunan Dışişleri Bakanlığı'ndan müzakere heyetimize bilimsel destek sağlaması bakımından tecrübeli diplomat ve anayasa hukuku uzmanlarından oluşan küçük bir heyet kurmasını isteyebilirdik. Heyetteki arkadaşlara saygım sonsuz, ancak heyetimizi zayıf buluyorum. Anayasa hukuku uzmanları ve tecrübeli, bizimkilerden daha tecrübeli, diplomatlar olmaksızın müzakerelerin sürdürülmesi imkansızdır.
- Cumhurbaşkanının geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği Rusya ziyareti sizde ne gibi izlenimler uyandırdı? Çünkü, biliyorsunuz, Rusya'da alınan birtakım kararlar ve yapılan anlaşmalar, Kıbrıs'ta bazılarını rahatsız etti.
Y.K.:Rusya ziyaretini yerinde buluyorum. Rusya, Güvenlik Konseyi'nde bize destek veren bir ülkedir. Burada, Cumhurbaşkanı Kliridis'in iki, benimse Dışişleri Bakanı olarak Rusya'yi üç kez ziyaret ettiğimiz belirtmemde fayda var. Sayın Hristofyas'ın kaçınması gereken şey şuydu: öncelikle, Medvevef'in Avrupa'da mimari güvenliğin değiştirilmesine yönelik önerisini desteklediğini açıklamak. Bu konuyu önce Avrupalı ortaklarımızla irdelemeli ve meseleyi belirsizmiş gibi göstermeliydi. Aksi takdirde, Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nin düştüğü duruma düşebiliriz. Biliyorsunuz, Polonya ve Çek Cumhuriyeti, Avrupalı ortaklarına danışmadan, ABD ile Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne yerleştirilecek füzesavar şemsiyesini kabul ettiklerine dair bir anlaşma imzalıyordu. Ancak, Sarkozy, Avrupalı ortaklara danışılmamasını kınayınca, Avrupa Parlamentosu'nda Çek Cumhuriyeti'nden bir meslektaşımız, ülkesine yönelik daya
nışma eksikliğini protesto etti. Bunun üzerine, Sarkozy de "siz bize danışmadınız, neden şimdi Fransa Cumhurbaşkanı'ndan dayanışma talep ediyorsunuz?" diye çıkıştı. Dolayısıyla, çok dikkatli olmak zorundayız. Sayın Hristofyas'ın ikinci hatası ise NATO meselesindedir. Maalesef, o konuda tüm Kıbrıslıların Cumhurbaşkanı olduğunu unutmakta ve AKEL Genel Sekreteri gibi davranmaktadır.
- Cumhurbaşkanı'nın, 'AKEL iktidarda oldukça, Kıbrıs NATO üyesi olmayacaktır' yönünde beyanatı var...
Y.K.:Aynı şeyi bir zamanlar AB için de söylüyorlardı. 'AET ve NATO, ikisi aynı Sendika' diye bir sloganları vardı. Anca, daha sonra, AB'nin Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olabileceğine kanaat getirince, kurultaylarında AB karşısındaki duruşlarını değiştirmeye karar verdiler. Güvenliğe dair başlıkta, teorik olarak konuşacak olursak, NATO güçleri, eğer mümkün olsaydı da Türk askerini, garantileri ve tek taraflı askeri müdahale hakkını kaldırabilseydi, bu, ulusal çıkarımıza olmaz mıydı? Andros Kiprianu'ya göre NATO'nun saldırgan bir kuruluş olması, Irak'a, Afganistan'a, Yugoslavya'ya saldırmış olması, bizi Türk askerinin varlığından, garantilerden ve tek taraflı askeri müdahale hakkından kurtaracak olan bir çözüme kapıyı kapamak için geçerli bir gerekçe midir?"
(ABHaber)
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.