İÇ HABERLER
okuma süresi: 11 dak.

2. Cumhurbaşkanı Talat'tan Eroğlu'na yanıt

2. Cumhurbaşkanı Talat'tan Eroğlu'na yanıt

<P>2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yayımladığı basın bildirisi ile 'Gambari sürecine hayır mı demeliydik' diye sordu.</P>

Yayın Tarihi: 14/05/12 12:00
okuma süresi: 11 dak.
2. Cumhurbaşkanı Talat'tan Eroğlu'na yanıt
A- A A+

Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu bir süredir Gambari sürecinin başlatılmasıyla ilgili olarak bana eleştiri yöneltmeye çalışıyor. Bu eleştiriler Kıbrıs'ta yapılsaydı neyse. Burada konu bilindiği için belki de çok önemli olmazdı. Fakat Türkiye'de, konuyu yakından bilmeyen insanlar önünde söylenen bu iğneleyici sözlere, önemli bir dünyaya bakış farklılığı ifade ettiği için, artık cevap vermek gerektiğini düşünüyorum.

Masumane görünümlü ve son derece yumuşak bir üslupla, bilmediği konulara girmemeye de özen göstererek, Kıbrıs Rum tarafının çözüm istemediğini ifade ediyor ve 2004 referandumunda işlediği günahı gözlerden saklayarak, referandumdan iki yıl sonra benim Gambari sürecini kabul etmiş olmamı, politikasını dünyaya anlatamamasının gerekçesi olarak kullanmaya çalışıyor…

Gerçekten çok ilginç ve bir o kadar da garip bir "üste çıkma taktiği"… Bizim yüz akımız "evet"ten kazançlarımızı hiç anlamadan, dünyanın kurumsal olarak Rum tarafının yanında olmasının kabahatini bana ve o günkü Türk tarafına yüklemeye kalkışıyor. Halbuki dünyanın bugün -özellikle de kurumsal olarak- Rum tarafının yanında olmasının baş sorumlularından birisi de bizzat kendisi olmuştur. Hem 2004 öncesi, hem de 2010 sonrasındaki politikalarıyla…

Şimdi bu konuyu biraz açmak istiyorum… Önce niye kurumsal vurgusu yaptığımı anlatayım. Dünyanın kurumsal olarak Rum tarafının yanında durmuş olması, öncelikle uluslararası hukuk nedeniyledir. Uluslararası hukuku devletler yapar ve devletler teker teker kendilerini korurken toplu olarak da devletler sistemini korumayı ve sürdürmeyi amaçlarlar. BM teşkilatı, bu devletlerarası dayanışmanın en somut kurumudur. "Kaşı beni, kaşıyayım seni" yaklaşımıyla hareket eden bu önemli kurum, örneğin insan hakları konusunda çalışma yaparken insan haklarını en pervasızca çiğneyen devletleri de bünyesinde barındırır, hatta söz konusu devletlerin temsilcilerinin insan hakları komisyonlarında, kümesi bekleyen tilki misali, görev almalarına da göz yumar… BM dışında çok sayıda uluslararası ve/veya uluslarüstü kurum da faaliyettedir. Bunlar arasında İngiliz Uluslar Topluluğu, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Parlamentolararası Birlik, İslam Konferansı Örgütü ve daha niceleri vardır. Tümünün, tüzükleri, kuralları, dayanışma ilkeleri ve kararları vardır. Devletler, kendi çıkarları gereği diğer üyelere dokundurtmazlar…

O halde bu arenalarda bizim şansımız "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni temsil eden Kıbrıs Rum tarafıyla eşit olamaz. Üstelik biz yıllarca bu kurumlara meydan okumaktan da geri durmadık. Hem meydan okuduk, hem de bizi tanımamalarından yakındık. BM Güvenlik Konseyinin ve Genel Kurulunun hakkımızda aldığı kararlara aldırış etmedik. Bize Türkiye yeter dedik, Türkiye'nin de başını belaya soktuk. Hem bu kurumları karşımıza aldık, hem de kurumlar dışında da dünya halklarını hafife alarak aldırış etmedik. Sıkıntılarımızı, derdimizi, politikalarımızı anlatmadık. Hoş, anlatabilecek, anlaşılabilecek politikamız da yoktu ki!

