Yalan! Ne Hristofyas’ın Kuzey’i Kıbrıs Cumhuriyetine bizim anlayıp yorumladığımızca “ortak” yapmaya niyeti, ne de Türkiye medyasına oturmuş, “işte Rum Türk’ün siyasi eşitliğini” kabul etti haberlerinin aslı astarı vardır. Dolayısıyle Papadopulos’un, “sen nasıl olur da Devlet olmayan Kuzey’i tüm adanın Devleti olan Güney’e ortak yapmaktan söz edersin” diyerek Hristofyas’a çatması takiyedir, Hristofyas’ın, “bu adada Türk Rum ortaklığı 1960’lardan beridir zaten hep vardı” diyerek laflaması da yalandır! Ha diyorsanız ki adanın hisse senetlerine sahiplik söz konususudur, yüzde sekseni Rum’da yüzde yirmisi de Türk’te olacak ve ortak Devlet bu esasta ortak vatan üzerinde kurulacak… Olur!.. Olur ama adına “siyasi eşitlik denmez, Rum çoğunluğu altında Türk azınlığı, Rum Devleti altında Türk eyaleti” denir. Ki Papadopulos buna bile karşıdır!
VE MAĞUSA LİMANI
Geçen gün baktık sadece “rıhtımdan” ibaret kalmış Mağusa limanındaki Sahil Güvenlik gemisinin az ilerisinde bir koca sandal rıhtıma bağlanmış, kalafatı ile boya işleri yapılıyor. Denizin içinde ve limanda!
Şaşırmadık. Çünkü o limanın iki ucunda iki tersane, bizim marina dediğimiz yerinde ise balıkçı sandallarının rıhtımda kalafat onarım gördüğü daha küçük çapta bir başka tersane vardır! Liman değil tersaneler rıhtımı!
Bu rıhtım boyunca “eskisi yenisi” kalmamış tümü de viran harap uzanıp giden limanda güne göre bazan bir iki bazan üç beş koster yahut kuru yük vapurları dizili. Özellikle hafta sonları ve bayram seyranlarda bomboş, çünkü tatilde!
Geçen hafta işte bu limanda örgütlü beş sendika toplanarak “Gazimağusa Limanlar Çevre Platformu” oluşturmuşlar. Ve son iki yılın olumsuzluklarını maddeleştirerek şikâyetlerinin sorunları yapmışlar. Limandaki tersanelerle dökme yüklerin çevreye yaydığı kirlilikten Serbest Limanda nasılsa kalmayı becermiş bir iki fabrikanın yarattığı pisliğe kadar…
Günaydın! Ne iki yılı? Mesela biz otuz yıldır bağırıyoruz da tek Allah’ın kulu “yahu bu adam haklı, biz bu limanda iş değil sadece çiş yapıyoruz” ikrarında tek laf etmedi, aksine “ekmek paramızla memleket ekonomisi ile uğraşıp durma bile dendi!”
Kİ KISACA HATIRLATALIM: O serbest liman oluşturulup Mağusa’nın denizi gören tek bölgesi de halka kapatıldıldığında kıçımızı yırtıp bağırıyorduk. “Türk bölgesini denizden tümden tecrit etmek üzerine kurulmuş Makarios politikasını devam ettiriyorsunuz. Serbest limanın Karakol ovasına kurulan bu tesisler birgün kenti de etkileyecek çevre kirliliği yaratacaktır” diye!
Ve yirmi yıldır bağırıyorduk: Elimize geçen bu limanı gelin marinası, gümrük binası, rıhtım vinçleri, iskeleleri, ışıklandırması, çalışma ve hizmet anlayışı ile yeniden organize edin. “Git be işine” dedilerdi!
Gün geldi rıhtımdan ibaret kalmış bu limanda bozulan vinçler yüzünden on beş gün yükleme boşaltma yapılmadı. Gün geldi memurların çalışma saatlerine uydurulan “çalışmamazlığı” nedeniyle gamiler günlerce rıhtıma bağlı “keyflerin” gelmesini beklediydi. Hâlâ öyle!
“Sorun nedir” diyerek araştırıp yazdıklarımızı, “bu limanın adam olması için nelerin yapılması gerektiğini bilenlerden aktardığımızı es geçiyoruz. Ve geliyoruz bugünkü feryada:
Yıllar önce eğer başınızı kaldırıp “çalışanının “yükleme boşaltmasının” sahibi olduğu bu limana, sayesinde kazanılan ekmek parasına vefada gerçekten sahiplik konsaydı, bugün kadavra haline gelmiş mezbelelik karşısında isyanı oynamak zorunda kalınmazdı.
“SONUÇTA” DİYEREK YAZALIM MI: Otuz yıldır bu limana tuvalet bile yaptırtamadık. (Bir tane yaptılar, pislik!)
Şimdi örgütlü beş sendika becerir de bu limanı adam gibi liman haline getirtirse “bravo” diyeceğiz!