2004 yılına kadar bu böyle devam etti… Ve herkes de biliyor ki tüm bu başarısız politikaların yapıcı ve yürütücüleri rahmetli Denktaş'la birlikte önceleri Bakan, sonra da Başbakan pozisyonundaki Sayın Eroğlu'ydu… En uzun süre Başbakanlık yapan Sayın Eroğlu'nun devrinde uluslararası kurumlar ve her düzeyde uluslararası sivil toplum örgütleri, düşünce kuruluşları, akademik çevreler, basın organları ve hatta sıradan insanlar Kıbrıslı Türkleri yerden yere vurmuşlar ve oluşan yaygın aforoz eğilimi bugün yakındığımız izolasyon ve ambargoların nedeni olmuştu. Bu sürede kazanılabilme olasılığı olan hukuk davalarını bile dikkate alıp uğraş vermemişlerdi.

Sayın Eroğlu, Annan müzakereleri döneminde de son derece olumsuz bir rol oynamış, Kıbrıs Türküne referandum hakkı vermemiş, polis baskısından, barış isteyen insanlarımızın kovuşturulmasından hiç rahatsızlık duymamış, hatta teşvik etmiş, dünyanın parasını harcayarak şişirme "hayır" mitingleri organize etmiş, Türkiye'deki barış düşmanı militanların da adaya gelip mitinglere katılmasını sağlamış, Kıbrıs Rum tarafının tüm Kıbrıs'ı temsilen AB'ye girmesine müthiş destek vermiş, iktidarı kaybettikten sonra da nedamet getirmemiş, referandum kampanyasında var gücüyle ve yalan propagandayla Kıbrıs Türkünü aldatmaya çalışmış, KKTC Meclisinin üstüne Yunan bayrağı çekecek kadar kendinden geçmişti… Türkiye'nin bugün yavaş yavaş ipliği pazara çıkmakta olan derin devlet çevreleriyle ve Ergenekon davalarından yargılananlarla son derece yakın, etle tırnak olmuştu. Bu süreçte kendi vatandaşını vatan haini, AB parası ile "evet" diyenler diye aşağılamaktan da geri kalmamıştı… Peki ya Kıbrıs Türkü Eroğlu'nun istediği gibi "hayır" deseydi ne olurdu? Hangi felaketlerle karşılaşırdı, o başka bir konu ve başka bir tartışma alanı… Şimdi buna girmenin bir anlamı yok çünkü ancak bir varsayım…

2004 yılında Denktaş'a ve Eroğlu'na rağmen Kıbrıs Türkü barışa "evet" deyince dünya ciddi bir şaşkınlığa uğradı. Hani Kıbrıslı Türkler barış istemiyor, buna mukabil Kıbrıslı Rumlar barış için yanıp tutuşuyordu? Uluslararası toplum kurumsal anlamda Kıbrıslı Türkler aleyhine oluşmuştu ama ortaya çıkan şaşkınlık ve sempati kurumsal değişikliklere varabilir miydi? Yani örneğin izolasyonlar kaldırılabilir, Kıbrıslı Türkler bir şekilde dünyaya entegre edilir, direkt uçak seferlerinin, AB ile doğrudan ticaretin kapıları açılabilir miydi? Eroğlu'na rağmen BM Bütünlüklü Çözüm Planına "evet" diyen Kıbrıslı Türkler, Denktaş ve Eroğlu'nun ördüğü açık hapishane duvarlarından kurtulabilir miydi?..

Bunun için çok çalıştık. Avrupa kazan, biz kepçe; süpergüç ABD dahil, dünyayı arşınladık. İslam Konferansı Örgütü, türlü sıkıntılarına rağmen tarihte ilk kez Kıbrıslı Türkler lehine oluşmaya başladı. Büyük hüsnü kabul gördük… Ancak, ya genelde kurumlar?!. Denktaş ve Eroğlu'nun uzun yıllarda yarattıkları tahribatı temizlemek kolay değildi. Uluslararası hukuku lehimize değiştirmek hem uzun bir mücadeleyi gerektiriyor, hem de hiç şaşmamayı zorunlu kılıyordu. Denktaş ve Eroğlu sayesinde tüm Kıbrıs adına Rum tarafının AB'ye girmesiyle fiilen kaybetmiş olduğumuz "milli dava", yeniden biçimlendirilip makul, uluslararası toplumun kabul edebileceği bir raya oturtulmalıydı. İşte bunun için çalıştık ve süreci 2010 yılında kesintiye uğramadan önce, olumlu bir noktaya taşıdık.

Gelelim Sayın Eroğlu'nun anlamadığı ve söylediklerine bakılırsa asla anlayamayacağı Gambari meselesine…

BM Genel Sekreteri, Sayın Eroğlu'nun intihar olarak gördüğü Kıbrıs Türkünün "evet"i üzerine Rum tarafını baskı altına alacak bir tavır ortaya koydu. Ne istediğinizi, planımda nasıl değişiklikler önerdiğinizi söyleyin, dedi. BM Genel Sekreteri bu tutumunu uzunca bir süre, kendi kurumu Güvenlik Konseyi'ne rağmen sürdürdü… Ama unutmayın. Denktaş ve Eroğlu'nun uzun yıllar boyunca yarattıkları tahribat öylesine telafisizdi ki Genel Sekreter de sonuçta Güvenlik Konseyine bağlıydı. Tüm çabasına rağmen Rum tarafını hizaya getiremeyen Genel Sekreter, yeni bir girişim üstlenmeye karar verdi ve o zamanki Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'yi Kıbrıs'a gönderdi. Maksadı yeni bir müzakere süreci başlatarak tıkanıklığı aşmak, belki bir sonuca ulaşmaktı.

"Çözümsüzlüğün de çözüm olduğuna" ya da "anlaşmamanın da bir anlaşma olduğuna" inanan Sayın Eroğlu anlayamasa da BM Genel Sekreterinin temsilcisi konumundaki Gambari'nin aleyhimize olmayan taleplerini reddetme lüksümüz yoktu. Çünkü Genel Sekreter bizzat kendi politikası olan Rum tarafının istediği değişikliklerin belirlenmesi talebinden, sonuç alamayacağını anlayarak, artık vazgeçiyordu. Alt tarafı istediği görüşmemizdi, ki biz de aylar boyunca zaten görüşmek istiyorduk. Papadopulos ise benimle bir kahve içmeyi bile reddediyordu… Peki, yani ne yapmalıydık? Görüşmeyi ret mi etmeliydik? Rum tarafını lanetlemeye devam etmek zorundasınız mı demeliydik? Peki Genel Sekreter, görüşün dediği zaman görüşmeyiz mi demeliydik? Diyelim ki, görüşünce de çalışma grupları ve teknik komiteler kurulmasını ve yeni bir görüşme sürecini başlatmayı ret mi etmeliydik? Peki, bu durumda Genel Sekreter ve dünya bize haklılığımızı teslim mi edecekti? Biz görüşmeyi kabul ettik diye, dünya, Rum tarafını haklı mı görmeye başladı? Bu iddiayı aklı başında kim öne sürebilir? Gambari sürecine evet dediğimiz için kendimizi dünyaya anlatamadığımızı iddia etmek nasıl bir muhakemenin sonucudur? Gerçekten anlamak hiç mümkün değil!..

2004'te başlattığımız izolasyonların kaldırılması mücadelesi, belli ölçülerde iyileşme sağlasa da bütünlüklü bir sonuca varamadı. İzolasyonların kaldırılması politikası, dünyanın kurumları, devletler sistemi gereği ve BM Güvenlik Konseyi'nin Denktaş-Eroğlu politikaları yüzünden karşımızda duruşu nedeniyle tam başarı sağlayamadığına göre, izolasyonların kaldırılması talebinden vazgeçmeden, görüşmeler yoluyla Kıbrıs sorununu çözmek dışında bir yolumuz yoktu… Biz de onu yaptık. Biliyorduk ki kurumsal olarak dünya karşımızda bile olsa, sonuçta, bu kurumlar da insanlardan oluşuyordu ve o insanları olumlu etkilemeye devam etmeliydik. Hedef çözümdü. Ama çözüme ulaşamasak bile barış istediğimizi, bizim de dünyalı olduğumuzu, dünya ile bütünleşmek istediğimizi, istikrarlı biçimde öne koymalıydık. BM Genel Sekreterinin dediği gibi sözle değil, eylemle… 2004'ten 2010'a kadar hiç şaşmadan bu politikayı yürüttük. Dünya çapında Kıbrıslı Türklerin çözüm isteği hemen hemen hiç sorgulanamadı…

Şimdiye gelecek olursak… Görüşmeler fiilen sona erdi. "Görüşmelerin nasıl olacağı görüşmeleri" yapılıyor!.. Teknik komiteler kurulacakmış (zaten var, hem de epeyce) ve bu komiteler güven yaratıcı önlemler icat edeceklermiş! Sanki iki halkın tek sorunu aralarındaki güven eksikliğiymiş. Bu yüzden de liderler çözüm için halklarını ikna edemiyorlarmış… Ne kadar gülünç!..

Çıkın, doğru dürüst, görüşmelerin bittiğini ilan edin ve o meşhur B planınızı anlatın da millet "taksim istesin".

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.